Diyarbakır'da bir Kürt düğünü

Öğleyin uçaktan indim. Diyarbakır serin. Yerel gazetelerin manşetlerinde Diyarbakır-sporluların Bursa'da uğradığı saldırılar yer alıyor. 'Bu ayıp bitmeli' diye yazıyor gazetenin birisi büyük puntolorla. Türkiye'nin değişik...

Öğleyin uçaktan indim. Diyarbakır serin. Yerel gazetelerin manşetlerinde Diyarbakır-sporluların Bursa’da uğradığı saldırılar yer alıyor. ‘Bu ayıp bitmeli’ diye yazıyor gazetenin birisi büyük puntolorla. Türkiye’nin değişik yerlerine gittiklerinde bir grup ırkçının saldırısına uğradıklarını, bu durumun giderek tehlikeli bir hal aldığını söylüyor Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer.
Kürt açılımına karşı olan bazı ırkçı ve şoven çevrelerin futbol sahalarında tehlikeli bir oyuna kalkıştıkları görülüyor. ‘Diyarbakırspor dışarı, PKK dışarı’ diye bağıranlar, onları bağırtanlar ne elde etmek istiyorlar? Bunun gerçek bir bölücülük olduğu ortada değil mi?
Diyarbakır Suriçi’nde yalnız başıma dolaşmak istedim. Bir lokantaya oturdum. Biraz sonra yanıma bir avukat geldi. Konuşmak istiyordu. Yemekte sohbeti sürdürdük. Avukat, mesleği gereği yargıdaki durumu değerlendir-
meye başladı: “Oral bey son dönemde, taş atan çocuklara yönelik davalar dahil, yargı burada olağanüstü sert kararlar veriyor. Fotoğrafta ağzı açık görülen çocuklara, ‘terör örgütünü destekleyen slogan attın’ denilerek örgüt cezaları veriliyor. 20 yıldır Diyarbakır’da avukatlık yapıyorum, yargı hiç bu kadar sert ve acımasız olmamıştı. Ne olur bu duruma dikkat çekin.”
Diyarbakırspor’a yönelik ırkçı ve bölücü gösteriler, yargının bu yöre insanını hedef alan ağır kararları, bazı çevreler tarafından son dönemde sistemli şekilde kışkırtılan dışlayıcı milliyetçi üslup, süreci olumsuz yönde etkiliyor. Bunu Diyarbakırlılar yüreklerinde hissediyorlar.
Bazı yargıçları son dönemde bu kadar acımasız yapan ne? Statlarda, büyük kalabalıkları kışkırtanlar
ne elde etmek istiyorlar? ‘Kürtçe falan öğretilemez’ diyen siyasetçiler, yazarlar bunun nereye varacağını düşünüyorlar mı?
***
Gazeteci meslektaşım Aziz Fidancı, ‘Bugünün programı benden’ diyerek, bir program yaptı. Önce Diyarbakır’da ilk kez düzenlenen TÜYAP Otomobil Fuarı’nı gezdik. Otomobilciler memnundu. Diyarbakırlılar esprili insanlar, ‘Fuar bahane mankenler şahane’ diyorlardı. Cherry arabalarının sergilendiği bölümdeki mankenlere ilginin otomobillere ilgiden daha fazla olduğunu söylüyorlardı.
Akşamki programda bir düğün vardı. Evlenen çift doktordu. Damat Dicle’li, gelin Silvan’lıydı. İstanbul’da tipik bir orta sınıf düğünü olarak sayılabilecek bir düğündü.
Gece baştan sona Kürtçe konuşmalar ve türkülerle devam etti. Arada kullanılan birkaç Türkçe cümle, dünyanın değişik yörelerinden gelen kutlama mesajlarıyla sınırlıydı. Kadınlar, erkekler son derece iç içe ve kaçgöç olmadan halay çekiyorlar, dans ediyorlardı. Mini etekli, yüksek topuklu, dekolte giysileriyle genç kızlar salona egemendiler. Aralarında türbanlılar ve başörtülüler de vardı. Onlar da aynı rahatlıkla danslara halaylara katılıyorlardı. Modern bir görüntü salona egemendi.
En dikkat çekici olanı ise söylenen türkülerdi.
Yöre sanatçılarının  söylediği türkülerin neredeyse tamamı Kürt kimliği üzerine ve ‘direniş’ üzerineydi. ‘Dağlarda mücadele, zindanlarda direniş’ sanki bütün türkülerin ana temasıydı. Halayların başını, elinde kırmızı-yeşil-sarı poşular olan yaşlı erkekler, bazen de kadınlar çekiyordu. ‘Mücadele’ türküleri söylenirken zafer işaretleri de eksik olmuyordu.
***
Diyarbakır’ı iyi tanıyan ve benim gibi sık sık bu kente gelen bir arkadaşımla, geceyi değerlendirirken şu saptamaları ortaklaşa yaptık: Son birkaç yıldır, Diyarbakırlılar çok yoğun bir şekilde aralarında Kürtçe konuşuyorlardı. Düğünde bunu gördük, sokaklarda bunu gördük. Bu yeni durumu dile ve kültüre bir toplumsal sahiplenme olarak da okumak mümkün. Diyarbakır, geçmişe kıyasla içeriye girdiğiniz andan itibaren size, ‘burası bir Kürt kentidir’ mesajını veriyor. Bu fotoğraf öne çıkıyor.
Burada Kürt kimliğine ilişkin yeni bir ruh hali oluşuyor. Türkiye’nin Batısı’yla, bu bölgenin insanları arasına çekilecek duvarların ne kadar tehlikeli sonuçlar yaratabileceğini anlamak için burayı, bu haliyle
görmek, anlamak gerekiyor.
Diyarbakır, kopuşu da birlik olanağını da içinde barındıran karmaşık bir ruh hali sergiliyor. ‘Birlikte
yaşama iradesi’ hâlâ çok güçlü bir şekilde kendini hissettirmeye devam ediyor. Bu istek, geçmişteki durumun
tekrarını değil, yeni bir toplumsal sözleşme talebini de içinde barındırıyor. Söz konusu olan, Kürtlerin kimlik
taleplerinin kabulü temelinde yeni bir sözleşme.
Bunu Türkiye’nin Batısına doğru bir şekilde anlatmamız, doğru bir şekilde aktarmamız şart. Bursa’dakine benzer ‘ırkçı’ saldırılar, Kürtlere yönelik dışlayıcı üslup kopuşu hızlandırıcı etkiler yapıyor.
Birlikçi demokratik çözüm barış ve huzura, iki taraftan da kışkırtılan bölücülük ise büyük bir
yıkıma neden olabilir.
Bu kez durum her zamankinden daha ciddi.
‘Tarihi fırsat’ bir imkânsızlığa dönüşmemeli.