Diyarbakır, Van, Yüksekova, Silvan...

Bölgenin hemen her yanında, şu psikoloji var: "Çok kötü günlerden geçiyoruz. Yaşamımız tehdit altında. Silahların konuştuğu yerde iki taraflı zorbalık öne çıkıyor."

Bölgede acı ve şiddet dinmiyor. Dün Mardin'de dört polis, bir PKK saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Uçakların bombaladığı PKK mevzilerinde ne kadar insanın yaşamını yitirdiğini ise bilemiyoruz.

Mardin'den acı haber gelince, bölgenin değişik şehirlerindeki gazeteci meslektaşlarımı, bilgilerine güvendiğim bazı dostlarımı aradım. Neler oluyor? Halkın ruh hali ne yönde? Öğrenmeye çalıştım.

YÜKSEKOVA (GEVER)

Bölgenin en gergin yörelerinden birisi, Yüksekova. HDP'nin, son seçimlerde, yüzde 94 oy aldığı bir ilçe burası. Özyönetim ilan edilmiş ve çatışmalar, ölümler yaşanmış bir ilçe.

Öncelikle, Yüksekova'dan başladım. Bir gece önce; uçaklar, PKK'nin Yüksekova çevresindeki kamplarını, bombalamış. Şehirde, özellikle bazı mahallelerde; gece, çatışmalar sürüyor. Binlerce ev boşaltılmış. İmkanı olan insanlar, başka şehirlere göç etmeye başlamış. "Van'da bu yüzden kiralar patlama yaptı, ev bulmak mümkün olmuyor" diyorlar.

Şehirde ekonomi tamamen durma noktasınada. Esnaflar, ailelerini ve çocuklarını, kent dışına gönderiyor. Halkın en çok korktuğu konulardan biri; evlerinin önüne, YDG-H'liler tarafından, mayın döşenmesi. Polisin ve askerin girmesine engel olma amacını taşıyan bu tuzaklar; yöre halkının da, bombalardan etkilenmesine, zarar görmesine, neden olabiliyor.

Kentte, eylemleri, “PKK'nin şehir yapılanması” olarak tanımlanan YDG-H sürdürüyor. Özyönetim ilanına, onlar öncülük etmişler. Şehir gergin. Halkın bir kesimi (devlet güçlerine olduğu kadar olmasa da) PKK'lilere de, tepkisini ifade ediyor.

CEZALANDIRMA BİLDİRİSİ

Çatışma ortamı, tehdit ve cezalandırma konularını da, beraberinde getiriyor. Birkaç gün önce, YDG-H tarafından, Yüksekova'daki bazı isimleri hedef alan bir bildiri yayınlandı. Kendilerinden para istendiği ve vermedikleri anlaşılan 53 ismin yer aldığı bildiride şunlar söyleniyor:

"Aşağıda ismi yazılı insanlar, birkaç kuruş para için bu yüce değerlerle özgürlüğe yürüyen özgürlük hareketimizi "Terör örgütü" olarak gören dilekçeleri imzalayıp düşman mahkemelerine başvurmuşlardır. Bu insanlar bu dilekçeleri imzalamakla suç işlemişlerdir. Dolayısıyla bu insanlar hedefimizde olacaklardır."

SİLVAN'DA GECE DOLAŞAN WOLKSVAGEN 

Silvan da, özyönetim ilan edilen ilçelerden. Hendekler kazılmış, yollar kapatılmış, barikatlar kurulmuş, çatışmalar yaşanmış. Geceleri, kenar mahalellerde çatışmalar olsa da; şehirde, gündüzleri, sessizlik hüküm sürüyor. Burada da, insanlar, çatışma olan mahalleleri, terk ediyorlar. Bazıları, yakındaki akrabalarının yanına taşınıyor. İmkanı olan, şehir dışına çıkıyor.

Gazeteci arkadaşlar, “halkın 90'lara dönme endişesi içinde olduğunu”, vurguluyorlar. Geçenlerde, bir gazeteci, Facebook'a yüklediği haberler nedeniyle; "terör örgütü propagandası" yapmak suçlamasıyla, gözaltına alındı. Mahkeme, serbest bıraktı.

Son iki gecedir, akşam karanlığında şehre bir wolksvagen'in girdiğini, sabaha kadar dolaşıp şehri terk ettiğini belirten gazeteciler; bir “provakasyon ihtimali”nden çekindiklerini, söylüyorlar.

VAN  

Van'da da, kenar mahallelerden, akşamları çatışma sesleri geliyor. Şehir, asker ve polis kuşatması altında. Gözaltına almalar sürüyor. Esnaf gergin, toplum endişeli. Eski günlere dönme korkusu belirgin. Bir an önce çözüm sürecine dönülmesini, silahların susmasını bekliyorlar. Tedirginlik, hat safhada. Şehirde ekonomi işlemez halde.

DİYARBAKIR

Diyarbakır'ın dün sıcaktan kavrulan sokaklarında da, endişe yoğunlaşıyor. Dört polisin Mardin'de öldürülmesiyle iyice tırmanan olaylar, burada da üzüntü ve endişe yaratıyor.

Gazeteci meslektaşım Aziz Fidancı, sokaklarda halkla konuştu ve izlenimlerini aktardı: “Akan kan ne zaman duracak? Sorumlusu kim? Kazananı kim? Savaşan kim? Barışan kim? bunu bilmiyoruz. Bilen varsa bize söylesin?  80 yıldan bu yana bu saçma sapan olaylarla karşı karşıyayız. Yaşanan olaylardan artık bezdik. Her yerde kavgalar var, her yerde ölümler var. Bölgede yaşayan Kürtler olarak gelecek kaygısı taşıyoruz. Uzaktan bakıldığında sadece olayların asıl suçluları  Güneydoğu olarak görünüyor?  Böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Allah sonumuzu hayretsin?”

Bir diğer Diyarbakırlı: "Hiçbir şey umurumuzda değil? Nerden inceyse oradan kopsun artık, kurtulalım. Esnafım ve önceki dönemlerde günlük kazancım 350 lira iken, şu an 20 liralık bile iş olmuyor. Bizi bu duruma getiren babam bile olsa Allah onun belasını versin..."

Başka bir Diyarbakırlı: " Bugün Güneydoğu'da tüm işler durdu. Burada sadece ekmek fırınları çalışıyor.Burada işler durma noktasında iken yarın Türkiye'nin 81 ili bu sorunları yaşayacak. Hepimiz kardeşiz, bu kardeşliği bozan tüm kesimlere sesleniyorum. Sizin de evinize ocağınıza ateş düşmeden bir çözüm bulunmalı.”

SİLAHLAR SUSSUN

Bölgenin hemen her yanında, şu psikoloji var: “Çok kötü günlerden geçiyoruz. Yaşamımız tehdit altında. Silahların konuştuğu yerde iki taraflı zorbalık öne çıkıyor.”

Selahattin Demirtaş'ın da söylediği gibi, "PKK, amasız bir şekilde tek taraflı silahları susturmalı." Devlet de, meselenin askeri yöntemlerle çözülmediğini biliyor. “Güvenlikçi siyaset”in bir sonu yok. Bir an önce, çözüm sürecine yeniden dönülmeli ve müzakere yeniden başlamalı.

Bölgeden dumanlar yükseliyor. Acı yaygınlaşıyor ve Türkiye'nin batısına da sıçrıyor.

Bölge, çözüm umudunu yaşatmak istiyor.