?Çin milleti hilekâr... olduğu için...?

Türkiye?de ?Milli Eğitim?in ne yazık ki milliyetçi, şoven, militarist, kadını ikinci sınıf insan gören, komşu ülkelere düşmanlık yayan, erkek egemen bir anlayışa dayandığını biliyoruz.

Türkiye’de ‘Milli Eğitim’in ne yazık ki milliyetçi, şoven, militarist, kadını ikinci sınıf insan gören, komşu ülkelere düşmanlık yayan, erkek egemen bir anlayışa dayandığını biliyoruz. Tarih Vakfı, beş yıl önce ders kitaplarında insan hakları konusunda inceleme yapmış ve ürkütücü sonuçlara varmıştı. Konunun uzmanı öğretim üyelerinin hazırladığı bu rapor çarpıcı sonuçlarıyla dikkat çekmişti.
Tarih Vakfı bu kez Türkiye İnsan Hakları Vakfı’yla birlikte, Avrupa Birliği Komisyonu’nun ve Finlandiya Büyükelçiliği’nin desteğiyle 2007 Ağustos’unda yeni bir çalışma başlattı. Bu çalışma beş yıl içinde ortaya çıkan değişiklikleri saptamak ve ders kitaplarında insan hakları ihlallerinin devam edip etmediğini gözlemekti.
Radikal’in dünkü manşetinde de yer alan araştırmadaki çarpıcı bölümler, ülkemizdeki eğitim sisteminin çarpıklığının hala devam ettiğini, bu çarpıklığın düzeltilmesinin kolay olmadığını gözler önüne serdi. Üstelik Türkiye şu anda Avrupa Birliği üyeliğine uyum süreci içinde.
Bu sürecin önemli alanlarından birisi de eğitim ve ders kitapları.
Bu kitaplardaki demokrasi karşıtı, milliyetçi, militarist ideoloji bütün haşmetiyle sürüyor. Bu konuyu araştıran ekipten tarih öğretmeni Mutlu Öztürk’ün saptamalarından birkaç satır bu anlayışı gözler önüne seriyor. Mutlu Öztürk, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı’na yazdığı mektupta geçen “Kürdistan” sözcüğünün bile sansürlenerek ortadan kaldırıldığına dikkat çekiyor ve şunları söylüyor: “Ne Lise Osmanlı Tarihi kitabının ‘Osmanlı’nın Etnik Yapısı’ başlığı altında verdiği listede, ne de Lise 2 tarih kitaplarında Kürtler var. ‘Aynı dinden ve mezhepten olan topluluklar bir millet sayılıyordu. Osmanlı toplumunda Türkler, Araplar, Acemler, Boşnaklar ve Arnavutlar Müslüman’dı.”(Agos gazetesi 13 Mart 2009) Bu tarif bir çok kitapta tekrarlanmaya devam ediyor.
Öztürk, “Olmayanlar listesi bu kadar da değil. Kadın hakları hareketine, ne dünya, ne Türkiye bağlamında rastlanır. Kitaplarımızda grev sözcüğüne, sendikaya, ‘işçi sınıfı, emekçiler’ gibi kavramlara, hele Türkiye bağlamında hiç rastlanmaz” diyor.
***
Gayrimüslim azınlıklara yönelik düşmanca ifadeler de ne yazık ki hâlâ kitaplardaki yerini koruyor. Bir lise tarih kitabında aynen şu satırlar yer alıyor: “Azınlık ve yabancı okullarında sürekli Türk düşmanlığı fikri işleniyordu.”
Araştırmaya katılanlardan Tanıl Bora, milliyetçilik düşüncesinin nasıl ele alındığını şöyle özetliyordu: “Ders kitaplarımızda milliyetçilik söyleminin insan hakları açısından değerlendirilmesi üzerine beş yıl önce yapılan tarama çalışması. Müfredatın milliyetçiliği doktriner bir temel olarak benimsediğini göstermişti. Vatandaşlığı değil, bir yandan etno-kültürel kimliği, diğer yandan devlet otoritesine mutlak sadakati esas alan bir milliyetçilik anlayışı müfredatın lafzına ve ruhuna hâkimdi. Milliyetçiliği bir endoktrinasyon programının mantığı içinde belletme çabası yalnız insan hakları bilincinin ve duyarlığının önünde bir engel oluşturmakla kalmıyordu. Buradaki ezberci yaklaşım, kalıpların enflasyonist tekrarı, hamasi, dikte edici ve savruk dil, bilgiyle, ‘söz’le herhangi bir ezber dışı ilişkiyi güçleştiren bir temel de oluşturmaktaydı. Esas itibarıyla bu temel nitelik, dolayısıyla bu temel sorun devam etmektedir.”
Bir başka araştırma ise “kan dökmek”, “can almak” anlayışını içeren müzik parçalarının
okullarda temel müzik eğitimi olarak kullanıldığını ortaya koydu.
Kitapların içinde öyle cümleler, öyle ifadeler var ki, böyle bir eğitimden geçen kuşakların, insan haklarına saygılı, demokratik bir toplumsal projenin parçası olmalarının çok zor olacağını gözler önüne seriyor.
Siz “Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için” diye bir cümleyi kurarak tarihi açıklamaya çalışırsanız, bu şekilde eğitilen gençlerin tarihi doğru anlamasını bekleyemezsiniz. “Batır Karadeniz’e hamsilere yem olsun diyeceğim ama gavur etiyle beslenen hamsiden hayır mı gelir?” diyen bir eğitim anlayışından Ogün Samast’ların yetişmesi çok mu şaşırtıcıdır?
Çok klişe bir sözcük vardır ve kullanmaktan hiç hoşlanmam: “Eğitim lazım efendim, eğitim..”
Çocuklarımızı böyle eğiteceksek hiç eğitmeyelim daha iyi.
Cahil kalsınlar.