Cemil Çiçek'i anlıyorum

Cemil Çiçek, ülkemizin en istikrarlı siyasetçilerinden birisi. 12 Eylül askeri darbesinin ardından siyaset yeniden şekillendi ve Çiçek'i öyle tanımış olduk.

Cemil Çiçek, ülkemizin en istikrarlı siyasetçilerinden birisi. 12 Eylül askeri darbesinin ardından siyaset yeniden şekillendi ve Çiçek’i öyle tanımış olduk. Kendisi uzun yıllardır değişik partilerden milletvekili seçiliyor ve çoğu kez bakanlık koltuğuna oturuyor. Cemil Çiçek, Yozgatlı. Milliyetçi bir kökten geliyor. 1960’ların başındaki muhafazakâr gençlik hareketinin temsilcisi olan ‘Yeniden Milli Mücadele’ hareketiyle bağları olduğu biliniyor.
Bu geleneğin Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Yahudi sorunu gibi konularda oldukça içine kapanık ve sert yaklaşımları dikkat çekerdi. Onları belirleyen alanlardan birisi de ‘komünizm düşmanlığı’ydı. Son yıllarda bu gelenekte parçalanmalar yaşandı. 28 Şubat
bu bağlamda ciddi bir kırılmaya yol açtı.
28 Şubat’a kadar milliyetçi-muhafazakâr gelenekte, genellikle ‘devletçi’ söylem ağır basarken, 28 Şubat’tan sonra muhafazakâr çevrelerde bir değişim arayışı başladı. Cemil Çiçek de Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarıyla birlikte AK Parti’nin kuruluşuna katıldı.
AKP, içinde değişik eğilimleri barındırarak siyaset sahnesine çıktı. 28 Şubat’ta Refah Partisi’nin aldığı ağır yara, bu geleneği ikiye bölmüştü. Bu bölünmeden Erbakan’ın yanında kalanlara ‘muhafazakâr’, Tayyip Erdoğan’la hareket edenlere de ‘yenilikçiler’ adı takılmıştı.
***
Çiçek, deneyimli bir siyasetçi olarak AKP iktidarının değişmez bakanlarından birisi oldu. Uzun yıllar Adalet Bakanlığı yaptı. 2007 seçimlerinin ardından da başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü görevine getirildi.
Cemil Çiçek’in AKP hükümetindeki Adalet Bakanlığı tartışmalı geçti. Adalet Bakanlığı’nın Meclis’e sunduğu Türk Ceza Kanunu, girişindeki ‘demokratik’ gerekçelere rağmen çok sayıda özgürlük karşıtı maddeyi içinde barındırıyordu. Hepimizin aklında Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kaldı ama, buna benzer çok madde vardı taslağın içinde.
Çiçek ve yönetimindeki bürokratlar bu anti-demokratik maddelerin değiştirilmesine karşı direndiler. Bu maddelerin bir kısmı uzun tartışmaların ardından değiştirildi. ‘Zina’yı ağırlaştıran hükümleri korumak için Çiçek uzun süre ayak diredi. 301. madde ve benzer birkaç madde Çiçek’in ısrarıyla korundu. Cemil Çiçek, temel sorunların çözümü konusunda da, demokratikleşme konusunda da, devletçi-muhafazakâr-statükocu çizgiyi temsil ediyor. Türk muhafazakârlığındaki demokratikleşme ve ılımlılaşma eğiliminden en az etkilenenlerden birisi olarak dikkat çekiyor.
TCK’nın 301. maddesi konusundaki ‘değiştirin’ ısrarlarına, ‘uygulamayı görelim’ diyerek direndi. Arkasından birçok gazeteci ve yazarı hedef alan davalar geldi. Orhan Pamuk, hakkında açılan dava nedeniyle Ergenekoncu’ların hedefi oldu. Ciddi tehlike atlattı. Arkasından sıra diğer yazarlara geldi.
TCK’nın 301. maddesi, Hrant’ın hedef haline gelmesinde de önemli rol oynadı. Cemil Çiçek buna rağmen direnmesini sürdürdü. Hrant Dink cinayetiyle birlikte, ‘uygulamayı görelim’ söyleminin ne kadar tehlikeli olduğu, daha net bir şekilde ortaya çıktı.
Cemil Çiçek, kendi ideolojisine uygun bir tepki vererek İstanbul’da Ermeni konferansını düzenleyenlere ‘arkamızdan hançerliyorlar’ ifadesiyle saldırıya geçti.
Bu çağrıyı toplantıya yapılan ırkçı saldırılar izledi. Olaylar bir linçe dönüşecek kadar tırmandı.
***
DTP’nin Iğdır’ı kazanması üzerine ‘Ermeni sınırına dayandılar’ derken de eski çizgisini sürdürdüğünü kanıtladı. Cemil Çiçek, Türk sağının yaşamakta olduğu yumuşama eğiliminden en az etkilenen isimlerden biri. Partisinin içinde ‘devletçi-milliyetçi-statükocu-muhafazakâr’ bir damarın temsilcisi olarak dikkat çekiyor. Hem sol çevreler, hem sağ çevreler tarafından ‘aşırı statükocu’ olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin demokrasi birikiminin çok gerisinde kaldığı açıkça ortada olan Cemil Çiçek’ten hâlâ vazgeçilmemesinin bir nedeninin olması gerek.
Herhalde Çiçek’in bilmediğimiz bir gücü var. Acaba AK Parti’nin ‘devlet’le ilişkilerini mi düzene sokuyor? Parti içindeki milliyetçi damarın sözcüsü mü?
Bütün bunlar olabilir. Ancak Cemil Çiçek’in duruşuyla Avrupa Birliği olmaz. Kendisi her ne kadar ‘Ben demokrasi taraftarıyım’ dese de, kritik zamanlardaki çıkışı, temel konulardaki duruşu demokrattan çok otoriter devletçilik, milliyetçi içe kapanmacılık olarak dikkat çekiyor. AK Parti’nin demokratikleşme iddiasının böyle bir başbakan yardımcısıyla başarıya ulaşması mümkün görünmüyor. Avrupa Birliği yolculuğuyla Cemil Çiçek’in siyaset yolculuğunun bir arada yürümesi ne kadar gerçekçi, buna AK Parti yönetiminin karar vermesi gerekiyor.