Benim renkli gözlüklerim, Bahçeli'nin esprileri...

Dünkü yazımda, Bahçeli'nin mizahi yönüne vurgu yaptım. Değişik tepkiler aldım. Bir yorum, beni, aynı konuda yeni bir yazı yazmaya teşvik etti. Şöyle yazmış okurum: "Bahçeli'nin esprileri, yazarın taktığı gözlüklerinden daha renkli değildir."

Rahmetli Osman Bölükbaşı, mizah yeteneği yüksek bir siyasetçiydi. Lideri olduğu Millet Partisi; 1950'li yıllarda, yüksek oylar almasa da, Bölükbaşı'nın sözleri her zaman gazetelerin birinci sayfasında yer bulurdu. Onun adı, siyasi mizahla bütünleşmişti. "Siyasetin Nasreddin Hocası" diye de anılırdı.

Bölükbaşı'nın mitingleri, canlı ve eğlenceli geçerdi. Onun usta hatipliğini dinlemek için, kalabalıklar da toplanırdı. Seçim meydanlarında, kendisini dinlemeye gelen coşkulu toplulukla sempatik bir diyalog kurar; kendi partisine oy vermediğini bildiği bu kitleyle, ince ince dalga geçmesini bilirdi.

İşte, onun seçim meydanlarında dile getirdiği sitemkar yorumlardan bazıları: "Bu millet Bölükbaşı'yı alkışladı, İnönü'yü karşıladı, ama oylarını Menderes'e verdi." O yıllarda Adnan Menderes'in lideri olduğu Demokrat Parti, seçimleri kazanıyordu. O da sitem edip duruyordu: "Bizim kümeste tavuk çok ama, başkasının folluğuna yumurtluyorlar." "Meydanlarda rahman diye alkışlarsınız, seçimde gidip şeytana oy verirsiniz."

Bölükbaşı, 3-5 cümleyle değerlendirilebilecek biri değil elbette. Küçük bir Google taramasıyla, onun düşünsel zenginliğini ve ünlü esprilerini biraz daha yakından tanıyabilirsiniz. Wikiquote'daki Osman Bölükbaşı sayfasında da, bazı ilginç örnekler bulabilirsiniz. Mesela, "Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır" cümlesinin de, Osman Bölükbaşı'na ait olduğu belirtiliyor.

Bölükbaşı'nın tarzını, günümüz mizah standartlarına uzak bulanlarınız da olabilir. Ne olursa olsun, mizah, özellikle "muhalefet" için, değişim isteyenler için, önemli ve güçlü bir silahtır.

SİYASETTE MİZAH ÖLÜRSE...

Ancak, son yıllarda, Türkiye'de, özellikle siyaset alanında, maalesef, mizah neredeyse yok olup gitti. Meydanlarda gergin, kutuplaştırıcı, kışkırtıcı konuşma tarzı tercih ediliyor. Mizah, siyaset arenasından giderek uzaklaşıyor. Bu, zaten "sorunlu" olan bir alanı, daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Gülmeyen yüzlerin, asık suratların belirlediği bir kavga ortamı öne çıkıyor.

Rahmetli Erdal İnönü de, esprileriyle hatırlanan siyasetçilerdendi. Süleyman Demirel, Turgut Özal anekdotları, zaten, bu ülkenin yakın tarihinin bir anlamda "çekirdeği" gibidir. Son günlerde, Selahattin Demirtaş'ın da, zaman zaman mizahı etkili kullandığını görebiliyoruz. Devlet Bahçeli, değişik bir mizah tarzıyla ve esprileriyle dikkat çekiyor.

SİYASİ MİZAH

Tabii, bütün bunların bir yerde zevk meselesi olduğunu da, unutmamak gerekiyor. Sonuçta, siyasetçiler arasındaki mizahi polemikleri sıkıcı bulanlar veya siyasetçi anekdotlarına ancak içerdikleri tarihsel veriler bağlamında ilgi duyanlar olabilir. Siyasi mizahın farklı boyutlarından bazılarına veya tümüne mesafeli olmak, elbette mümkün.

Dünkü yazımda, Bahçeli'nin mizahi yönüne vurgu yaptım. Siyasette mizahın giderek yok olmasına ilişkin kaygılarımı dile getirdim.

Bu yazıya değişik tepkiler aldım. Alışık olduğum önyargılı, önceden kararını vermiş kesimleri bir yana bırakıyorum. Bir yorum, beni, aynı konuda yeni bir yazı yazmaya teşvik etti. Şöyle yazmış okurum: "Bahçeli'nin esprileri, yazarın taktığı gözlüklerinden daha renkli değildir."

Yorumcu, yermek amacıyla mı, övmek amacıyla mı böyle bir göndermede bulunmuş, bir değerlendirme yapamadım. Ama bu yorumu beğendim.

Evet, okurun da belirttiği gibi, renkli gözlük takmayı seviyorum. Pek alışık olunmayan renkli gözlüklerim; eleştiriye, bazen de "hakaret etmek isteyenler için dolgu malzemesi olmaya" yarıyor. Bu durumdan şikayetçi sayılmam. "Renkli gözlüğü takan, alaya alınmaya da, eleştiriye razı olmalı" diye düşünürüm.

Mizah, daha çok bir yergi unsuru olarak kullanılır. Tebessüm etmemizi, öfkelerimizin yatışmasını sağlar.

Devlet Bahçeli, espri yapmayı sürdürsün, ben de renkli gözlüklerimi takayım.

Okuruma teşekkür ediyorum. Hakkımdaki yorumları incelemeye ayırdığım zaman miktarından yeni espriler çıkartacak okurları da, merakla bekliyorum.

------

Masamdaki kitaplar: 1. Hasan Ürel, "Mahkum olduk netekim", Bir avukatın 12 Eylül anıları, Liberte yayın grubu, Eylül 2014/ 2. Rona Aybay, "İnsan hakları hukuku", İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Nisan 2105 / 3. Vural Arı, "Rölativite'den Kuantum'a Evrenin gerçekliği", İSt. Bilgi Üni. Yay, Nisan 2015