Bülent Arınç örneği

'Parti içi demokrasi' yalnız AK Parti'nin değil, Meclis'teki tüm partilerin yüzeysel kaldığı bir alan. Partiler dışından veya içinden, bir demokratik ses ihtiyacı artıyor.

çüncü bir yol olamaz” mı diye düşünüp duruyorum. Başbakan’ın kendi dindarlık anlayışını siyasete taşıması, yanlış. Öğrenci evleri tartışmasında, “Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” gibi yaklaşımlarda, toplumsal kutuplaşmayı kışkırtan tavrıyla öne çıkıyor.
Bülent Arınç’ın dile getirdiği, parti içi ve hükümet içi danışma mekanizmalarını kullanmayan, tek adam tavrını simgeleyen davranışları da bu ‘kutuplaştırıcılık’la bağlantılı.

Tabii ‘artı’lara da bakacağız. Örneğin ‘çözüm süreci’ alanındaki başarılı ve cesur tutumu göz ardı etmeyeceğiz. Başbakan’ın, ateşkesin sağlanması ve silahların susması aşamasında, Öcalan’ın devreye girmesi ve muhatap alınması için gösterdiği kararlılık, hâlâ çok önemli. Öcalan da, olgun ve etkili siyasi tavrıyla, sürecin kalıcılaşması noktasında etkili rolünü sürdürüyor.
Muhalefete gelince: Muhalefetin ana kanadı, başörtüsü yasağının sonlanmasına destek verdi. Olumlu bir tutum sergiledi. Ancak hâlâ bu konuda bitmeyen bir gerilimin olduğu açık. Hatta bazı muhalefet çevreleri, “Bakın başörtüsü konusunda adım atarken öğrenci evlerini hedef aldılar, bu uygulamalar birbirinin devamı ve aynı anlayışın sonucu” diyebiliyor.

Demokratik muhalefet
Yıllardır yazıyoruz: AK Parti’nin, daha açıkçası Türkiye’nin ciddi bir demokratik muhalefete ihtiyacı var. Yaşam tarzı eleştirilerini haklı buluyorum ancak bununla sınırlı olmayan, demokrasi hedefini göz ardı etmeyen bir muhalefetten söz ediyorum. 

Örneğin, devletin ‘anadilde eğitim’ konusunda direnmesini eleştirebilecek bir muhalefet. Terörle Mücadele Kanunu’ndaki, şiddetle araya sınır çekmeyen, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü hedef alan maddelerin kaldırılmasını önemseyecek bir muhalefetten söz ediyorum... Hem bu konuda hem diğer birçok konuda kendi projelerini, kendi gündemini oluşturabilecek bir muhalefet için hâlâ mı şartlar hazır değil? 

Siyasi Partiler Kanunu’nun ve Seçim Kanunu’nun değiştirilmesi noktasında da bir demokratik müdahaleye ihtiyaç bulunuyor. ‘Demokratikleşme Paketi’ içinde, barajın yüzde 5’e indirileceği yönünde bir hedeften söz edildi. Muhalefet bu konuda ‘blok halinde’ bastıramaz mı?

AK Parti deneyi
Bülent Arınç örneğini nasıl okuyabiliriz?
Şurası bir gerçek ki, Türkiye’nin demokratikleşme birikimi, iktidar partisini zorlayan bir noktaya geldi. ‘İktidar olma sendromu’, reformcu özellikleri olan AK Parti’yi giderek statükoculuk yönünde etkiliyor. Başbakan, ‘siyasi başarılarını kişisel olarak algılayan’ bir yanlışa yönelebiliyor. ‘Partiyi tek başına yönettiği’ izlenimi ağırlık kazanıyor.

Bu noktada, AK Parti içindeki ‘değişim birikimi’ devreye giriyor. ‘Öğrenci evlerine müdahale’ anlayışının, parti içinde de ciddi eleştirilere neden olabileceğine dair mesajlar yoğunlaşıyor. Arınç’ın tepkisi, ‘parti içi sıkışma’nın en şiddetli ifadesi. Özellikle ‘hayat tarzı’ değerlendirmeleri, bu sıkışmanın, bu tartışmanın ana eksenlerinden birisi olmaya aday gibi görünüyor.
‘Parti içi demokrasi’, yalnızca AK Parti’nin değil, Meclis’teki bütün partilerin yüzeysel kaldığı bir alan. Partiler dışından veya içinden, bir demokratik ses ihtiyacı giderek artıyor. Kutuplardan birisinden olmayan, kendisini herhangi bir kutba mahkûm etmeyen, ciddi ve örgütlü bir sese acil gereksinim var.

Buradaki sorun, iki mahallenin de ‘çok güçlü’ olması. Aradan konuşanların, konuşabileceklerin; iki taraftan birden sıkıştırılmaları... Susturulmak istenmeleri, yaftalanmaları...

‘Arada duranlar’ın, üçüncü sesin sahiplerinin cesur olmaları ve gelecek haksız tepkilere karşı dirençli bir tutum alabilmeleri gerekiyor. Buna çok ihtiyacımız var.