Çözüm süreci'nden "öteki Kürtler"e

Silahsızlanma sonrası asıl kritik mesele olarak gündemdeki konu ise, "Kürtlerin kendilerini nasıl yöneteceği"...

6-8 Ekim (2014) tarihinde, 40'dan fazla insanımızın ölümüne yol açan saldırılar nedeniyle, Türkiye'nin Batı'sında ciddi bir güvensizlik oluştu. Tabii, tablo, yalnızca bu olaylarla sınırlı değildi. PKK'nın, bölgedeki, “bu olaylarla belirginlik kazanan etkinliği ve gücü”ydü temel mesele.

Bölgedeki “PKK'lı olmayan” kesimler, örgütün baskıları nedeniyle, zor durumdaydı. Onlara göre; PKK, bir paralel devlet oluşturuyordu. “Bölgeyi terk etmeleri” yönünde, tehdit ve başkılarla karşılaşıyorlardı. Profesör Sedat Laçiner; Batı'da oluşan güvensizliği ifade eden dünkü yazısında(İnternet Haber), şu noktalara dikkat çekiyor:
"Suriye ve Irak’taki gelişmeler nedeniyle PKK, 2012 yılında güçlerini bölmeme ve bir noktaya odaklanma kararını aldı. Çözüm Süreci bu ihtiyacın üzerine örgüte büyük bir fırsat gibi yetişti...(...)
Böylece örgüt, Türkiye’deki silahlı güçlerini Suriye’ye kaydırma imkanını buldu. Dahası, Türkiye’de uzun süredir arzu ettiği yapısal dönüşümünü silaha ihtiyaç duymadan, ama yine de silahların/terörün gölgesi altında sürdürme fırsatına kavuştu… Güvenlik güçlerinin, Süreç nedeniyle PKK'ya dokunmaması istenilince örgüt üyeleri kırsalda ve şehirde hiç bir dönemde sahip olmadıkları bir özgürlüğe ve konfora kavuşmuş oldular.
Örgüt, son 2 yıl boyunca adam kaçırma, sindirme, haraç, baskı ve diğer faaliyetlerine ek olarak, kendi taraftarlarını silahlandırma ve olası ayaklanmalara hazırlık çalışmalarını da devam ettirdi... Tüm çalışmalar güçlü bir ayaklanmaya hazırlık veya devleti kendi şartlarına zorlamaya dönük olarak yapıldı..."

Laçiner'in bu tespitleri çok geniş çevreler tarafından paylaşılıyor ve Hükümet tarafından da yalanlanmıyor. PKK, çözüm sürecinden bu yana, bölgedeki etkinliğini ve gücünü, gerçekten artırmış durumda. "Öteki Kürtler" ise, belli ki zor durumda.

PKK'li olmayan Kürtler

Bölgede PKK'lı olmayan kesimlerle, örgüt arasındaki çatışmalara varan olaylar, belki de işin hesaplanmayan başka boyutlarını ortaya çıkardı. Cizre olayları da gösteriyor ki; “Kürtlerin kendi içlerinde de bir uyum oluşturabilmeleri”, çözüm sürecinin daha önce çok da hesaba katılmamış olan bir boyut ve gündemi olarak karşımızda.

Çözüm süreci görüşmeleri her ne kadar PKK/HDP tarafıyla yürütülüyor olsa da; sonuçlar ve etkiler, bölgedeki, “PKK taraftarı olmayan” Kürtleri de yakından ilgilendiriyor, ilgilendirecek. “Öteki Kürtler” de, sonuç olarak, Kürt kimliği talebinin arkasında. Örneğin, HÜDAPAR gibi yasal partilerle de temsil edilen dindar Kürtler… Ayrıca, Irak Kürdistanı'nda güçlü olan, “Barzani liderliğindeki KDP çizgisi”nin de; Türkiye'de, belli ölçülerde taraftarı olduğu, biliniyor. Çok güçlü olmayan değişik Kürt gruplarını(HAK-PAR) vb. da, listeye ekleyebiliriz.

Çözümün belli aşamalarında, özellikle “Kürtlerin talepleri ve geleceği” konusunda; Kürtler arası ilişkilerin de önem kazanacağını, dikkate alınması gereken sorunların gündemimize girebileceğini, öngörebiliriz.

Silahlar bırakılırsa

“Silahların bırakılması” ve “PKK'lıların normal gündelik yaşama dönüp siyasete adapte olması”, asıl ve acil sorun. Çözüm süreci başlarken; en azından, “devletin temel hedefinin PKK'nın silahsızlandırılması olduğu” noktasında, bir netlik vardı. Ancak şurası bir gerçek ki, görüşmeler bununla sınırlı bir şekilde yürü(tül)müyor. Bir dizi “yönetimsel mesele”den, özerklik dahil hemen her alana uzanan bir “yasal çerçeve”den söz ediliyor.

Silahsızlanma sonrası asıl kritik mesele olarak gündemdeki konu ise, “Kürtlerin kendilerini nasıl yöneteceği”…

Bölge nasıl yönetilecek? “Öteki Kürtler”in hak ve hukukunu da teminat altına alacak bir çerçeve, nasıl oluşacak? Kürtler arasında, “bir uzlaşma ve görüş birliği” hedeflenecekse, bu nasıl mümkün olacak?

İyimserlik

Karamsarların aksine, “çözüm sürecinin asıl olarak yolunda gittiği” söylenebilir. Çünkü, iki tarafın da, “savaşı devam ettirmeme” kararlılığı sürüyor. “Sorunun masada çözülmesi” noktasında, her geçen gün, daha geniş bir mutabakat oluşuyor.

Görebildiğimiz kadarıyla; müzakere meselesi, çok daha karmaşık ve öngörülmesi mümkün olmayan süreçleri de, gündeme getirebilir. Bunların da çözülmesi için, yeni arayışlar olabilir.