Deniz Baykal, bir koalisyonla başlamıştı...

Deniz Baykal'ı, bir pencereden bakıldığı zaman; 'statükocu', 'değişim karşıtı' diye tanımlayabiliriz. Belki artık çok hatırlayan olmasa bile; Baykal'ın, askere tavır koyduğu dönemler de olmuştur. Siyasette uzlaşmayı öne çıkardığı günlerin de tanığıyız. İniş çıkışlarıyla Baykal'ı hatırlamaya çalışalım.

Siyasetin uzun soluklu ismi Deniz Baykal, yeniden etkili bir şekilde kürsüde. Türkiye onu, 1973 genel seçimlerinin ardından, sürpriz bir koalisyonun(CHP-MSP) hazırlanmasında rol oynayan genç bir politikacı olarak tanımıştı. O günün koşulları açısından bakıldığında, iki zıt kutup bir araya gelmişti. Baykal'ın siyasi hayatı da böylesine ilginç bir uzlaşmayla başlamıştı.

O dönemin biz Siyasallıları ise; Baykal'ı, bir akademisyen olarak bilirdik. Asistanlığı sırasındaki sosyolojik analizleri (sağ sosyolojik güçler ve sol sosyolojik güçlerden bahsederdi o günlerde), Ecevit'in ilgisini çekerdi. Bülent Ecevit'in değer verip öne çıkardığı bir siyasetçiydi Baykal...

35 yaşında, CHP-MSP koalisyonuna Maliye Bakanı olarak giren Baykal; 42 yıl geçtikten sonra, en güçlü Meclis Başkan adayı olarak karşımızda. Bu 42 yılda, değişik müdahaleler, darbeler yaşadık. Sarsıntılı yollardan geçtik.

Baykal da, askeri darbeden nasibini aldı. 12 Eylül askeri darbesinin ardından Ordu Dil ve İstihbarat Okulu'nda ve Çarakkale Zincirbozan'da hapis yattı, siyaseten yasaklandı. Liderliğini yaptığı CHP'nin, barajı aşamadığı dönemler oldu. 12 Eylül'den önce de sonra da, bakanlık yapmış bir isim Baykal.

2000'Lİ YILLARIN BAŞINDAKİ STATÜKOCU

Deniz Baykal'ı, bir pencereden bakıldığı zaman; 'statükocu', 'değişim karşıtı' diye tanımlayabiliriz. Belki artık çok hatırlayan olmasa bile; Baykal'ın, askere tavır koyduğu dönemler de olmuştur. Siyasette uzlaşmayı öne çıkardığı günlerin de tanığıyız. İniş çıkışlarıyla Baykal'ı hatırlamaya çalışalım.

Baykal'ın, 2000'li yılların başında, Avrupa Birliği sürecinde; AB'ye uyum yasalarının birbiri ardına çıkarılmasına tepki gösterdiğini, dün gibi anımsıyorum. Rahmetli Erdal İnönü'yü, 'Kürt milletvekillerini Meclis'e taşıdığı' gerekçesiyle eleştiren de oydu. PKK ile çözümün, ancak silahla yürütülebileceğini söyleyenlerin içinde, Baykal'ı görebiliyorduk.

AK Parti yeni bir anayasa hazırlığı içine girdiğinde gösterdiği tepkiyi de, unutmak mümkün değil. 2008 yılında 1982 darbe anayasasının değiştirilmesi gündeme geldiğinde; dönemin Başbakanı Erdoğan'a "Sakın ha anayasayı değiştirmeye kalkma, o kurucu iradedir" diyen de Baykal'dı.

2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, "367"yi Anayasa Mahkemesine götürüp, seçimi engelleyen başvuruyu yapan lider de, odur. 2008'de AK Parti hakkında kapatma davası açılmasının arkasında durduğunu da hatırlayabiliyoruz.

Öteki Baykal ise, 2002 seçimlerinin ardından Meclis dışında kalan Tayyip Erdoğan'ı, siyasete döndüren desteği  sağlayan siyasetçidir...

MECLİS'İN AÇILIŞINDAKİ BAYKAL

Deniz Baykal; şimdi Meclisin en yaşlı üyesi, kıdemli bir siyasetçi. Geçici Meclis Başkanı olarak, yeniden ilgiyi üzerine topladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'la olan sürpriz görüşmesi, 7 Haziran seçimlerinden sonraki hemen hemen tüm analizlerde kendine yer buldu.

Meclisin açılışındaki konuşmasında, uzlaşmayı savundu. Değişik kimliklerden oluşan milletvekillerini, "çok renkli, çoğulcu, çok güzel" gibi sıfatlarla tanımladı. Bunca gerilim ve kutuplaşmaya aldırmadan, Meclisin açılışında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saygılı bir dil kullanarak; demokrasinin kurumlarına özen gösteren bir yaklaşım sergiledi.

Yine o konuşmasında, 'Paralel Yapı'ya dikkat çekmesi, ilginçti.

Deniz Baykal, bu meclisin bir hükümet çıkaracağı, demokrasinin derinleşeceği inancını vurgularken, uzlaşmayı savunurken;  Türkiye'de son yıllarda yaşanan büyük değişimi ve yenileşmeyi de dile getirdi.

Bazı ciddi sıkıntıların sürmesine rağmen, artık geleneksel 'askeri ve bürokratik vesayet' yok. Meclisin üstünde konumlanmış bir ordu veya anayasa mahkemesi de yok. Çözüm bulanacaksa, meclisin içinde bulunacak... Halkın iradesi dışındaki güçler, artık eski ilgiyi görmüyorlar.

Abdullah Öcalan'ın yeğeniyle aynı kürsüyü paylaşmayı, şöyle değerlendiriyor Baykal: "Hısım akrabaymış, yeğeniymiş...Ne yapacaksın yani, soyunu, sopunu da mı mahkum edeceğiz? Bunun bir suçluluk ifadesi olarak kabul edilmesi, bizim hukuk demokrasi anlayışımızla bağdaşmaz..."

Deniz Baykal, uzun ve örselenmiş bir siyasi yaşamın önemli dönemeçlerinden birinde, "demokrasi"nin Türkiye'de ulaştığı yeni bir düzleme eşlik ediyor... Baykal, doğrusuyla yanlışıyla, siyasi kültürümüzün yaşayan tarihidir. Hep çok eleştirilmiş, farklı siyasi kutupların aynı anda öfkesini çekebilmiş bir isim olan Baykal'ın; Türkiye demokrasisinde etkin bir yeri olduğunu söylemeden geçemeyiz.