Darbeler dönemi bitti mi?

Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin?le Ergenekon davası konusunda konuşurken, darbeler döneminin bittiğini söyledi.

Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hürriyet gazetesinden Şükrü Küçükşahin’le Ergenekon davası konusunda konuşurken, darbeler döneminin bittiğini söyledi. Kıvrıkoğlu, bu yoruma gerekçe olarak; dünyada yaşanan büyük değişimi gösteriyor. Ülkelerin her alanda birbirine bağımlı hale gelmesinin, küresel ilişkilerin artık darbelerin sonunu getirdiğini ifade etti.
Darbe ‘döneminin sona ermesi’nin darbe heveslilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmediği de ayrı bir konu. Tabi ‘darbe döneminin’ son erdiği fikrinin Ergenekon davasıyla bir ilgisi olduğunu da gözden uzak tutmamalıyız. Çünkü Ergenekon davası asıl olarak bir darbe hazırlığı davası sayılabilir.
AKP iktidarından hoşlanmayan sivil ve asker kişiler, bu iktidarı seçimler dışı bir yöntemle devirmek amacıyla belli ki bazı girişimlerde bulunmuşlar. Değişik bombalamalar ve özellikle Danıştay cinayeti eğer iddialar kanıtlanabilirse bu konudaki bulgular olarak sayılabilir.
Şimdi bunları söyleyince hemen şöyle bir itiraz geliyor: Devam etmekte olan dava konusunda böyle ön yargılı hükümlerde bulunmamak gerekir. Hayır bir hükümde bulunmaktan yana değilim.
Çeşitli öldürme, bombalama eylemlerini kimin yaptığı, ne amaçla yaptığı konusundaki iddiaları ortaya çıkarıp kanıtlamak savcıların görevi.
Burada üzerinde anlaşmamız gereken nokta şu: Bu ülkenin uzak ve yakın tarihinde devlet içindeki güçlerin darbeye zemin hazırlamak amacıyla değişik kışkırtmalar yaptığını kim reddedebilir? Gerçekleştirilmiş üç darbe ve bir post modern darbenin de böyle kışkırtmalar eşliğinde hazırlandığını da biliyoruz.
Kimin ne yaptığını somut olarak iddia edemeyiz ama bunların yapılmasının mümkün olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin 2007 yılında ciddi bir siyasi krizden geçtiğinin tanığıyız.
2004 yılında bir askeri darbe yapmak amacıyla çalışmalar yürütüldüğü, mahkeme kararıyla doğrulanmış günlüklerle kanıtlandı.
***
Bütün bu tabloya bakarak ve dünyadaki değişimi dikkate alarak söylersek, evet ‘darbe dönemleri’ bitti. Dönemin bitmesi hiç darbe olmayacağı anlamına gelir mi? Dünyadaki koşullar değişti, Türkiye’de de değişti bunların hepsi doğru, yine de asker-siyaset ilişkisinin tam anlamıyla normale dönmediği bir ülkede yaşadığımızı yok sayamayız.
Dün intihar eden emekli Albay Kırca’nın cenaze törenindeki manzara ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarının bu tören sırasındaki tavırları ve açıklamaları dikkat çekici değil mi? Çok taze bir olay olduğu için bunu söylüyorum. Yoksa daha onlarca başka örnekten söz edebiliriz.
Türkiye’de ordu-siyaset ilişkisinin normal demokratik bir ülkeye uygun olduğunu söyleyebilir miyiz? Örneğin Ergenekon davasının 10.dalgasında gözaltına alınan generallerin mahkemeye çıkarılmadan serbest bırakılması, birçok çevrede Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan ve Cumhurbaşkanı’yla görüşmesine bağladı. Bu yorumu yapanlardan birisi de ana muhalefet partisi genel başkanı Deniz Baykal’dı.
Bu konuda geçmişle kıyaslandığında bir iyileşmeden söz edilebilir. Bu ‘iyileşme’yi ‘normalleşme’ olarak kabul etmek o kadar kolay değil. Hâlâ asker-siyasetçi ilişkisinin normal olmadığı bir sistemin içinde yaşıyoruz. Normal olmayan bu durum kaçınılmaz olarak siyasete müdahale heveslerini de kışkırtıyor.
Bu yüzden askeri darbe tehdidinin tam anlamıyla bitmediğini düşünüyorum. Tehdidin azaldığı bir gerçek, ancak yok olmadığı da ayrı bir gerçek.
Ayrıca, öylesine karışık bir bölgede yaşıyoruz ki! Demokrasi gelenekleri zayıf, sürekli otoriter rejim üreten bir kültür çevremizi sarmalamış durumda. Böyle bir bölgede, üstelik gerisinde üç buçuk askeri darbe olan bir ülkede darbe ihtimalinin sıfıra indiğini söylemenin safdillik olduğu görüşündeyim...
Ancak Kıvrıkoğlu’nun değerlendirmesini olumlu buluyorum. Bir dönemin bittiğinin o dönemin radikal sayılacak bir komutanı tarafından dile getirilmesi ‘darbe heveslileri’nin hevesini kıracak bir etki yapabilir.
Son olarak Ergenekon soruşturmasında ortaya çıkan suikast girişimi iddiaları yabana atılır iddialar değil. Bunlar ne için yapılacaktı? Bunları yapmak isteyenler akılsız maceraperestlerden ibaret midir?