Diyanet; kadınlar ve Aleviler...

Kadınlara ayrımcı bir bakış açısıyla yaklaşan ve şiddeti normalleştiren anlayış bu kez de Diyanet'ten karşımıza dikiliyor.

Diyanet İşleri Başkanı Profesör Mehmet Görmez’in “Kadına karşı şiddetle uğraşacağınıza önce insanlığa karşı cinayetleri önleyin” şeklindeki sözleri, bu kurumdaki ‘temel yaklaşım’ı gözler önüne serdi.

Afganistan’dan Irak’a kadar uzanan İslam dünyasının çatışmalı bölgelerinde en çok hedef alınanların kadınlar olduğunu görüyoruz. Buralarda kadınlar sokağa bile çıkamıyorlar. Bu durumun esas sorumlusunun Batılılar olduğunu herhalde iddia edemeyiz.
Batı’nın bölgedeki katliamlara seyirci kalmasına, bazı darbelere destek verir bir tutum sergilemesine tepki gösterirken kadına yönelik şiddetten söz edilmesinden hoşlanmayan bakış açısı, şaşırtıcı değil. Kadınlara ayrımcı bir bakış açısıyla yaklaşan ve şiddeti normalleştiren anlayış bu kez de Diyanet’ten karşımıza dikiliyor.

Cemevleri
Diyanet İşleri Başkanı’nın söylemlerindeki ayrımcı yaklaşım ile devletin Alevi sorununa bakışını birbirinden bağımsız değerlendiremeyiz.
Türkiye’nin çözmekte zorlandığı iki temel kimlik sorunu (Alevi kimliği ve Kürt kimliği) var. Alevi meselesindeki çözüm, prensip olarak, Kürt meselesindekinden çok farklı değil. Çözüm, devletin demokratikleşmesi ve farklı kimliklerin varlığını kabul eden bir şekilde yeniden yapılanması.
Alevilerin en temel taleplerinden birisi, cemevlerinin ibadet yeri olarak kullanılmasıdır. Zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Temel Sünni anlayışa göre, Aleviliğin İslam içindeki yeri belli değildir. Daha önce ‘zındık’, ‘sapkın’ olarak görülen, yok sayılan Alevilik, hâlâ ‘tanımlanabilmiş’ değil.

Çalıştaylar Geçen yıllarda hükümet tarafından 7 Alevi çalıştayı yapıldı. İyi niyetli bir çaba olarak gördüğüm çalıştayların üçüne davetli olarak katıldım. Toplantılarda yer alan Diyanet temsilcilerinin, kendi Sünni mantıkları içinde Aleviliği açıklamakta güçlük çektiklerini gözlemledim. Bu kurum, aslında Aleviliği tanımıyor, onların kavrayışı içinde Alevilere yer olduğundan söz etmek zor. “Camiden başka ibadet yeri olamaz” söylemi, bunu kanıtlamak için yeterli.

Aleviler, ‘kimliklerinin tanınması ve uygun hukuki düzenlemelerin yapılması’ noktasında, eskiye oranla daha kararlılar. Geniş Alevi kitlesi kendisini İslam dünyasının içinde görse de ibadet yerleri, şekilleri, dini ritüelleri, ‘Sünni’lerden (ve bir açıdan onlara akraba sayılabilecek Şiilerden de) farklılık gösteriyor.

Temel özgürlükler
Soruna Sünnilik penceresinden bakılmasa, çözümün karmaşık olmadığı anlaşılır. Devletin, yurttaşlarının inanç ve ibadetleriyle ilgili gereken önlemi alması, onların taleplerini yerine getirmesi zor bir şey değil. Eğer toplumun içindeki bir katman (kaç kişiden oluşursa oluşsun) “Ben şöyle bir inanca sahibim, şöyle bir yerde ibadet edeceğim” diyorsa, bu meşru talebe gereken desteği vermek, devletin normal bir görevi olmalı.

Sorun, devletin kendisini, kuruluşundan bu yana, ‘laik-Sünni’ olarak konumlandırmasından kaynaklanıyor. Bu da, “Aleviler ne olacak?” sorusunun Diyanet İşleri’ne sorulmasını beraberinde getiriyor... Onca ‘çalıştay’a, yapılan onca tartışmaya karşın, hâlâ, bugünkü hükümet, Alevilerin temel isteklerine nasıl bir karşılık vereceğini bilmiyor, bilemiyor.

CHP
Bugün Alevi kitlesinin önemli ölçüde destek verdiği, hatta bazı bölgelerde omurgasını oluşturduğu CHP’nin de bu konuda sağlam bir geçmişinin veya net bir yol haritasının olduğunu söyleyemeyiz. Unutmayalım: Alevileri kazımayı amaçlayan Dersim katliamını (1937-1938) bir ‘modernleşme projesi’ olarak gören anlayışın CHP içinde etki ve gücü silinmiş değil.
Alevilik, devletin genel inkârcılığının ve AKP hükümetinin Sünni vurgularının etkisiyle CHP muhalefeti içinde siyasileşiyor, ‘temel hak mücadelesi’ de bunun sonucunda çoğu zaman ikinci plana gidebiliyor.