Cizre'yi bir simge kabul edersek...

Sorun, şu andaki anayasal sistem içinde mümkün olmayan bir yönetim modelinin silah yoluyla dayatılmasından kaynaklanıyor.Bu model KCK'nın kararıyla ve örgütleyip desteklediği silahlı güçler yoluyla elde edilmek isteniyor.

Cizre'de 8 günlük sokağa çıkma yasağı kalktı. 30'dan fazla insanın yaşamını yitirdiği, şehrin altının üstüne geldiği bir tablo ortaya çıktı. Belli ki, kentin özellikle bazı mahallelerinde çok yoğun çatışmalar yaşanmış. KCK, çatışmalar devam ederken Cizre'nin bir simge olduğunu ifade eden bir açıklama yayınladı ve “Cizre'ye Türkiye'nin dört bir yanından destek yürüyüşü yapılması” çağrısında bulundu.

Cizre'yi belli ki simge olarak gören KCK, kentteki  "özyönetim" girişiminin sonuçlarını çok önemsiyor. 10 Eylül tarihli KCK Eşbaşkanlığı bildirisinde şunlar vurgulanıyor:

"(...)Kürdistan tarihindeki en önemli direniş merkezlerinden olan Cizre Botan şehri, bugün bir kuşatma ve büyük bir saldırı altındadır.(...) Bu durum karşısında tüm Kürdistan halkına büyük bir görev düşmektedir.(...) tüm dünyadaki Kürdistanlılar derhal bulundukları her yerde ayağa kalkmalıdırlar. (...) Eğer Kürdistan'daki bu zulme ortak olunmak istenmiyorsa, başta Türkiyeli demokratlar ve devrimciler olmak üzere Ortadoğu halklarının ve tüm dünyanın demokrasi güçleri ve devrimci güçleri ayağa kalkmalıdır. (...)

Kürdistan Halk İnisiyatifi, tüm halkımızı Cizre’ye doğru büyük özgürlük yürüyüşü yapmaya çağırmıştır. Bu çağrıyı haklı ve doğru buluyor tüm halkımızı bu çağrı doğrultusunda hareket etmeye çağırıyoruz. Gün, ayağa kalkma, başta Cizre halkı olmak üzere Bakurê Kurdîstan halkına sahip çıkma günüdür."

KAMU DÜZENİ VE EGEMENLİK

Devlet güçleri ise; bir egemenlik alanı hesaplaşmasına dönüşen Cizre'de, "kamu düzeni"ni sağlamayı hayati önemde görüyor ve devlet otoritesini kurmak için özle bir çaba sarf ediyorlar.

Kentteki çatışma anlaşıldığı kadarıyla iki mahallede yoğunlaştı. Devlet; direnen, hendek kazan, mahallelere devlet güçlerini sokmak istemeyen KCK'lılar ve yerel halktan örgütlü gençlerle bir hesaplaşma içinde.

Şırnak Valiliği, Cizre'de sokağa çıkma yasağını kaldırdı ve ardından yeniden koydu. Ne Cizre'deki durum netleşiyor, ne de bölgedeki diğer kentlerde ortalık duruluyor. KCK'nın pusu ve saldırıları sürerken, devlet güçlerinin yörede "kamu düzeni"ni sağlamak amacıyla yaptığı müdahaleler de devam ediyor.

FİZİKİ VE PSİKOLOJİK TAHRİBAT

Cizre'deki durum, fiziki ve psikolojik açıdan büyük bir tahribattan ibaret. Şehirde huzur yok. 7 Haziran seçimlerinde, HDP'nin Cizre’deki oy oranı yüzde 92. Bu bağlamda, kentte bir siyasi egemenlikten söz edilebilir.

KCK'nın özyönetim hedefleri açısından bakıldığında ise, bir deneme yapılıyor. Bu deneme, Suriye Kürdistanı’ndaki “kanton kurma” denemelerini andırıyor. “Kendi kendini yönetim modeli” test ediliyor.

Ancak Suriye ile Türkiye arasında büyük bir fark var: Türkiye (tartışmalı noktalara, tekrar seçim gibi sıradışı durumlara rağmen) uzun süredir çok partili seçim sistemiyle yönetilen, parlamenter demokrasisi olan bir ülke. Kürtler, çoğunlukta oldukları bölgelerde, HDP'li belediyeleri işbaşına getirebiliyorlar. 7 Haziran seçimlerinde, yörenin milletvekillerinin ezici bir çoğunluğunu HDP aldı.

Bunlar şu anlama geliyor: Yöre halkının, istediği siyasi tercihi, sistemin kuralları içinde yapabilmeye başladığı bir düzlemdeyiz. Evet, bu gelişmeler epey yeni. Geçmişte, Türkiye'yi yöneten irade, bunlara izin vermiyordu. Partiler kapatılıyor, siyaset yapma çabaları ağır baskı altına alınıyordu.

HDP-PKK İKİLEMİ

Hala ciddi eksiklik ve sorunlar var. Çözülmesi gereken yasal, idari sıkıntılar söz konusu. Ancak şunu da görmek gerekiyor: HDP önemli bir temsil yeteneği kazandı, arkasında büyük bir toplumsal destek oluştu. Cizre'de ve bölgedeki şehirlerde, HDP açısından bir yönetim sorunundan söz edemeyiz.

Sorun, şu andaki anayasal sistem içinde mümkün olmayan bir yönetim modelinin silah yoluyla dayatılmasından kaynaklanıyor.Bu model KCK'nın kararıyla ve örgütleyip desteklediği silahlı güçler yoluyla elde edilmek isteniyor.

Türkiye'nin nasıl bir anayasal yönetim modeliyle örgütlenip yönetilebileceği; toplumun barışçı yollarla irade belirtme hakkı olan bir mesele. Yeni anayasa, yalnızca HDP'ye destek verenlerin değil, toplumun tamamının ülkenin nasıl yönetilebileceğine ilişkin tercihini ortaya koymasıyla şekillenebilir. Demokratik ve normal olan budur.

Çözüm sürecinin hedeflerinden biri, yeni bir anayasa ve yeni bir yurttaşlık tanımıydı. Maalesef masa devrildi. Kimin ne kadar sorumlu olduğunu tartışmanın ve konuşmanın ötesinde bir aşamaya geldik.

NE YAPMALI?

Silahlar çekiliyor. Sivillerin sözünün ağırlığı azalıyor. Bu ortamda, bu içinden çıkılmaz tablonun altından nasıl kalkılabileceği konusunda, akıl yürütmeye çalışıyoruz.

DEVLET NE YAPMALI? NE YAPABİLİR? 

Güvenlik güçlerine yönelik saldırılar sürerken, belli şehirlerde "egemenlik bizimdir" denilerek silahlı direniş yoğunlaştırılırken; devletin “farklı” bir adım atmasını beklemek zor. Ancak, yine de, en karmaşık koşullarda bile çözüm imkanlarının zorlanmasını istemeye hakkımız var. Sorun şiddete ve kana bulaşmış olsa da, sonuç olarak siyasi bir sorun. Eninde sonunda siyaseten bir çıkış yolu aranacak.

 

KCK'ye gelince… Artık bir karar vermesi gerekiyor: Bu meseleyi Türkiye ile birlikte mi çözmek istiyor, yoksa Türkiye'ye rağmen ve Türkiye'yle savaşarak mı?

 

HDP çözümün yasal alandaki muhatabı. “Silah mı, barış mı” sorusuna, halktan yüksek bir "barış" cevabı aldı. PKK'nin silahları susturması için daha aktif bir şekilde sürece müdahil olmanın yollarını zorlayabilecek bir noktadalar. Tabii bunun içerdiği zorlukların da hepimiz farkındayız.

 

Cizre nasıl bir “deneme” ? Tam olarak ne hedefleniyor? Çok değişik yönlerde yorumlar yapılabilir. Bu ağır sorunun “Türkiye ile birlikte çözümünün” mümkün olduğunu düşünüyorum. Cizrelilerin tercihi birlik yönündeyse, çözüme ulaşmak daha kolay olabilir.