Derviş ne diyor, Kılıçdaroğlu ne söylüyor?

Partiler uzlaşmaz bir tutum alırlarsa, çözümsüzlüğü tercih eden bir yerde dururlarsa; başta ekonomi olmak üzere, toplumsal dengeler sarsılr. Toplum, gerçekçi yaklaşımlar bekliyor.

2001 krizinin ardından, bir restorasyon programı uygulayan ve bugünkü ekonomik gelişmenin ilk mimarı sayılan Kemal Derviş; seçimlerden önce, "Sosyal demokrat bir hükümet içinde yer alabilirim" demişti.

Seçim sonuçlarının ardından konuştuğu Fuat Keyman'a da dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Kemal Derviş'in yaklaşımı şöyle: “Türkiye için en iyi olan, ya da olması gereken, büyük koalisyon. (…) Almanya modeli gibi olmalı…İki parti arasında oy oranları ve milletvekili sayıları içinde fark olsa da, güç paylaşımına gitmeliler, yani başbakan yardımcıları ve bakanlıkların paylaşımında belli oranda bir eşitlik olmalı” (…) “Bunun nedeniyse, CHP, büyük koalisyonda, küçük ortak gibi değil, eşit ortak gibi hissetmeli ve hareket edebilmeli…” (…) “Gerçekten de, zor da olsa, AK Parti-CHP büyük koalisyonunun, Türkiye’nin önemli sorunlarını çözme ihtimali var.  Böyle bir koalisyon yoluyla;

Bir; güçlü bir ekonomi mimarisi ve yönetimi kurularak, korkulan ekonomik sıkıntılara yanıt verilebilir;

İki, kutuplaşma sorunu üzerine gidilebilir;

Üç; Yeni Anayasa yapım sürecinde rahat ve hızlı hareket edilebilir;

Dört; dış politikada, yeniden, yumuşak güç temelli aktif bir dönem başlatılabilinir, ve Türkiye-AB ilişkilerinin canlandırılabilir; ve

Beş; çözüm sürecinin devam etmesi sağlanabilir, ve sürecin bundan sonraki aşamasının esas yeri Meclis olur.”

BÜYÜK KOALİSYON

Fuat Keyman; Kemal Derviş'ten aktardıklarını, şöyle noktalıyor:

"Derviş, daha önce, 'CHP’li, sosyal demokrat bir hükümet olursa göreve gelirim' derken de, kafasında AK Parti-CHP koalisyonu vardı. O zaman bu bir düşünceydi. Şimdiyse, AK Parti-CHP büyük koalisyonu, gerçekleşme ihtimali olan bir olasılık.

Almanya benzeri bir büyük koalisyonda görev alır mısın soruma yanıtıysa net: 'Evet'."

KILIÇDAROĞLU’NUN ‘HESAP SORMA’ KOALİSYONU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun koalisyon için dün “temel ilkeler” olarak belirttiği 14 maddelik açıklamasının ardından yayılan ilk haber, "Kılıçdaroğlu doları fırlattı" oldu. Bunun üzerine, CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak; bir değerlendirmede bulunmak gereğini duydu. Doların başka nedenlerle yükseldiğini ifade etti.

Siyasi partiler uzlaşmaz bir tutum alırlar ve yorgunu yokuşa sürerlerse, çözümsüzlüğü tercih eden bir yerde dururlarsa;  başta ekonomi olmak üzere, toplumsal dengeler sarsıntı geçirir. Toplum, gerçekçi ve uzlaşmacı yaklaşımlar bekliyor.

13 yıldır tek parti iktidarı tarafından yönetilmek; siyasi, sosyolojik sorunlar yaşamanın yanısıra, “ekonomide hızlı karar alma” kolaylığı anlamına da geliyordu.

‘AK PARTİ’DEN HESAP SORMA’ KOALİSYONU

CHP  Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; 14 maddelik  ilkeler beyannamesinin ardından, “AK Parti'yi dışta bırakan üçlü bir koalisyon” önerdi. Bir muhalefet partisinin, iktidar partisinden, “geçmiş dönemin hesabını sormak istemesi” anlaşılabilir.

Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımı, kendisine oy veren seçmenlerin psikolojisine, iyi geliyor da olabilir. Özellikle, seçim meydanlarına damga vurmuş olan gergin ve suçlayıcı hava; CHP'yi böyle bir arayışa yönlendirmiş olabilir.

Ancak, siyaset, “olabilirlik” üzerine kurulur, kurulabilir. Ayrıca, uzlaşmacı bir çözüm, yalnızca bir kitlenin militan taleplerini dile getirmek üzerine inşa edilemez. Daha kapsayıcı olmak ve kolaylaştırıcı bir dil aramanın gerekli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Kılıçdaroğlu'nun yaklaşımı böyle bir ihtiyaca cevap vermekten uzak.

Bekleyen bir çözüm süreci var, “barış adımlarının atılması” gerekliliği var. Bunun yanısıra, Kılıçdaroğlu'nun da ilkeleri arasında saydığı “12 Eylül Anayasasının tasfiyesi” ve “yeni bir anayasa hedefi” var. Bununla birlikte; Kürt sorununun çözümündeki kilit noktalardan birisi olan "Türklük tanımı" maddesinde, MHP ve CHP'nin, "kırmızı çizgiler"i var.

MHP

Üç parti; seçim kampanyaları boyunca, AK Parti iktidarını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan bir “ortak tutum” gösterdiler. Peki, bu uyumun; “Türkiye'nin önündeki zorlu meselelerin ele alınması” adına, yeni bir perspektif getirmesi mümkün mü?

MHP, dayandığı ideoloji nedeniyle; diğer iki partiye oranla,

daha merkezi, daha otoriter, daha milliyetçi bir devlet yapılanmasını temsil ediyor. Yeni anayasanın da,  bu temelde gerçekleşmesini tasavvur ediyor. Bunun da ötesinde; MHP’nin, diğer iki partiye oranla, “daha muhafazakar” bir kimliğe ve yaşam anlayışına karşılık geldiğini söyleyebiliriz. MHP'nin “temel çizgiler”i; HDP gibi, “özgürlükçü dil” kullanan, “azınlıkları koruyan yaklaşımları tercih eden” bir siyasi hareketle, uyumlu hale gelemez.

CHP; bir koalisyonla, “12 yıllık değişimi geriye döndürebilecek” bir yol haritası geliştirmesi, hele de bunu birbirine zıt iki partinin desteğiyle sağlaması; gerçekçi değil.  Başta ekonomi ve dış politika olmak üzere ülkeyi ilgilendiren temel meselelere, bu tür “daraltılmış hedefler” üzerinden çare bulmak mümkün olamaz. Başka bir nokta da şu: HDP,  askeri vesayetin restorasyonuna "geriye dönüş" senaryolarını kabul eder mi?

İKİ FARKLI SENARYO

İki senaryo söz konusu: Kılıçdaroğlu'nun önerileri, siyasi belirsizlik tehlikesi ve dolayısıyla kriz potansiyeli içeriyor. Derviş  ise, yukarıdan bakıyor, çözüm arıyor, gerçeğin peşinden koşuyor. Tabii ki karar mevkinde değil ama, çözüm formüllerinin karşılığı var.

Bakalım hangi "sosyal demokrat" yaklaşım, hayatla buluşacak...