Cumhurbaşkanı Gül: 'İstismar ederler dedim'

PARİS - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le İstanbul-Paris uçağındayız. Gül, Paris'e UNESCO Genel Konferansı'nda bulunmak, Fransız Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile görüşmeler yapmak amacıyla gidiyor.

PARİS - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le İstanbul-Paris uçağındayız. Gül, Paris’e UNESCO Genel Konferansı’nda bulunmak, Fransız Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile görüşmeler yapmak amacıyla gidiyor. Bu yılın Fransa tarafından ‘Türk Mevsimi’ ilan edilmesi ve Türkiye’yi tanıtmak amacıyla dokuz ay süren bir dizi etkinliğin bu ülkede gerçekleştirilmesi, ülkemize olan ilgiyi da artırmış durumda.
Güneşli ve ılık bir sonbahar akşamı Paris’e indik. Paris büyüleyici havasıyla bizleri kucaklıyor. Paris’in birçok müzesinde, kültür merkezinde Türkiye’nin  kültür varlıklarına ilişkin sergiler, tanıtımlar yer alıyor.
Yolumuz Paris olmasına rağmen kafamız Türkiye’de. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le Türkiye’yi özellikle ‘tarihi fırsat’ diyerek başlattığı sürecin geldiği noktayı konuşuyoruz. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin yaşadığı ve aşması gereken Kürt sorunu konusunda
içten konuşuyor. Herhangi bir kişisel ve siyasi hesap içinde olmadığını söylerken de samimi.
Dertleşiyor bir anlamda. Bu nedenle bizimle paylaştığı duygularını, aktardığı bazı bilgileri yazmamamızı istedi. Öyle yapıyoruz. Yine de okuyucularla ve kamuoyu ile paylaşacağımız dikkat çekici saptamalarda bulundu.
***
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Cumhurbaşkanı’nın TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmayı hedef alarak, Damat Ferit’ten bile cesur suçlamasında bulunması belli ki Cumhurbaşkanı’nı dertlendirmiş. ‘Ne diyorsunuz?’ sorumuzu, durarak cevaplıyor. Günlük siyasi tartışmaların içine girmek istemediğini söyleyerek başlıyor konuşmasına.
Bu nedenle Deniz Baykal’ın adını anmadan, kendisinin ne demek istediğini açıklayarak sürdürüyor, konuşmasını. Siyasette üslup çok önemli diyor. 1980 öncesi siyasetçiler arasındaki şiddet dolu polemiği hatırlatıyor. Bundan Türkiye’nin ne kadar çok zarar gördüğünü ifade ediyor. Cumhurbaşkanı, bu sert polemiğe, kırıcı üsluba dikkat çekerken iktidar ve muhalefet ayrımı yapmadan konuştuğunu özellikle vurguluyor.
***
Cumhurbaşkanı’nın söylediklerini. Ondan edindiğim izlenimleri şöyle aktarabilirim: Cumhurbaşkanı olarak, ülkenin uzun vadeli meseleleri üzerinde durmayı tercih ediyor. Gündelik siyasete hiçbir şekilde dahil olmayacağının altını çiziyor. Üzerinde konuştuğumuz tartıştığımız sorunlar, Türkiye’nin birliği ve bütünlüğüyle ilgili. Bunları konuşmak ve gereken uyarıları yapmak benim görevim diyor.
“Başkası gelir, bizim işimizi yaparlar” demedim diyerek meramını anlatmaya çalışıyor. Sorunlarımızı çözemezsek birileri gelir bunu istismar eder dedim. Etmediler mi? Yıllarca komşu ülkeler teröre destek vermediler mi? PKK nasıl gelişti, değişik ülkelerin desteğini nasıl aldı?
Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanlığı döneminde Avrupa Birliği’nde Türkiye’ye ilişkin raporlar yazılırken, ‘Kürt azınlık’ deyiminin metinlere konmak istendiğini, bunun girmemesi için yürüttüğü çabaları aktardı.
En çok siyasette sertleşen üsluptan şikâyetçiydi. ‘Üslup 80’lere, 70’lere benzemeye başladı’ diye dile getiriyordu endişelerini. En önem verdiği ve çözümün ana adresi olarak gördüğü şey, demokratik standartların yükseltilmesiydi. “Türkiye büyük bir ülke, farklı farklı sosyolojik, kültürel zenginliklere sahip. Bunların hepsini ülkemizin bir zenginliği olarak görüyorum. Demokratik standartları yükseltirsek hepsini hallederiz diye düşünüyorum.
Farklılıkların bir ayrıcalık haline gelmesinden yana değilim de diyordu. Bu nedenle ‘mimlet adacıkları’ oluşması endişesini konuşmasında dile getirdiğini hatırlatıyordu. Gidin Bağdat’ı görün. Farklılıkları demokrasi içinde çözemeyince nasıl bir düşmanlığa ve parçalanmaya dönüştüğü orada çok çarpıcı şekilde ortaya çıkıyor” diyerek tehlikeleri işaret ediyordu.
***
Cumhurbaşkanı Gül, ‘tarihi fırsat’ın iyi değerlendirilmesi gerektiği inancında. Bugün ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Irak yönetimi, Suriye yönetimi, Kuzey Irak’taki liderler terörün sona erdirilmesi, soruna barışçı bir çözüm üretilmesi noktasında birleşmiş görünüyorlar. Bunun her zaman böyle gideceğini kimse iddia edemez.
Yarın başka bir konjonktürde, başka siyasetler ortaya çıkabilir. Çözüm için daha hızlı ve atak davranılması gerektiği inancında. Kendisi açıkça söylemese de, benim edindiğim izlenim bu konuda yeterince hızlı davranılmadığını düşünüyor.
Cumhurbaşkanı’nın söylediklerinde nasıl bir sonuç çıkarılabilir diye sorarsanız şunları söyleyebilirim:
Kürt açılımı konusunun siyasetçiler arasında bir polemik konusu haline getirilmesini tehlikeli görüyor. Üslubun sertleşmesi onu endişelendiriyor.
Açılım konusunda bazı adımların atıldığını, atılmakta olduğunu, bunun bir zaman sorunu olduğunu da söylüyor. Kürtlerin, aidiyet duygularının ne yönde gelişeceğini yönlendirmek, birlik ruhunu geliştirmek bu süreçte giderek önem kazanıyordu.  PKK’nın dağdan indirilmesi, bir ortak çabanın ürünü olabilirdi. Bir yandan demokratikleşme çabası sürdürülürken, bir yandan da PKK’lıların dağdan indirilmesine olanak sağlayacak adımlar atılabilirdi.
Ancak hepsinden önemlisi, bu dönemi iyi kullanmak, adımları hızlı atmak önemliydi.
Konuşulamaz, söylenenlerin dinlenemez olduğu bir ortam tehlikeli bir ortamdı. Buna herkes dikkat etmeliydi. Sonuçları çok zarar verici olabilirdi.
‘Yeniden Cumhurbaşkanı olacak mısınız?’ sorularına gülümseyerek karşılık veriyor: “Şimdi işimizi yapma zamanı. Bunun zamanı değil” diyordu.