Devlet krizinin derin dalgalarında

Alıştığımız tüm 'normal'leri sorgulamamız gerekebilecek tamamen farklı bir boyuttayız.

Tam ortasında olduğumuz devlet krizi, her geçen gün, daha da fırtınalı hale geliyor. Devletin kurumları birbirleriyle çatışıyor, birinin aldığı kararı diğeri uygulamıyor, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) ‘korsan bildiri’ yayımladığı değerlendirmesi yapılıyor.

Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı, krizin ulaştığı düzeyin bir diğer göstergesi. Akış rotasını ve ne kadar süreceğini, kendi iç enerjisiyle belirleyen bir krizden söz ediyoruz. Ülkedeki hiçbir aktörün tam olarak kontrol altına alması mümkün olmayan bir kriz bu.

Yargının aşırı siyasallaşmış hali, kuşkusuz, krizi tetikleyen zeminin en önemli boyutlarından biri. Yargı, her dönemde, siyasal alanımızın önemli aktörlerinden birisi oldu. HSYK’nın seçim yöntemi ve örgütlenme biçimi değiştirilerek bunun aşılması hedeflenmişti. Ancak görünen o ki yargı, siyasal alanın en önemli ve etkili aktörlerinden birisi olarak sahnedeki yerini koruyor.

Hükümet ise kendisine yönelik yargı hamlelerini, elindeki iktidar imkânlarıyla savuşturmaya çalışıyor. Krizin aynı zamanda bir ‘iktidar krizi’ne dönüşmeye başladığı açık. ‘İktidar krizi’ demek, ‘siyasal alanın yönetilemez bir hale gelmesi’ demek.

Her sabah yeni bir savcılık ‘operasyonu’yla güne başlayan bir hükümetten söz ediyoruz. 11 yıllık iktidarın getirdiği yıpranma ve gerginlikle, oklar Başbakan Tayyip Erdoğan’a yöneliyor.

Kamuoyu yoklamaları ve siyasi denklemler şunu gösteriyor: Varolan muhalefet partileri içinden yeni bir iktidar seçeneği yaratmak mümkün değil. Şu andaki Meclis aritmetiği de yapılacak bir erken seçime ilişkin tahminler de AK Parti’nin tüm iktidar formüllerinin merkezinde olduğuna işaret ediyor.

Cumhurbaşkanlığı koltuğu
Üç dönemin sonuna gelindiği için öngörüler, Tayyip Erdoğan’ın tekrar milletvekili adayı olmaması, tekrar başbakan adayı olmaması üzerinden geliştiriliyor. Hesaplar, Ağustos 2014’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine yoğunlaşıyor. Asıl mesele, AK Parti’nin genel başkanlık koltuğuna ve tabii ki başbakanlık koltuğuna kimin oturacağı.

Erdoğan, düne kadar, bu seçimlerin muhtemel en güçlü adayıydı. Bunun da ötesinde, Erdoğan, yeni genel başkan adayını belirlemek ve ülkeyi cumhurbaşkanlığı koltuğunda iken yönetebilmek arzusunu taşıyordu. Gerginlik kaynaklarından biri buydu. Düne kadar, dengeler ve analizler böyleydi...

Yolsuzluk operasyonlarının başladığı günden bu yana, önceki seçim hesaplarının, iktidar koltuklarının tümünün değişme ihtimali gündemde. Eğer operasyonlar sürdürülür ve derinleştirilirse, derinleştirilebilirse, dengeler çok hızlı şekilde değişebilir. Dengelerin kimin lehine, kimin aleyhine değişeceğini öngörmek zor. Hükümet ve tabii Başbakan, bütün bu ‘operasyonlar’a nasıl bir karşılık verebilir, güçleri neye yetebilir? 

Bu soruya yanıt ararken, birkaç ‘senaryo’ya göz atmakta yarar var. Birinci ihtimal: Bu operasyonlar sürer ve AK Parti bir erken seçim kararı alarak, toplumun hakemliğine başvurabilir. (Tabii bu süreçte, Tayyip Erdoğan’ın, tüzüğü değiştirip, yeniden AK Parti’nin ve hükümetin başında kalmayı tercih etmesi olasılığı da var.) İkinci bir ihtimal: Cumhurbaşkanlığı seçimi öne alınır. Erdoğan cumhurbaşkanı olur, Abdullah Gül, AK Parti’nin başına geçer ve onun önderliğinde seçime gidilebilir. Tabii, şu an bizim hesap edemediğimiz çok farklı senaryolar da söz konusu olabilir.

Önümüzdeki günler, olayların ne yönde gelişebileceğini belirleyecek. Alıştığımız tüm ‘normal’leri sorgulamamız gerekebilecek tamamen farklı bir boyuttayız. Tüm renklerin birbirine karıştığı, puslu, hatta gizemli bir dönemden geçiyoruz.