Biz 'Beyaz Türkler'Kürtlerden ne istiyoruz?

Biz 'Beyaz Türkler', Tayyip Erdoğan karşısında sürekli yenik düşmenin haklı öfkesiyle Kürtlere bakıyoruz.

Artık dayanamayacağım, söyleyeceğim: Kürtlerin barışa karar vermelerinden bu yana, biz ‘Beyaz Türkler’ tedirgin, öfkeli, azarlayıcı bir tutum içindeyiz. “Siz nasıl olur da bizden habersiz, bizim rızamız olmadan silahları bırakıyor, Tayyip Erdoğan’la uzlaşıyorsunuz?” demekten bir hal oluyoruz. Hatta bazılarımız Abdullah Öcalan’ın ‘kullanılan adam’ olduğunu söylemekten bile geri durmuyor. 

Dönüp Kandil’e bakıyoruz... “Bir çatışma çıksa da şu hükümet gününü görse...” sloganları atacak kadar kendilerini kontrol edemeyen arkadaşlarımız var. BDP’lileri sıkıştırıyoruz “Gezi’ye destek vermediniz zaten” diyerek, onlara ‘ağır’ eleştiriler yapmak artık bir alışkanlık haline
dönüştü...

Biz ‘Beyaz Türkler’, Tayyip Erdoğan karşısında sürekli yenik düşmenin haklı öfkesiyle Kürtlere bakıyoruz. “Hiç olmazsa İstanbul’da AKP’yi yıkmak için el verin” diyoruz. Kürtler şaşkın, “Neden CHP’ye destek verelim, hangi konuda bizim haklarımızı savundular ki biz onlarla birlikte olalım?” diye soruyorlar.

AK Parti’yi hangi yöntemle olursa olsun yenilgiye uğratmak isteyen biz ‘Beyaz Türkler’ kendi açımızdan haklı bile sayılabiliriz. Ancak bu arzumuzu Kürtleri kendimiz adına dövüştürerek gerçekleştirme isteğimiz boş bir beklenti olduğu gibi, insani de değil.
30 yıldır savaşanlar onlar. 50 bine yakın çocuklarını dağda yitirenler onlar. Binlercesi hapiste. Binlerce köy yok olup gitti. Milyonlarca Kürt, göç ettikleri şehirlerde insanlık dışı koşullarda yaşamaya mahkûm edildi. Şimdi çatışmasızlık ortamında kendilerine gelmeye çalışıyorlar. Yaralarını sarıyor, hükümetle sıkı bir tartışma yapıyor, kamuoyunu ikna ederek Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunmaya çalışıyorlar.

Ayrıca uzun süreli savaşın eğittiği Kürtler, nereden neyi alıp neyi almayacaklarını ‘Beyaz Türkler’den daha iyi biliyorlar.

Kışanak ve Demirtaş
BDP Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş’la, önceki gece, bir grup gazeteci olarak buluştuk. Öcalan’la devlet arasındaki diyalog sürecine ilişkin izlenim ve değerlendirmelerini aktardılar. Öcalan’ın diyaloğu sürdürmeyi, oradan müzakereye geçmeyi tercih ettiğini bir kere daha dile getirdiler. Başbakan’ın ‘ötekileştirici dil’ine rağmen Öcalan’ın süreçten umudunu kesmediğini, bir yıldır ölüm olmamasını büyük bir kazanç olarak gördüğünü öğrendik.

Kandil’le PKK lideri arasında bir ayrılık olmadığını, son gerginliğin müzakere isteyen Öcalan’ın elini güçlendirmeyi amaçladığını ifade ettiler. BDP yöneticileriyle Adalet Bakanı’nın sürekli görüştüklerini, aralarında bir uyum ve uzlaşma dilinin egemen olduğunu söylediler. Görüşmelere zaman zaman Beşir Atalay’ın katıldığını da... “Paketle ilgili çokça bir araya geldik...” dediler. Ancak ‘demokrasi paketi’nin son halini bilmediklerini ve beğenmediklerini vurguladılar.

Öcalan’ın ‘çözüm yolunun devamı’ için üç önerisi olduğunu ifade ettiler: Görüşme ve müzakereleri bir ‘âkil heyeti’ izlemeli. Öcalan’ın dış dünyayla teması sağlanmalı (Örneğin bazı gazeteciler ve televizyoncularla görüşme). Hükümet bir çözüm projesi oluşturmalı...

Suriye Kürdistanı: Rojava
BDP yöneticileri, Türkiye’nin Suriye Kürtlerine yönelik tavrını eleştiriyor. Ankara’nın, El Kaide’nin güçlenmesini, Kürtlerin önünü kesebilecek bir olgu olarak desteklediğini ve şimdi El Kaide tehdidinin Türkiye’ye de yöneldiğini ifade ettiler.

Son dönemde, Suriye sınırındaki karakolların etrafında başlayan duvar faaliyetinin Nusaybin’de 7 kilometrelik bir projeye dönüşmesinden kaygıyla söz ettiler. “Bunu kabul edemeyiz ve sonuna kadar direniriz” diyerek kararlılıklarını dile getirdiler. “Bunu da Kürtlere karşı yapıyorlar, karşı tarafta bizim akrabalarımız yaşıyor” dediler. Duvarın sınır boyunca yapılmasına dair bilgiler aldıklarını da söylediler.
Kürtler, Türkiye’ye ‘birlikte çözüm üretmeyi’ öneriyorlar... Hak hukuk temelinde...