Başbakan geçmişi eleştirince

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi tartışmaları sırasında söylediği sözler muhalefeti harekete geçirdi. Bildiğimiz milliyetçilik, içe kapanma söylemi, muhalefetin ana temaları olarak öne çıktı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi tartışmaları sırasında söylediği sözler muhalefeti harekete geçirdi. Bildiğimiz milliyetçilik, içe kapanma söylemi, muhalefetin ana temaları olarak öne çıktı. Başbakan’ı Orhan Pamuk gibi konuşmakla suçlayan da var, “bu da nereden çıktı, senin görevin Türkiye’nin uğradığı haksızlıkları görmek, geçmişi eleştirmek değil” diyen de.
Başbakan’ın üzerinde fırtınalar kopartılan sözlerini yeniden hatırlamakta yarar var: “Yıllarca bu ülkede bir şeyler yapıldı. Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lazım. Aklıselim ile bunların üzerinde düşünülmedi. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi. Bu hatalara zaman zaman biz de düştük.”
Başbakan, kendi tarihimize yönelik bir özeleştiri yapıyor. “Keşke farklı etnik kimlikleri kovmasaydık” diyor. “Bu yapılana faşizan uygulama denir” diyor. Bu sözleri Başbakan’ın söylemesi tabii ki bir anlam ifade ediyor. Türkiye’nin kendi geçmişiyle yüzleşmesi açısından ciddi bir ilerlemeyle karşı karşıyayız.
Muhalefetin gösterdiği tepki, çok geleneksel bir tepki. Onlara göre Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşecek hiçbir tarihsel sorunu bulunmuyor;
geçmişle yüzleşmeye çalışmak, başkalarına malzeme vermek anlamına geliyor.
***
Bir siyasetçinin, bir aydının ya da sıradan bir vatandaşın, ülkemizin tarihinde yaşanmış olan şeylere ilişkin bir özeleştiri yapmasını ‘günah’ ya da ‘suç’ olarak algılamak gülünç bir yaklaşımdır. Tarihe böyle bakarak gerçeklerin anlaşılmasının ne ölçüde mümkün olduğunu tartışmaya bile gerek yoktur. Bu nasıl bir düşünce iklimidir ki, kendi tarihine yönelik hiçbir eleştiriyi kabul etmeyecek, hep başkalarını suçlayarak, gerçeklerden kopuk hayali bir tarih kuracak ve bu kurduğun tarih üzerinden siyaset üretmeye çalışacaksın.
Örneğin 6-7 Eylül olayları hangi ülkede yaşanmıştır? Bu ülkenin gayrimüslim yurttaşlarının malını mülkünü kim yağmalamıştır? Onların bazılarını kimler öldürmüştür? Bu soruların tek muhatapı o saldırılara katılanlar mıdır? Hükümetlerin, gazetecilerin, aydınların bu olaylarda sorumluluğu yok mudur?
‘Varlık Vergisi Faciası’ adını verdiğimiz ve azınlıkları mülksüzleştirmeyi amaçlayan uygulamanın sorumlusu o dönemin devlet yöneticileri değil miydi? Başbakan böyle ayıplı bir tarihi masaya yatırıp eleştiri yapamaz mı? Yaparsa ‘Türklüğe hakaret’ten TCK’nın 312. maddesinden yargılanması mı gerekir? Yarın bir savcının da Başbakan için fezleke yazmasını mı bekleyeceğiz?
***
Başbakan’ın davranış biçiminin tutarlı sayılabilmesi için söylediklerine uygun adımlar atması gerekiyor. Bu bağlamda, kendisine eleştiri getirilebilir. Örneğin Heybeliada Ruhban Okulu hâlâ kapalıysa ve Hıristiyan yurttaşlar kendi din adamlarını yetiştiremiyorlarsa, Başbakan’ın özeleştirisinin çok da anlamlı görünmediği söylenebilir. Bugün ‘Kürt Sorunu’nun çözümünde geçmiş hatalardan dersler çıkararak ayrımcı çizgiyi terk etmesi gerektiği hatırlatılabilir. Hâlâ yürürlükte olan Vakıflar Kanunu’nun gayrimüslim vakıflarını ‘yabancı’ kabul eden uygulama ve hükümlerinin neden düzeltilmediği kendisine sorulabilir.
Başbakan, bir siyasetçi için cesur sayılabilecek önemli bir çıkış yaptı. Bu çıkışının geleceğe yönelik önemli bir anlayış değişikliğine zemin hazırlaması için çaba sarf etmek varken, muhalefetin yaptığı gibi ‘sen böyle konuşamazsın’ demek, ülkedeki düşünce ufkunu daraltmaya hizmet etmekten başka işe yaramaz. 
Muhazafakâr gelenekten gelen bir siyasetçi olan Başbakan “geçmişimizi eleştirelim” diyecek ve sosyal demokratlık iddiasındaki partinin başkanı onu milliyetçi ifadelerle suçlayacak... Garip ama gerçek... Böyle bir şey eskiden  hayal bile edilemezdi. Hayat hayal edilebilenin ötesine geçen boyutlar kazanırken, bazı kesimler bırakın hayal gücü sahibi olmayı, sade ve kuru gerçekleri bile görmekte zorlanmaya devam ediyorlar.
Ne olursa olsun, Başbakan’ın yarattığı tartışmayı çok önemli bir yenilik olarak görmekten yanayım. Devamının gelmesi ve söylediklerinin bir zemin üzerine oturtulması gerekiyor.
Başbakan’ın sözleriyle yeni bir sayfa açılmış olduğu söylenebilir. Türkiye’nin demokrasi yolculuğunun bu yoldan yürüyerek bir derinlik kazanması umudunu korumaktan yanayım.