Cemal Süreya'nın hayatı Dersim'e dahil

Cemal Süreya, "şairin hayatı şiire dahil" derken kendi hayatıyla ilgili belki de en isabetli tanımlamayı yapmıştır. O "şiir dolu hayat"ın başladığı yer Dersim'dir. Süreya'nın ailesi 1938 Dersim sürgünüdür.

Cemal Süreya, “şairin hayatı şiire dahil” derken kendi hayatıyla ilgili belki de en isabetli tanımlamayı yapmıştır. O “şiir dolu hayat”ın başladığı yer Dersim’dir. Süreya’nın ailesi 1938 Dersim sürgünüdür. Onun hayatı ve şiiri bir yönüyle de Dersim’e dahildir.
1931 Erzincan doğumlu Cemal Süreya, sürgün gecesini dizelere şöyle döker: “Bir yük vagonunda açtım gözlerimi./ Bizi bir kamyona doldurdular./Tüfekli iki erin nezaretinde./Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular./ Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar./Tarih öncesi köpekler havlıyordu./Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler./ Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki./ Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.”
Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in birlikte kaleme aldıkları Cemal Süreya biyografisi (Can Yayınları) büyük şairin yaşamındaki sürgünü de gözler önüne seren bir çalışma. Cemal Süreya, o yıllarını ve bir anlamda da bütün ömrünü sürgün çocuğu olarak yaşadı. Bir gece yarısı ailesiyle birlikte Bilecik tren istasyonuna indirilmişti. Nereye gideceklerini bilmeden vagonlara yüklenmişlerdi. Çaresizdiler. Bilecikliler onlara sahip çıktılar. Yemekler getirdiler. 20 yıl Bilecik dışına çıkmaları yasaktı.
Küçük Cemal, amcası Memo’nun yaşadığı İstanbul’a gidip orada okumak istedi. İlkokula İstanbul’un Cihangir semtinde başladı. Babası da kız kardeşlerini alarak İstanbul’a çalışmaya geldi. “Sürgün” kararı peşlerindeydi. Evleri polis tarafından basıldı. Dönemin işkenceleriyle ünlü İstanbul’un Sansaryan Hanı’nda gözaltına alınıp ailecek yeniden “paket halinde” Bilecik’e geri gönderildiler.
“Tahta sıranın üzerinde uyumuştuk. Kadınlar kavga çıkarmışlardı. Ertesi gün jandarma refakatinde sürgün yurdumuz olan Bilecik’e posta edildik. Ben kaç yaşındaydım? On birin içinde.” (s.27)
Annesi de babası da sürgünde öldüler. Şöyle anlatır sürgün olmanın acısını, şiirindeki yerini: “Gülümsemeyle hüzün yan yana gider benim şiirimdeÖÖzgürlük ve kendine güven durumu beni hep lirizme, sıkıntı ve bunalım ise hep humor’a atmış.
“Küfürden kaçma girişiminin yarattığı bir şeydir belki de bende humor. Çocukluk günlerimi düşündüğümde, böyle bir olay vardı gibi geliyor. Bir şeyi aşağılanmaktan kurtarma. İşi şakaya vurma.”
***
Kürt olmanın, sürgün olmanın acısını hep içinde taşımıştı. “Bir gün okulda arkadaşlarından biriyle kavga eder, küsüşürler. Araya kim girse barıştıramaz Cemalettin’i. Sınıfta tam bir kargaşa. Birden öğretmenin sesini duyar ‘Kürt damarı tuttu.’ Olan olmuştur. Başını önüne eğer. Demek herkes biliyor!... Başka bir gün oğlanın biri arkasından ‘Sümüklü Kürt’ diye bağırınca dayanamaz artık. Koşa koşa eve gider, çantayı bir yana fırlatır, odaya kapanır, bütün gün ağlar.”(s.30)
Cemal Süreya dostumdu. 1978 yılında günlük Aydınlık gazetesini çıkarırken tanışmıştık. O zaman Aydınlık’a yazardı. 12 Eylül döneminde cezaevinden çıktığımda yeniden karşılaşmıştık. Bazen Cağaloğlu’nda buluşur, birlikte öğle yemeği yerdik. Sosyalizme  üzerine sohbet ederdik.
Büyük şairdi.  Hüzünlü ve sessiz halinin gerisindeki öyküleri, 2003 yılında yitirdiğimiz arkadaşımız Feyza Perinçek onun biyografisini yazmaya başladığında fark etmiştik. Bir Dersim sürgünü olduğunu da...  Dersim tartışması patlak verince, onun bir Dersim sürgünü olduğunu yeniden anımsadım.
Aşkın ve hüznün şairi Cemal Süreya’yı erken yitirdik...
Ölüm konusunda da çarpıcı sözler bırakmıştı arkasında.
“Ölüyorum tanrım/Bu da oldu işte/Her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım/Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/Fena değildir./Üstü kalsın...”
Onun hayatı şiire ve Dersim’e dahildi.