"Bölündün gittin be kardeşim!.."

Bölünme paranoyası, İttihatçılar'dan CHP'ye miras kalmış iflah olmaz bir hastalık. Şimdi bu hastalığın AK Parti hükümetine de sirayet ettiği anlaşılıyor.

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, ‘Kürtçe eğitim’ konusunda şöyle konuşuyor: “Bana sorarsan anadilde eğitim doğru olmaz. Anadilde eğitim ülkeyi de huzuru da bozar. Bölünmek iyi bir şeyse bölünelim! Bu ülkede 18 etnik grubun olduğu varsayılır. Bu coğrafyada bu kadar ders kitabı basılacak, bu kadar hoca derslere girecek ve bu memlekette huzur bulacaksınız? Bütün okullarda Kürtçe eğitimi zorunlu yap bakalım. Üniversite kur, sonu nereye gidecek?”

Bu düşüncenin öncülerinden birisi Kemal Kılıçdaroğlu’ydu: “Herkes anadilini öğrenmeli. Anadili yasağının kalkması için ilk teklifi veren de biziz. Ama anadilinde eğitim toplumu böler.”

Görünen o ki hükümet de ‘reform paketi’ni hazırlarken bu düşünce çizgisinden tam olarak kopamamış.

Türkiye, başka ülkelerde, Türkçenin unutulmaması, Türkçe eğitiminin yaygınlaştırılması için çabalıyor. Makedonya’da Türklerin nüfusa oranı yüzde 3.85 düzeyinde… Türkçe eğitimi; üniversitede, lisede, ilkokulda var. Türkiye, Türkçenin Makedonya’da resmi dil olması için bütün diplomatik ve ekonomik gücünü kullanıyor.

İkinci paranoya
“Cemevleri ibadethane midir, değil midir?” tartışması, bir türlü sonuçlanmadı. Sünni kesimin kanaat önderlerinde hâlâ ağır basan ‘önkabul’ şu: “Müslümanların ibadet yeri camidir. Onun dışında ibadet yeri olamaz.”

Alevi kimlik taleplerinin önemli simgelerinden birisini, şehirlerde yaygınlaşan cemevleri oluşturuyor. Aleviler, gerçekten, son 20 yıl içinde, katlanarak artan bir ‘cemevi örgütlenmesi’ yaşadılar. 1993 Sivas katliamı, bir kırılma noktasıydı. Türkiye’nin AB üyeliği sürecini tetikledi. Havalar değişti. Alevilerin kimlik talepleri yoğunlaştı.

Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gece, ATV’de, gazetecilerle olan söyleşisi sırasında, cemevlerinde son yıllarda gözlemlenen büyük artışa dikkat çekerek ilginç bir değerlendirmede bulundu. Alevilerin de Müslüman olduğunu dile getiren Erdoğan, “Müslüman olduğuna göre burada ayrımcılığa gidecek bir şeye fırsat vermemek lazım” ifadesini kullandı.

Başbakan’ın ifadesinden ben şunu anlıyorum: “Onlar da Müslüman olduklarına göre camiye gelsinler.” Başbakan, konuşmasının sonraki aşamalarında, ‘bu konuda zaten Alevilerin aralarında birlik olmadığını’ da dile getirerek cemevlerinin ibadethane olmaması konusundaki hükümete egemen düşünce sistematiğini bir kez daha ifade etmiş oldu.

İttihatçılar’dan bu yana
Bölünme paranoyası, İttihatçılar’dan CHP’ye miras kalmış iflah olmaz bir hastalık. Şimdi bu hastalığın (kısmen farklı vurgular kazanarak) AK Parti hükümetine de sirayet ettiği anlaşılıyor. AK Parti’deki ‘bölünme hassasiyeti’, ‘Müslümanlar arasında ikilik çıkması’ korkusunu da içinde barındırıyor.

Milyonlarca Alevi yurttaşın büyük çoğunluğu cemevlerini ibadethane olarak görüyorsa, bunun ‘bölücülük’ olması nasıl düşünülebilir?
Ülkede Türklerden sonra en büyük nüfusu oluşturan etnik grubun kendi anadilinde eğitim yapmasını bölücülük olarak görmek, bölünmeyi kışkırtan bir anlayış değil mi?

Gümrük ve Tekel Bakanı Hayati Yazıcı, daha gerçekçi bir yaklaşım sergileyerek, Radikal’den Ömer Şahin’e yaptığı değerlendirmede, “Cemevleri ibadethanedir” ifadesini kullanıyor. Farklılık gösteriyor.

Açmazımız ortada: Bu ülkenin iki büyük ve kalabalık kimliği ‘bölücü’yse Kürtlerin anadili, Alevilerin cemevleri ‘bölücü’yse sen bölündün gittin be kardeşim.