Cemaat siyaset sınavında

Cemaatin siyaset alanında bir aktör olduğu açık. Ancak bir siyasi partisi yok.

Gülen cemaatinden ya da onların deyişiyle ‘Hizmet Hareketi’nden çok tanıdığım, dostum var. Fethullah Gülen’le ilk söyleşi yapan gazetecilerden birisiyim. Kendisiyle yaptığım söyleşi, Ağustos 1995’te, yani oldukça ‘zor’ bir dönemde, Cumhuriyet’te dizi olarak yayımlandı... Cemaatin gelişimini, değişimini, üzerindeki baskıları epeyce yakından izleyenlerden birisiyim.

Yıllarca ‘ulusalcı güçler’ ve ‘seküler’ kesimler tarafından ‘tehlikeli’ olarak sınıflandırılanların en üst basamağında, ‘Gülen Cemaati’ yer alıyordu. Baskılar görürken, bir yandan da, ‘merkez siyaset dünyası’yla ilişkilerini sürdürdüler. Tansu Çiller’le, Bülent Ecevit’le, başbakanlıkları döneminde iyi ilişkiler kurdular. Yurtdışındaki eğitim kurumlarına destek bulabildiler.

Fethullah Gülen ve arkadaşları, bir siyasi partiyle resmen ve açıktan ilişkilenmekten, yani ‘organik ilişki’den uzak durdular.
Eğitim, ekonomi ve sağlık alanında ciddi maddi birikim yaratabilen bir sivil inisiyatif olarak, ‘İslami cemaatler’ arasında öne çıktılar. Anadolu kökenli işadamları ve gönüllüler ordusuyla dünyanın dört bir yanına yayıldılar.

İlk başlarda, daha geleneksel bir dindarlığa, daha ‘içe kapanmacı’ bir vizyona yatkınlardı. Geliştikçe, sayıları arttıkça, dünyayla ilişkileri yaygınlaştıkça, zenginleştikçe, küresellikle daha rahat ilişki kurabilen bir noktaya geldiler.

En çok gelişme gösterdikleri dönemin, ‘AK Parti iktidarı’ dönemi olduğunu söyleyebiliriz. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, üzerlerindeki
asker ve bürokrasi baskısı büyük ölçüde bertaraf edilirken, polis ve yargı içindeki güçleriyle, önemli bir ‘siyasi potansiyel’in taşıyıcısına dönüştüler.

Tabii ki, “Hayır, bunların aslında bizimle ilgisi yok” diyebilirler. Ancak biliyoruz ki, ‘Ergenekon davası’nda, ‘cemaat taraftarı’ olarak bilinen istihbaratçı polisler, etkin bir rol oynadı. Yargı içinde de, aynı şekilde bir ‘ağırlık’tan söz etmek mümkün... Bu tablo, cemaatin eskisinden daha çok siyasetin içine çekildiğini, siyasetle daha gündelik bir ilişki içine girdiğini gösteriyor.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV), bazı iddialara cevap olarak önceki gün yayımladığı bildiride, bir siyasi akımla direkt ilişkilerinin olmadığına dikkat çekiyor: “Bünyesinde birbirinden farklı siyasi anlayışlara sahip gönüllüler bulunan camia, gönüllülerine herhangi bir siyasi parti ya da aday yönlendirmesi yapmaz.”

Ancak cemaatin, ‘önümüzdeki kritik seçimlerde oynayabileceği rol’, son günlerde, sürekli olarak, televizyon ve gazetelerin ilgi alanında olan bir konu.

Poliste, yargıda, medyada, ekonomik alanda çok etkili bir güç biriktirmiş, kendine özgü bir ahlak anlayışı, jargon ve ‘altkültür’ geliştirmiş bir cemaat, gücünü nasıl yönlendirebilir? Siyasete müdahil olma şekil ve dozu, ne yönde değişim gösterebilir?

Siyasi alanda bir aktör
‘Cemaat’in siyaset alanında bir ‘aktör’ olduğu açık. Ancak bir siyasi partisi yok. ‘Cemaate yakın’ olarak değerlendirilen yazarların, iç ve dış politikaya dair kendilerine özgü ‘analiz’ biçimlerinin olduğu bir gerçek. Ne olursa olsun, cemaatin siyasi hedeflerine dair net bir tanımlama yapmak çok zor.

GYV, demokrasi, insan hakları, çoğulculuk gibi temel değerler üzerinden bir ‘siyasi yönelim’ ortaya koyuyor. Bu konuları temel alan toplantılar yaptıkları, bir gerçek. Fakat şurası da bir başka gerçek ki, KCK tutuklamaları sırasında yapılan yayınlarla, Kürtlerin hak ve hukukunu savunan aydın ve yazarlar hedef haline getirildi... ‘Oslo barış süreci’ne karşı ‘operasyon’ yapmaktan yana olan polis ve savcılar, cemaatin bazı kalemlerinden ciddi destekler aldı.

‘Cemaat’, ülkemizin gündelik hayatında bir güç... Nasıl bir kanal içinde geleceğini belirleyebilir, önümüzdeki dönemde gelişebilecek siyasi çatışma ve kırılmalarda nasıl bir kanaldan yol alabilir, bunu hep birlikte göreceğiz. 

‘Cemaat’in ulaştığı büyüme ivmesi, onları da Türkiye’yi de zorluyor.