Değişimle statükonun çatışmasında son durum

Bu ülkede son birkaç yıldır büyük bir değişim ve altüst oluşun yaşandığının tanığıyız. Böylesine sarsıcı bir sürecin iktidar ilişkilerini, sınıfsal ilişkilerini de yerinden oynatması kaçınılmazdı.

Bu ülkede son birkaç yıldır büyük bir değişim ve altüst oluşun yaşandığının tanığıyız. Böylesine sarsıcı bir sürecin iktidar ilişkilerini, sınıfsal ilişkilerini de yerinden oynatması kaçınılmazdı. Aynen öyle oldu, sınıfsal konumlarda bir sarsıntı, bir belirsizlik ortaya çıktı.
Bu değişimin birçok nedeni olduğunu biliyoruz. En etkileyici ve tayin edici olanın içerdeki yani ekonomideki hareket olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye, dış ticaret rakamları, üretim kapasitesi açısından önemli bir büyüme yaşadı. Son krize kadar da büyüme devam etti. Adam başına yıllık gelir bu büyümenin bir parçası olarak arttı.
Ben bunları yazınca sanılıyor ki, AK Parti’ye güzelleme yapıyorum. Benim sözümü ettiklerim somut rakamlar, AKP iktidarından önce başlayan bir sürecin ürünü. Türkiye Gümrük Birliği’ne girdiği 1996 yılından günümüze kadar 13 yıl içinde ithalat, ihracat alanında bir patlama yaşadı.
Bu büyümenin ‘sahte’, ‘geçici’ olduğunu söyleyenlerin asıl derdi AKP iktidarını beğenmemekten kaynaklanıyordu. Bunun AK Parti’yle doğrudan bir ilişkisi yok. Türkiye büyüme potansiyeli olan bir ülkeydi. Kötü yönetiliyordu, sürekli askeri müdahalelerle militarist bir yapı kökleşmişti. Ülkenin kaynaklarının yüklüce bir bölümü askeri harcamalara gidiyordu.
AK Parti iktidarı, Türkiye’nin AB üyeliği sürecine denk geldi. Bu ekonomik gelişmeden pay alan Anadolulu orta sınıfların motoru olduğu bir değişimin de üzerine oturdu. Bu gelişmeyi zaman zaman iyi yönetti, zaman zaman kötü. Yönü AB’ye dönük olduğu için ekonominin evrensel kurallarına uydu.
***
AB’ye yönelen, ekonomisi gelişen bir ülkenin demokratikleşme alanında da hamleler yapması kaçınılmazdı. Türkiye, darbelerin özürlü hale getirdiği militarist yapıdan kurtulmak zorundaydı. Başka türlü ileri gidemezdi. Yeni büyüyen ve gelişen orta sınıflar çok partili rejimin barışçı bir şekilde gelişmesini istiyorlardı. Sınıfsal çıkarları bunu gerektiriyordu.
Değişimle statüko ciddi şekilde çatışmaya başladı. ‘28 Şubat mı tekrarlanıyor’ sorusu bu yüzden soruluyordu. Ancak devran değişmişti, Türkiye’deki ve dünyadaki koşullar 28 Şubat koşullarının tersi yönündeydi. Birileri hâlâ 28 Şubat umudunu taşısalar da eski sürülüp gitmişti.
Gücünü statükodan alanlar, bu süreçten mutlu değiller. Mutlu olmaları da beklenemez. Bu yüzden gelişmelerin kötü olduğunu, Türkiye’nin kötü yerlere doğru gittiğini söylüyorlar. Kendi karamsarlıklarıyla Türkiye’yi ona göre yorumluyorlar, bizlerin de öyle yorumlamasını istiyorlar.
***
Türkiye, güllük gülistanlık bir ülke değil şüphesiz. AK Parti iktidarı da sütten çıkmış ak kaşık değil. Demokratikleşme, gelirin adil dağılımı, ekonominin üretici bir karakter kazanması hala bir sorun olarak önümüzde duruyor. Hâlâ 1982 Anayasası tasfiye edilemedi. Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu gibi kanunlar, YÖK, RTÜK gibi kurumlar demokratikleşmenin, basın özgürlüğünün, akademik özerkliğin önünde birer engel olarak duruyorlar. Bunlara baktığımız zaman alınacak çok yol olduğunu görüyoruz.
Bu olumsuz tabloya karşın, Türkiye’nin geçmişle kıyaslandığında ciddi bir ilerleme içinde olduğunu da inkar etmenin bir anlamı yok. Türkiye tarihinde ilk kez, askerin siyaset içindeki yerini sorgulayan, asli görevine dönmesini isteyen bir sürece girdi.
Türkiye yeni bir demokrasi denklemini oluştururken bir dizi sorun da daha farklı bir gözle yeniden ele alınıyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Alevi sorunu, Ermenistan’la ilişkiler gibi birçok sıkıntılı alanda bakış açıları değişiyor.
Yasal olarak da psikolojik olarak da inisiyatif sivil güçlerin eline geçmiş durumda. Bunu ne kadar iyi kullanabilirler, ne kadar kararlı kullanabilirler onu bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, artık kaderini demokrasi dışı yöntemlere bağlayanların, bu sistemden geçinenlerin durumunun pek parlak görünmediği.
Kendi durumlarındaki bozulmayı Türkiye’deki bir bozulma gibi göstererek toplumu bu yolla etkileyeceklerini sanıyorlardı. Olmuyor. Bunu başaramıyorlar.
Bu nedenle mutsuzlar, umutsuzlar. Halbuki, kendilerini değiştirebilirler, yeni değişim ve dönüşüm sürecinin aktif bir parçası haline gelebilirler. O zaman ruh halleri de hızla olumlu yönde değişecektir.
Öneririz.