Bu cinayetlerin üstü mü örtülsün?

Kayseri Jandarma Alay Komutanı'yken, Güneydoğu'da gerçekleşen birçok faili meçhul cinayetin zanlısı olarak tutuklanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz hakkında çıkan gazete haberleri insanı dehşete düşürecek nitelikte.

Kayseri Jandarma Alay Komutanı’yken, Güneydoğu’da gerçekleşen birçok faili meçhul cinayetin zanlısı olarak tutuklanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz hakkında çıkan gazete haberleri insanı dehşete düşürecek nitelikte. İnsanların canlarını emanet ettikleri bir devlet görevlisi, öyle iddialarla yargılanıyor ki, ‘bu ülkenin nasıl bir devleti varmış’ sorusunu (bu sorunun birçok farklı kesimden birey tarafından milyonlarca kez sorulmuş bir soru olduğunuzu bilmenize rağmen) kendi kendinize sormadan edemiyorsunuz.
Dünkü gazetelerden bir paragraf: “Söz konusu grupta yer alan uzman çavuşların, itirafçılar ile gerçekleştirdikleri eylemlerden sonra öldürdükleri kişilere ait kimlik belgelerini Albay Temizöz’e teslim ettikleri belirtilen iddianamede, ‘Böylece Temizöz’ün vermiş olduğu talimatı yerine getirdiklerini bildirdikleri, birçok eylemde öldürülen kişilerin üzerlerinden kimlik belgelerinin çıkmamasının da bu hususu doğruladığı...’ denildi.”
Bir başka gazetedeki haber ise iddianameden alıntılanmış şöyle bir bölüme yer veriyordu: “Tükenmez Kalem’ kod adlı A.G.: ‘Kamil Atak sürekli Albay Temizöz’le toplantı yapıyordu. Bir komutan gibi hareket ederek istediği kişiyi gözaltına alıp sorgulayabiliyordu. Bize talimat verip PKK’ya yardım eden kişilerin gözaltına alınmasını istiyordu. PKK’ya yardım ettiği düşünülen kişi ya ajanlaştırılıp bize çalışması sağlanıyor ya da infaz ediliyordu. 1994’te Ramazan Elçi’yi aldık. Tuna (kod adı), Ramazan’ı vurdu. Sonra da ‘Pe...k gitti’ dedi. Aynı yıl, iki tim komando ile Zeristan köyüne gittik. Abdullah ve İzzet adlı iki kişiyi alıp nezarethaneye koyduk. Bir gün sonra bu kişilerin kaybolduğu söylendi. Cemal Komutan’ın talimatıyla infaz edildiler. Ramazan Uykur adlı kişiyi Kamil Atak’ın oğlu Tamer Atak infaz etti. Yine Salih Şık, Cemal Temizöz’ün tehditleri sonucu infaz edildi. Sonra İbrahim
veya Murat Adak adlı kişi ile bir muhasebeci Kalaşnikof ile öldürdü. PKK’ya katılmak isteyen beş kişi, Bozalan Köyü yakınlarında öldürüldü ve gömüldü. Cesetlerin yerini gösterebilirim.”
Bu ülkede gerçekleşmiş olan şeyler hakkında birkaç cümle daha öğrenmek ister misiniz... “Sokak Lambası kod adlı H.A.: Beni Cizre’ye gönderdiler. Burada Cemal Temizöz’e bağlı itirafçı ve uzman çavuşlarla çalıştım. Temizöz, sivil çalışan JİTEM’ci uzman çavuşlara da resmi kıyafet giydiriyordu. Suriye uyruklu iki kişi sınırı geçip bize başvurdu. Türk vatandaşlığına geçmek istediklerini söylediler.
Örgütle ilgili bilgi verirlerse yardımcı olacağımızı söyledik. Bilgi aldıktan sonra bu kişileri Katran Bölgesi’ne götürdük. Yavuz (kod adı) ikisini de vurup öldürdü. Üzerlerini taşla kapattık. 1995’te, Silopi’deki Hac Konaklama Tesisleri yanında balıkçılık yapan bir gencin şüpheli hareketlerde bulunduğunu, yanına iki gencin daha geldiğini ihbar aldık. Üçünü de sorguladık. Dağa gideceklerini öğrenince Cemal Temizöz’e bilgi verdik. Üçünün de öldürüleceği söylendi. Çocuklar, itirafçı Adem Yakın tarafından kafalarından kurşunlanarak öldürüldü. Bir dere yatağına gömdük. Türkiye’ye iltica etmek isteyen Arap uyruklu bir kişi de gözleri bağlanıp Cizre-Silopi yolunda infaz edildi. İnfazlar gözümün önünden gitmiyor.”
Gazetelerde yer alan iddianameye göre, bu cinayetlerin bir kısmında aktif rol alan ve tutanakları bile sahte isimlerle imzalayan uzman çavuşların gerçek isimleri, savcıların gayretine rağmen, bölgedeki jandarmadan istenilen bilgi gelmediği için saptanamadı ve bu nedenle bu kişiler yargı karşısına çıkarılamadı.
***
Türkiye’deki bazı kesimler ve bazı kişiler, ‘PKK ile mücadele ediyorum’, ‘terörü bu şekilde yeneceğim’ vb. şeyler söyleyerek, bu cinayetleri işlediler, işlettiler. Bugüne kadar, bu kişilerden hesap sorulması bir yana, yanlarına bile kimse yaklaşamadı, hatta sürekli terfi ettirildiler.
Buna benzer insanlık dışı cinayetlerden hesap sorulsun mu, sorulmasın mı? Her türlü tehlikeyi göze alarak bu davaları açan, ülkemizin demokrasi yolculuğunda en riskli görevleri üstlenen savcılar vazifelerine devam etsinler mi, etmesinler mi?
Milletin gözü önünde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine soruyorum...
Siz bu savcıları (günlerdir gazetelere yansıdığı gibi) tasfiye mi etmek istiyorsunuz? Neden böyle bir şeyi istiyorsunuz? Siz bu ülkede insanların nasıl yaşamasını istiyorsunuz?
Bu savcılar, tıpkı Şemdinli savcısının olduğu gibi görevlerinden alınırsa ve bu cinayetler soruşturulamazsa, hukukun, adaletin daha iyi işleyeceğini mi düşünüyorsunuz?
Vicdanınız buna nasıl elveriyor?