Ayşe Berktay neden hâlâ tutuklu?

O, Kürtlerin hak ve hukukunun sağlanması gerektiğini düşünen bir geleneğin temsilcisi, bir insan hakları ve barış aktivisti.

Çevirmen, yazar, barış aktivisti ve BDP yöneticisi Ayşe Berktay, 4 Ekim 2011 tarihinde gözaltına alındı. İki gün sonra tutuklandı. O gün bu gündür tutuklu. ‘İstanbul KCK davası’nın sanığı olan Berktay, iki senedir, hakkındaki soyut iddialar dışında bir gerekçeyle yüz yüze gelmediği halde, bir türlü serbest bırakılmıyor. İddianamesini inceledim, şiddet ve terörle ilgisini gösterecek bir iddia, bir bulgu yok. ‘Parti faaliyeti’, ‘parti içindeki kadın etkinliği’ gibi gerekçelerle, ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla yüz yüze.

Ayşe, akademisyen İlhan Berktay’ın kızı. İlhan Ağabey, bizim ilk solcu düşüncelerle yüz yüze geldiğimiz günlerin sosyalisti. Siyasi tercihleri yüzünden sıkıntılar çekmiş, mücadelesini aralıksız sürdürmüş Egeli bir ailenin parçası Ayşe. Anne Solmaz, amcalar Erdoğan ve Alparslan Berktay, hep muhalif olmanın, solcu olmanın sıkıntılarını çektiler.

Ayşe’nin kardeşi Ali Berktay aile öyküsünü şöyle özetliyor: “Bizde bu işler aile boyu. Babam (İlhan Berktay) 51 tevkifatı, annem (Solmaz Berktay) öyle… Amcalarım Erdoğan, Alparslan Berktay.”

Ayşe Berktay da KCK davasındaki savunmasında bu duruma vurgu yapıyor: “Haksızlığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı çıkmanın erdem olduğunu öğrenerek büyüdüm. İnsanların eşit, ayrımcılığın, kibrin ve yalanın en büyük ayıp, emek ve özgürlüğün en yüce değer olduğunu annem ve babamdan öğrendim.”

KCK davaları yanlıştı
KCK davaları, iki buçuk yıl kadar önce yaygınlaştı, binlerce Kürt siyasetçisi tutuklandı. Tutuklamalara temel oluşturan tez şuydu: “PKK’ya karşı sürekli askeri operasyon yapılırsa, yasal alandaki Kürt siyasetçileri etkisiz hale getirilirse PKK bitirilir.” Bu tez, bazı çevrelerce, köşe yazıları ve haberlerle desteklendi. Kürt hareketine destek olan aydınları da hedef alan bir ‘korku ortamı’ yaratılmak istendi. Bu bir projeydi, uygulandı.

Bu tercihin şiddeti daha da tırmandıracağı ve yaygınlaştıracağı belliydi. Bu siyasetin sonucu olarak, Türkiye, büyük bir şiddet sarmalının içine yuvarlandı.

Silahların susmasının yolunun, baskı ve operasyondan değil, ‘inandırıcı barışçı hamleler’den geçtiği açık. Nitekim, bu anlayışla, 2013 yılının başında ‘çözüm süreci’ başlatıldı. Silahın yerini diyaloğun alması gereken bir döneme geçtik. Bir yıla yakın süredir çatışma yok.
Şimdi ise bu süreçle çelişen anlamsız bir tablo orta yerde duruyor: Kürtlerle bir barış siyaseti izleniyor, geçmişten farklı bir siyasi ortam oluşuyor ancak Kürtlerin meşru alanda siyaset yapan aktörlerinin önemli bir kısmı hâlâ hapishanede. Üstelik bu aktörler, yasal mücadeleyi tercih etmenin bedelini ödüyorlar.

Bu tablo içinde Ayşe Berktay’ın ve onun durumunda olanların hali özellikle dikkat çekici: O, ‘Kürt siyasi hareketi’nden değil ‘Türkiye sosyalist hareketi’nden geliyor. Türkiye’nin özgürleşmesi, demokrasinin yerleşebilmesi için Kürtlerin hak ve hukukunun sağlanması gerektiğini düşünen bir geleneğin temsilcisi, bir insan hakları ve barış aktivisti.

Mahkemedeki savunmasında bu tutumunu şöyle açıklıyor: “Ben hayatımı burada anlattığım tercihler çerçevesinde yaşıyorum. Bu iddianamedeki suçlamalar, BDP’nin olduğu kadar, benim varlığımı, varoluşumu, şu dünyadaki mevcudiyetimi de sorguluyor.”
Çözümse çözüm, barışsa barış...

Ayşe Berktay’ın durumunu açıklamak kolay değil. Binlerce KCK tutuklusu orada dururken, çözüm sürecini başarıyla sürdürebilmek çok zor.