Biden çantasındaki güvercin...

Irak'taki merkezi yönetimle, Kürt Özerk bölgesi yönetimi arasında; geçtiğimiz günlerde, çok da üzerinde durulmayan bir uzlaşma sağlandı. Bu uzlaşmaya göre; Bağdat, Kürt yönetimine 500 milyon dolar verdi; Kürt yönetimi de, günde 150 bin varil petrol göndermeye başladı
Biden çantasındaki güvercin...

Bu uzlaşma, uzun süredir, “Ankara-Bağdat ilişkileri”ni de gerginleştiren bir dönemin sonu olarak okunabilir. Bu anlaşma ile; Irak'ın Şii yönetimi, Irak Kürdistanı’nın Kürt yönetimi ve Türkiye Cumhuriyeti arasında, yeni bir uzlaşmanın kapıları açılmış bulunuyor. Bu uzlaşmada ABD yönetiminin payının olduğu açık.

Başkan Yardımcısı Joe Biden'in ziyaretinden hemen önce gerçekleşen anlaşma, bölgedeki gelişmeleri epeyce etkileyecek gibi görünüyor. Aynı günlerde, Davutoğlu'nun Erbil'i ve Bağdat'ı eşzamanlı olarak ziyaret etmesi de, “yeni durumun işareti” olarak okunabilir.

Joe Biden'le neler konuşulacak

Türkiye, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'le neler konuşacak? IŞİD'le mücadele, belli ki, gündemin ilk maddesini oluşturacak. Bu konuda Ankara'nın başından beri ortaya koyduğu temel itirazlar, masaya yatırılacak.

Türkiye, “IŞİD'le mücadele, toptan bir bölgesel strateji kurulmadan yürütülürse neticeye ulaşamaz” pozisyonunda. Yine Türkiye'nin tezine göre; Şam'da, Esad rejimi bu haliyle kaldıkça, Suriye'de kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değildir.

IŞİD tehdidiyle birlikte, Esad konusunda Washington'un tereddütleri olduğu, biliniyor: Suriye'de rejimin yıkılmasıyla birlikte kurulması muhtemel bir Sünni yönetimini ABD zaten onaylamıyordu. Bu ihtimal nedeniyle, Özgür Suriye Ordusu’na desteği kesmişti.

Şimdi, Türkiye ile görüşmede, masada, IŞİD'le birlikte Esad rejminin geleceği de konuşulacak. ABD ve Batı ülkelerinin çoğunluğu; Esad rejiminin gayrımeşru olduğunu, çok önceki yıllarda ifade etmişlerdi. Siyasi niyetleri belli bir değişime uğrasa da, prensip olarak, tutumlarını koruyorlar.

PKK/PYD konusu

Türkiye'nin Esad konusundaki tutumunun ABD'yi harekete geçirip geçirmeyeceğini, şimdiden bilmek kolay değil. İkinci mesele ise, PKK/PYD örgütlenmesine karşı tutum.

Türkiye, her ne kadar "PKK terör örgütüdür" ısrarını sürdürse de (ve hatta, ABD, prensip olarak, buna “evet” dese de); şimdi farklı bir durum söz konusu. Türkiye, PKK ile çözüm süreci yürütüyor. Geleceğine yön verecek önemli bir “görüşmeler ve kararlar dönemi”nde. Bu açıdan, PKK/PYD ısrarı, biraz sembolik bir nitelik taşıyor.

Zaten, “eğit-donat” projesinin içine Kürtlerin ve bu arada PYD'nin de girmesinin, mümkün olduğu konuşuluyor.

Ankara Washington normalleşme dönemi
ABD ve Türkiye, son dönemde önemli çalkalanmalar yaşayan ilişkilerini normalleştirmeye ve bölgede ortak hareket etme konusunda daha dikkatli davranmaya yönelmiş bulunuyorlar. Hayatın gerçeği, birlikte hareket etmeye zorluyor.

Aşılmaya çalışılan krizin asıl nedeni, AK Parti yönetimiyle başta ABD ve Batı ülkeleri arasındaki görüş mesafesinin açılmış olmasıydı. Batı'da, "İslamcı Erdoğan" imajına karşı ciddi bir alerji var. Bu alerjinin, zaman zaman gerginliklere yol açtığı, iplerin kopma noktasına geldiği, açık.

Bazı Batı merkezlerinde de, "Erdoğan gitti gidiyor" havası etkili oldu. Özellikle ABD'de, bu konuda ciddi beklentiler oluşturulduğu biliniyor.

Bu beklentiler, içeride de oluştu. Bunların da etkisiyle, Türkiye'nin iç ve dış politikası; içeride ve dışarıda topa tutuldu. Bazı haklı eleştiriler de olsa da; asıl amaç, uluslararası tecrit siyaseti yoluyla, Türkiye'deki yönetimi krize sokmaktı.

Biden'ın gelişi; bu beklentilerin artık sona erdiğini, ilişkilerin normalleşme yolunda ilerlediğini gösteriyor. Türkiye, şimdi geçmişe oranla daha etkili bir aktör olarak, “süreç”in içinde yer alıyor.

Şimdiye kadar, en kritik konu, Türkiye'nin Ortadoğu'daki savaşın içine çekilmemesiydi. Umarız bundan sonra da bu çizgi sürdürülür.