CHP önseçimle parti içi demokrasiye kapı açıyor

Yalnızca İstanbul'da değil, 55 ilde ön seçim yapan ana muhalefet partisini, bu atılımından dolayı kutlamak gerekiyor.

Büyükada iskelesinin hemen her yanı, milletvekili aday adaylarının bez afişleriyle kaplı. Adalarda, seçim havasına girilmiş durumda. Afişleri olan adayların, tümü CHP'li. Çünkü, CHP, İstanbul'da bütün üyelerinin oy kullandığı bir ön seçim yapıyor.

Yalnızca İstanbul'da değil, 55 ilde ön seçim yapan ana muhalefet partisini, bu atılımından dolayı kutlamak gerekiyor. Ön seçim yapılmayan 30 il de; zaten iddialı olmadıkları, yüzde 10'un altında oy aldıkları iller. (Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bu illerde, neden bu kadar iddiasız olduklarını da, ayrıca tartışmaya ihtiyaç var elbette.)

CHP, 7 Haziran seçimlerinde; ayrıca, İstanbul, Ankara ve İzmir'deki 7 seçim bölgesinin tamamında birinci sıraya kadın adayları koyacağını da açıkladı. Bu karar, Meclis'e, CHP listelerinden en az 7 kadın adayın gireceği anlamına geliyor. Geçen dönemde yetersiz sayıda kadın milletvekiliyle temsil edilen CHP adına, anlamlı bir hamle...

'YENİ TÜRKİYE' HEDEFİ

Yürürlükteki Siyasi Partiler Kanunu; partilerin genel merkezlerine ve liderlerine, "isterse tüm adayları belirleme yetkisi" veriyor. Üyelere ve alt teşkilatlara, hatta üst teşkilatlara bile; neredeyse hiç bir hak tanımıyor. Bu uygulama, partilerdeki lider hegemonyasının da, geleneksel temelini oluşturuyor. Seçilmek isteyen adayın; üyelerin ya da seçmenlerin değil, liderin gözüne girmesinin belirleyici olduğu bir sistem bu.

12 Eylül rejiminin otoriter siyasetinin mirası olan bu sistem ve bu sistemi belirleyen kanun; ne yazık ki, değiştirilmedi. Parti yönetimleri de, ellerindeki yetkiden memnun oldukları için, kanunu değiştirmek istemiyorlar.

"Kimin aday olacağını parti üyelerinin bizzat belirlemesi" yönünde alınan seçim kararı, anlamlıdır, önemlidir, desteklenmesi gereken cesur bir tutumdur. Ne yazık ki, bu girişim, CHP ile sınırlı kaldı.

AK Parti, her zaman olduğu gibi "temayül yoklamaları"na başvuruyor. Ancak, bu yöntemden "merkez hegemonyasının devamı"ndan başka bir sonuç çıkması zor. Tayyip Erdoğan'ın Genel Başkanlığı döneminde; neredeyse bütün listeler, sonunda, lider tarafından hazırlanıyordu. Kimin nereden aday olacağını, son dakikaya kadar, (yöneticiler dahil) kimse bilmiyordu.

MHP'de, hala, Devlet Bahçeli'nin, "tek seçici" olduğunu görüyoruz.

HDP ise, çok değişik bileşenlerin etkisiyle, bir karar sürecinden geçiyor. Kadınların seçimlerde artan ağırlığı ve eşbaşkanlık sistemi, ciddi bir farklılık olsa da; bu partide de, "adayları üyelerin belirlediği" söylenemez.

ÜYELER, VATANDAŞLAR

Son dönemde, en çok tartışılan konulardan biri, AK Parti'nin başını çektiği, "Yeni Türkiye" projesi.

12 Eylül Anayasası'nı bile, aradan geçen 35 yıl içinde değiştiremeyen bir ülkeden söz ediyoruz... "Yeni Türkiye", içeriği doldurulabilecek bir kavram mı? Neler yapılabilir? Öncelikle, "Kürtlerle eşit yurttaşlık temelinde bir barış" gerçekleştirilebilir. İkinci olarak, Alevilere yönelik resmi ön yargılar kırılabilir ve haklı kimlik talepleri kabul görür. 12 Eylül rejiminden kalan bir dizi otoriter kurumsal yapı(YÖK, RTÜK vb...) tasfiye edilip, katılımcı yapılara dönüştürülebilir...

"12 Eylülcü rejim"in, en çok engellemek istediği şey, "toplumsal katılım"dı. Seçmenin söz sahibi olmasının önünü kesmek, otoriter rejimlerin en temel ilkesi olagelmiştir.

Şimdi, "yeni Meclis"in şekilleneceği bir dönemeçteyiz. Toplum ne ölçüde temsil edilebilecek? Halk ne ölçüde kendi istediklerini meclise gönderebilecek? Yüzde 10 barajı ve Siyasi Partiler Kanunu varken, bunlar ne kadar gerçekçi? Toplumun siyasete katılımı, ne zaman "daha ciddi" bir düzeye ulaşabilecek?

Kadınların, gençlerin, emeğiyle geçinenlerin yeni Meclisteki oranı, yeni Türkiye'nin de kaderini belirleyecek.

Bu nedenle, aday listeleri önemli. Adayların nasıl belirleneceği de önemli...

-----

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları'ndan iki yeni kitap: M.Murat Erdoğan, Türkiye'deki Suriyeliler, (Toplumsal Kabul ve Uyum),
Sema Erder, İstanbul Bir Kervansaray mı? (Göç yazıları)