Danışıklı dövüş mü?

AK Parti ile HDP, "danışıklı dövüş" mü yapıyor? Aralarında anlaştılar da, toplumu kandırmak için mi bu sert perdeden kavga mesajlarını veriyorlar?

Tayyip Erdoğan-Selahattin Demirtaş atışması; bazı CHP çevrelerinde, farklı bir biçimde yorumlanıyor. Uğur Dündar, Sözcü gazetesindeki dünkü yazısının başlığını "Erdoğan ve Demirtaş’ın danışıklı dövüşüne aldanmayın!.." şeklinde atmış. Dündar, bu yorumu, bir CHP'linin mektubundan aktarıyor.

SÖZ DÜELLOSU

Seçim ortamına girildiğinden bu yana; AK Parti ile HDP sözcüleri arasındaki sözlü düello, tırmanıyor. Son olarak Demirtaş'ın, Erdoğan'a yönelik "Seni Başkan yaptırmayacağız" açıklaması, bir zirve oluşturdu. Bu arada, AK Parti'ye karşıtlığıyla bilinen ve genellikle CHP'ye oy vermiş kesimler; Demirtaş'ın açıklamalarından duydukları mutluluğu gizlemiyorlar. "HDP'ye oy vereceğim" diyenlerde de artış var.

Bu gidişat, doğal olarak, CHP’yi harekete geçiriyor CHP, kendi kitlesini ikna edebilmek amacıyla, "HDP ile AK Parti anlaştılar, seçim sonrası Erdoğan'ı Başkan yapacaklar, anayasayı birlikte hazırlayacaklar" propagandasını öne çıkarıyor. CHP'liler, iki partinin sözcüleri arasındaki düelloyu, "danışıklı dövüş" olarak yorumlamayı tercih ediyor.

AK Parti'ye yakın kesimler ise; Demirtaş'ın çıkışının, “Öcalan'ı tasfiye planı”nın bir parçası olduğu yönünde değerlendirmelerde bulunuyorlar. Öcalan'ın, Erdoğan'ın başkanlık sistemi talebine karşı olmadığını söyleyen bu çevreler; Demirtaş'ın, her kritik aşamada, “Öcalan'ın tezlerini değerinden düşürmek” amacıyla hareket ettiğini, öne sürüyorlar.

GERÇEK NE?

Gerçekten, AK Parti ile HDP, "danışıklı dövüş" mü yapıyor? Aralarında anlaştılar da, toplumu kandırmak için mi bu sert perdeden kavga mesajlarını veriyorlar?

Şurası bir gerçek ki; HDP yönetim kademeleri, sol-seküler çevrelerle benzer görüşleri paylaşıyorlar. Büyük oranda aynı gelenekten geldikleri için; sol çevrelerde yükselen "Erdoğan nefreti"yle, bir ortak ruh hali oluşturabiliyorlar. Erdoğan"ın "Kürt Sorunu Yoktur" açıklaması da bu eğilimi ateşledi.

HDP yöneticilerine, zaman zaman Kandil ve İmralı'dan, "Cihangir marjinalleri" gibi eleştiriler de geldi. HDP’nin yönetim kademeleri ile, “muhafazakar Kürtler”in kopukluğuna dair, değerlendirmeler yapıldı. HDP ile PKK arasında değerlendirme farklılıkları olduğu da, İmralı görüşmelerine yansımıştı.

Ancak, şurası bir gerçek ki, çözüm sürecinde rol oynayan (ve bu nedenle de muhalefetin baskısını üzerinde hisseden) HDP/PKK çizgisi; bir yönüyle, pazarlığı ve kavgayı da, asıl olarak AK Parti hükümeti ile yapıyor.

HDP, CHP OYLARINA YÖNELDİ

HDP'nin bu seçimlerdeki hedefi, CHP seçmenleri. Özellikle Alevi oyları, kritik önemde. Yıllardır CHP tercihinden hiç uzaklaşmamış Alevi seçmen kitlesinde; bu seçimlerde, HDP yönünde güçlü bir eğilim oluşabilir mi? Bazı etkili Alevi sivil toplum kuruluşları; HDP'yi tercih ettiklerini, şimdiden açıkladılar. Bu eğilimin başka çevrelere yayılma ihtimalini, gözden uzak tutmamak gerekiyor.

Bütün bunların CHP yönetiminde huzursuzluğa yol açması, çok normal. "Anlaştılar" yorumunu, işte bu endişe bağlamında değerlendirebiliriz.

Öte yandan, Türkiye'nin Batısındaki “sol seküler seçmen”in ve Alevilerin oy potansiyeli; HDP'lilerin, AK Parti'ye karşı, dilini sertleştiriyor. AK Parti ile HDP arasında, “çok geniş cepheye yayılmış” bir seçim yarışı var. Kürt seçmenin iki parti arasında tercih yapacağı gerçeğini değerlendirdiğimizde, yarışın kıran kırana geçeceğini net bir şekilde görebiliyoruz. Atışmanın tırmanması, son derece doğal.

SİYASİ ALAN KAVGASI

Fotoğrafın bir başka boyutu şu: “Kürt sorununun nasıl çözümleneceği” meselesi, gerilimi tırmandırıyor. HDP/PKK ekseni; bölgedeki siyasi egemenliğinin, bir özerkliğe dönüşmesini ve meşrulaşmasını istiyor. Öcalan'ın "demokratik özerklik" projesi, bir anlamda, “Kürtlerin kendi kendilerini yönetme hakkı” anlamını taşıyor.

AK Parti ise, bu noktada, “devlet rolü”nü üstlenmek ve "üniter devlet" siyaseti çerçevesinde bir dil kullanmak durumunda. Özerklik projesinin bir “kopuş projesi”ne dönüşmesine onay vermeyen bir dil...

Sonuç: AK Parti ile HDP arasındaki kavganın, somut temelleri var. Öte yandan, siyasi hedefleri açısından, iki tarafın da birbirine ihtiyaç hissettiği, reddedilemez bir olgu.

Çatışma da gerçek, gelecekte uzlaşma ihtimali de... Seçimlerden sonra, bu konuya ilişkin daha net analizler yapma şansımız olabilir.

Kitap: Deniz Gezmişlerle birlikte yargılanan 68'li arkadaşım Atilla Keskin'in son kitabı "Bir Başka Kandil-Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra"(Tekin Yayınevi). 40 yıl önce Filistin'de El-Fetih'e gidip gerilla kamplarında eğitim gören Keskin, 40 yıl sonra PKK'lilerle geçirdiği günleri bir 68'linin gözüyle değerlendiriyor.