Cemaat-hükümet: Gerilimin ipuçları

Çeşitli uzlaşma arayışları görülebilir, hatta uzlaşma noktaları bulunabilir; ancak kriz, derinleşerek kendisini hissettirecek.

Etyen Mahçupyan, iki gün önce, Zaman’daki yazısında, tarafların meseleye makul bir şekilde konuşarak ve gerilimi tırmandırmadan yaklaşmalarını öneren bir değerlendirmede bulundu: “Olayın geldiği nokta artık ani bir geri dönüşü mümkün kılmıyor. Bundan sonrası hükümet ve Başbakan ile ‘Hizmet Hareketi’nin etkili isimleri arasında bir aklıselim ortamının sağlanıp sağlanmayacağına bağlı. Bu da her iki tarafta militanlaşma ve belden aşağı vurma eğiliminin cazibesini kaybetmesiyle, serinkanlı bir bakışın hâkim olmasıyla ve sahici bir konuşmanın yapılabilmesiyle ilintili.”

“Gülen’i bitirme planı” adıyla gazete manşetlerine taşınan haberle görüyoruz ki gerilimde, bir uzlaşmaya değil, tam tersine, derinleşmeye doğru ilerliyoruz. Cemaat’in yayın organları, belki hiç olmadıkları kadar militan bir yayın çizgisindeler. Hükümete yakın olanların durumu da çok farklı sayılmaz.

Cemaat’in militan kalemlerinin değerlendirmelerine göre ‘MGK Raporu’, hükümetin, askerle anlaşarak 2004 yılında Gülen Hareketi’ni bitirmeye karar vermiş olduğu yönünde.

Başbakan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan tarafından bir açıklamayla bu değerlendirme yalanlandı. Akdoğan açıklamasında, MGK Raporu’nun o dönemde hükümet tarafından yok hükmünde sayıldığını, uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etti… Bu yaşananlar da gösteriyor ki hükümetle Cemaat arasında çok eskilere dayanan bir rahatsızlık söz konusu. Taraflar, birbirine, eskiden beri, aslında çok da güvenmiyor.

Belli ki tarafların ellerinde, birbirlerini köşeye sıkıştırmalarını sağlayabilecek gizli istihbarat bilgileri bulunuyor. Sürecin gelişmesine paralel olarak, dokümanlar birer ikişer bekledikleri yerlerden çıkarılabilir ve savaş malzemesi olarak kullanılabilir.

Derin iktidar mücadelesi 
Önceki yazımda da üzerinde durduğum gibi; önümüzdeki iki yıl içinde, Türkiye’nin geleceğinin belirlenebileceği, 10-15 yıllık iktidar formüllerinin netlik kazanabileceği üç seçim yaşayacağız. İktidar içinde ve çevresindeki güçlerde gözlemlenen ‘psikolojik dönüşüm’ü, bu çerçevede anlamaya çalışabiliriz.

‘İktidar çevresi’ ifadesini tercih ediyorum: Kendilerini ‘Hizmet Hareketi’ diye tanımlayan Gülen Cemaati de son yıllarda iktidar çevresinin önemli bir aktörü haline geldi. Türkiye’nin dünyaya açılma projesinin sivil alandaki en etkili uygulayıcısı konumundalar. ‘Hizmet hareketi’nin, hükümetle işbirliği içinde önemli bir eğitim gücü oluştururken, çevresinde ciddi bir ekonomik kuvvetin de biriktiği sır değil.

Arada hep bir gerilim olsa da ‘askeri vesayetin tasfiyesi’ gibi kritik noktalarda; AK Parti ve cemaat, esas olarak, birlikte hareket etti, sırt sırta verdi. Gerilimin tırmandığı günlerde bile, iki müttefik güç olarak yan yana durmaktan vazgeçmediler.

Ancak, şimdi, ‘iktidarın yeniden belirlenmesi’ koridorundayız. Önümüzde bazı sorular var… İktidarın imkânlarını kim kullanacak, nasıl kullanacak? Özellikle de muhafazakâr kesim içinde, ‘alan paylaşımı’ nasıl gerçekleşecek?

Sorun: AK Parti’yi kim yönetecek?
Daha önce de yazdım; bazılarının aksine, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda çok bir sorun çıkacağını sanmıyorum.
Asıl önemli nokta, iktidar partisinin (Erdoğan sonrası) başına kimin geçeceği ve partinin iç iktidar düzeninin nasıl yeniden şekilleneceği.
Erdoğan’la Cemaat arasındaki ilişki, her dönemde, (alttan alta veya açıktan) gerilimliydi, hep bir soğukluk vardı… Ancak, şu noktadan itibaren, ok yaydan çıkmış durumda. Çeşitli uzlaşma arayışları görülebilir, hatta bazı uzlaşma noktaları bulunabilir. Ancak üç seçimin tetiklediği kriz, derinleşerek kendisini hissettirecek.

Yerel seçimlerdeki çekişme, bir imkân olarak kullanılabilir. Sonrasında, cumhurbaşkanlığı seçimleri, yeni bir ‘koz kullanma ve kozları paylaşma alanı’ olarak önümüze çıkacak. Şu an hiç hesap etmediğimiz yeni ‘ittifak’larla, ‘koalisyon’larla karşılaşabiliriz. Önümüzde, belki kimsenin çok somut bir öngörüde bulunamayacağı karmaşıklıkta bir süreç var.

Artarak devam edeceğini tahmin ettiğim gerilim, Türkiye’nin ekonomik, sosyolojik, psikolojik, kültürel dengelerini her anlamda etkilemeyi sürdürecek.