Cemaat siyasetin içinde mi, dışında mı?

Böylesine açıktan ve hem ulusal, hem uluslararası çapta hükümetle mücadele eden bir yapılanmanın yürüttüğü "yıpratıcı siyasi faaliyet"in; bir tepkiyle karşılaşmayacağını düşünmek, hayalcilik olur.

Bank Asya'ya yönelik el koyma operasyonuna karşı; Cemaat'in yayın organları ve Cemaat'in önde gelen isimleri, yoğun bir kampanya içinde. Cemaat cephesinin yorumlarını, şöyle özetlemek mümkün: "Bu bir siyasi operasyondur."

Bankaya yapılan operasyonun, hukuki ve teknik ayrıntılarını, değişik yönlerden tartışmak mümkün. Başbakan Davutoğlu, "Bu tamamen hukuki bir operasyondur. İstenilen belgeleri vermediler, kanunun emrini yerine getirmediler. Bu nedenle devletin kurumları gereğini yaptı" değerlendirmesinde bulundu.

Bankacılık, teknik olarak hakim olduğum bir alan değil. Bank Asya operasyonunun, finans piyasalarına etkisini, değerlendirebilecek konumda değilim. Cemaat mensuplarının "milletin bankası" gibi ifadelerini tartışacak da değilim. Ancak, siyasi olarak, bazı değerlendirmelerde bulunabilirim.

Gülen Cemaati'nin dayandığı en önemli ekonomik kurumlardan biri, Bank Asya. "Paralel Yapı", Milli Güvenlik Kurulu'nda, "iç ve dış tehdit" kapsamında tehlikeli bir örgütlenme olarak görüldüğüne göre; belli ki, devlet, bu örgütün elindeki kurumları, farklı bir gözle izliyor ve muamelede bulunuyor.

Garip ve karmaşık bir durumla yüz yüze değiliz: Devlet, "paralel yapı"yı "tehlikeli bir örgütlenme" olarak gördüğünü, resmen ilan etti. Öte yandan, bu mücadelenin, hukuk sistemi içinde, meşruiyet zemini üzerinde; ayrıca ülkenin ekonomik dengelerini de gözeten bir şekilde yürütülmesini istemek, herkesin hakkı... Bu açılardan, hatalar yapıldığında, tartışmalar kaçınılmaz hale geliyor. Ancak, bütün bunlar, daha çok, "usule ilişkin tartışmalar" olarak görülebilir.

Devlet açısından, konunun özü net: "Paralel Yapı", ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Devlet, mücadeleyi, "sürdürülmesi meşru ve gerekli bir eylem" olarak kabul ediyor.

BANK ASYA'DAN ÖTESİ

Cemaat mensupları; muhalefet partilerinin de desteğini alarak, daha önceki operasyonlarda da olduğu gibi; hükümete karşı aktif bir direniş sergilemeyi sürdürüyorlar. 17/25 Aralık operasyonlarından bu yana, "siyasete azami ölçüde müdahil olabilen bir pozisyonda"lar.

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde, tam anlamıyla, muhalefete çalıştılar. Benzer şekilde, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de, saf tuttular. Siyaseten ve hukuken, böyle davranmak, onların en tabii hakkı. Bireysel olarak ya da sivil toplum örgütleri olarak, muhalefetin cephesinde saf tutmaları, meşrudur.

Ancak, bütün bunları, "biz siyaset yapıyoruz" diyerek yapmaları, dürüstlüğün gereğidir. Sonuçta, Cemaat, yıllardır, "siyasi yapıyı dizayn etmeye yönelik" hamleler içinde. Hükümetle giriştikleri çatışma da; tam anlamıyla, bir "siyasi iktidar kavgası" niteliği taşıyor. Zaten, artık, eski dolaylı açıklamaların yerini, daha açık siyasi tavırlar almaya başlamış durumda.

Cemaat, yıllarca, kendisinin bir "hizmet hareketi" olduğunu ve siyasetten uzak durduğunu ifade eden çok değişik açıklamalar yaptı. Hala da bu tarz açıklamalar duyabiliyoruz. Her ne kadar, bu açıklamaları, pozisyonları itibariyle pek inandırıcı bulunmasa da; "siyasetten uzak (hatta siyaset üstü) bir hizmet hareketi olma" iddiasından, tamamen vazgeçmiş değiller.

Ekrem Dumanlı; bazı siyasi partilere, kendilerine yönelik operasyona karşı destek verdikleri için, teşekkür ziyareti yaptı. Bu haber, medyada, bir "siyasi ittifak girişimi" olarak değerlendirildi. Zaten, iki seçimdir; Cemaat, "hükümet karşıtı cephe"nin, en dinamik unsurlarından birisi olarak, öne çıkıyor.

SİYASET GÜÇLER SAVAŞIDIR

Böylesine açıktan ve hem ulusal, hem uluslararası çapta hükümetle mücadele eden bir yapılanmanın yürüttüğü "yıpratıcı siyasi faaliyet"in; bir tepkiyle karşılaşmayacağını düşünmek, hayalcilik olur. Erdoğan ve AK Parti hükümeti; Cemaat'le mücadeleyi, bir devlet politikasına dönüştürebildiği oranda; inisiyatif kazanmayı sürdürüyor. Bu savaşın, bundan sonra da, siyaseten devam etmesi, doğaldır. Cemaat kendini siyasetin dışında da görse, üstünde de görse; bir siyasi güç savaşının tam ortasında.

Siyaset, her şeyden önce, bir "güçler savaşı"dır. Cemaat, 17/25 Aralık ve sonrasındaki süreçte; hükümeti ve Erdoğan'ı darbeleyebildi... Hükümet, seçim meydanlarında karşılık verdi. Halk, seçimlerde, hükümeti destekledi. Cemaat'in iddia ve operasyonlarının, sandığa etkisi olmadı.

Cemaat kaybetti. Siyasetin kuralları işliyor.