Darbelere karşı 'Hafıza Müzesi'

Şili'de 1973 yılında askeri darbe gerçekleştirilip seçimle iktidara gelmiş Devlet Başkanı Salvador Allende öldürüldüğünde bizler Mamak Askeri Cezaevi'nde yatıyorduk.

Şili’de 1973 yılında askeri darbe gerçekleştirilip seçimle iktidara gelmiş Devlet Başkanı Salvador
Allende öldürüldüğünde bizler Mamak Askeri Cezaevi’nde yatıyorduk.
12 Mart döneminin darbeci generalleri, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı birkaç
ay önce asmışlardı. Şili cuntası 1990 yılına kadar tam 17 yıl iktidara hâkim oldu. Binlerce insan öldürüldü, kaybedildi, işkence gördü, sürgüne gönderildi. Şili, bugün demokrasiyle yönetiliyor.
Bu yazıyı yazmak üzere masaya oturduğumda TV’den Şili’ye ilişkin bir haber kulağıma çalındı. Şili’de askeri darbeler döneminde yaşanan tüm acıların kayda geçirilmesi amacıyla ‘Hafıza ve İnsan Hakları Müzesi’ kurulmuş, müzenin açılışını da Şili Devlet Başkanı Michelet Bachelet yapmıştı. Darbeler döneminde faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren, kaybolan insanlardan anıların bu müzede yer alacağını açıklayan Bachelet, askeri darbeyle iktidara gelen General Pinochet diktatörlüğü dönemindeki insan hakları ihlallerinin unutulmayacağını ümit ettiğini söyledi. Şili Devlet Başkanı Bachelet, Şili halkının bu üzücü tarihin yinelenmemesi için geçmişe ayna tutması gerektiğini kaydetti; hiç kimsenin bu trajediyi yalanlayamayacağını ya da küçümseyemeyeceğini vurguladı.
Şili’de cuntacılardan köklü bir hesap sorulabilmesi için kararlı bir mücadele yürütülüyor. Cuntayla hesaplaşma sürüyor. Artık inisiyatif sivil ve seçimle gelmiş güçlerin elinde. Kimse cuntacı generallere resim sergileri açtırmıyor, onları Cumhurbaşkanı köşkünde ağırlamıyor.
Şili’de cuntacılardan hesap sorulması, Şili ordusunun tasfiyesi anlamına gelebilir mi? Şili’nin bugün de ordusu var, tasfiye edilen ordu değil cuntacılar oldu. Ordu artık bütünüyle sivil güçlerin emrinde, bunu orada tartışmak bile abes sayılıyor.
***
‘AKP’yi ve Gülen’i bitirme planı’ olarak adlandırılan belge nedeniyle başlayan tartışma sırasında, bazı çevreler cuntacılara yönelik eleştiriyi ordunun tümden hedef alındığı şeklinde değerlendirmelerde bulundular. Sivil iktidarlara karşı ordu içinden gelen müdahale çabaları son dönemde daha yaygın bir eleştiriyle karşılaştığı
bir gerçek. Askerlerin siyasete müdahale eğilimi geçmişe göre daha fazla tepki görüyor.
Askeri vesayete karşı bu eleştirel yaklaşım Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde ilerlediğinin bir ölçüsü sayılabilir. Demokrasinin dikkate değer ölçütlerinden birisi ordunun siyasetle ilişkisidir. Demokrasinin geliştiği ülkelerde askerin siyasetteki rolünden söz edilemez. Ordu, siyasi iradenin emrindedir. Geri ülkelerin çoğunda da demokratik ülkelerin tersine cuntalar, darbeler birbirini izler. Emekli ya da muvazzaf subaylar siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak öne çıkarlar.
Türkiye’de askeri vesayete yönelik eleştiriler haksız mıdır? Birer vehimden ibaret midir?
‘Ordu düşmanı’ bazı çevrelerin kasıtlı girişimleri midir? Bu eleştirilerin arkasındaki niyet orduyu ortadan kaldırmak mıdır?
Her ülkenin bir ordusu olduğu gibi her demokratik rejimin de bir ordusu vardır. Ordusuz bir demokratik rejim yoktur. Herkes biliyor ki, Türkiye’de de kimsenin aklından orduyu ortadan kaldırmak geçmiyor. Zaten bu mümkün değildir, akla ve günümüzün gerçeklerine uygun değildir.
Buradaki temel tartışma, ordunun nerede duracağı; ordunun bir idelojinin taşıyıcısı olup olmayacağıdır. Türkiye’de darbeciler, darbe isteklileri orduya kendilerince bir misyon yükleyerek siyasete müdahaleyi meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Onlar kendilerini ‘laikliğin’ bekçisi olarak tanımlıyorlar. Seçimle gelmiş iktidarları ise laikliği ortadan kaldıracak potansiyel tehlike olarak göstererek askeri vesayeti kalıcılaştırmak istiyorlar.
Şu anda ülkemizin sorunu yalnızca ‘darbe tehlikesi’ değildir. Bu ülke hâlâ askeri darbe anayasasıyla yönetiliyor ve sivil iktidarların bu anayasayı değiştirmeye güçleri yetmiyor. Bu anayasal sistem içinde bunca değişikliğe rağmen ordu siyasi hayatta bir aktör olarak yer alıyor. Askeri vesayet varlığını sürdürüyor.
‘Belge’ neden bu kadar önem kazandı? Çünkü bu belgenin gerçek olabileceğine ilişkin toplumda yaygın bir kanaat var. Çünkü toplumda askerin siyaset içinde bulunduğu düşüncesi yaygın. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri bu ülkede hâlâ en yüksek mercilerde ağırlanmıyor mu?
Kenan Evren, hâlâ bu ülkenin itibarlı bir komutanı, Yedinci Cumhurbaşkanı muamelesi görmüyor mu?