Diyarbakır'dan karamsarlık sinyalleri

Diyarbakır-Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD'den dönüşünden sonra düzenlediği basın toplantısında "Tezkere'yi uzatmak amacıyla Meclis'e getireceğiz" demesi Diyarbakır'da endişelere neden olmuş görünüyor. Dünya Sosyal Forumu, bu kez Diyarbakır'da toplanıyor.

Diyarbakır-Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD’den dönüşünden sonra düzenlediği basın toplantısında “Tezkere’yi uzatmak amacıyla Meclis’e getireceğiz” demesi Diyarbakır’da endişelere neden olmuş görünüyor. Dünya Sosyal Forumu, bu kez Diyarbakır’da toplanıyor. Bu buluşmanın adı Mezopotamya Sosyal Forumu.
Diyarbakırlılar önce ‘Kürt Açılımı’ adı verilen, daha sonra ‘demokratik açılım’a dönüştürülen girişimleri başlangıçta umut ve ihtiyatla karşılamışlardı. Başbakan’ın son açıklaması ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un sınır ziyareti sırasında söyledikleri, bu kentte ‘karamsar’ların sayısını artırmış gibi görünüyor.
Diyarbakırlılar, Başbakan’ın 2007 seçimlerinden önce söylediklerini hatırlıyorlar ve hatırlatıyorlar. Başbakan Tayyip Erdoğan, o tarihlerde PKK’nın Dağlıca baskınının ardından, CHP’nin ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ‘sınır ötesi operasyon yapılsın’ taleplerini, ‘asıl sorun içeride’ diyerek reddetmişti. 
Şimdi tam ‘açılım’ gündemdeyken, silahların sustuğu bir ortam için adımlar atılmaya çalışılırken, ‘sınırötesi operasyon’un gündeme getirilmesi, yöre insanını şaşırtıyor ve kaygılarını arttırıyor.
***
Kürt sorununun çözümü noktasındaki temel engelin ‘güvensizlik’ olduğunu görüyoruz. Kürtler, devletten gelecek adımlar konusunda ciddi bir güven sorunu içindeler. Devletin niyetinin demokratikleşme değil, Kürtlerin haklı taleplerini bastırmak olduğu görüşü sanki  buralarda yaygınlık kazanıyor gibi. ‘Açılım’ı da bazı Kürt çevreleri Kürtlerin direncini kırmak amacıyla ortaya konmuş bir tezgâh gibi algılıyorlar.
Aslında karamsarlar başından beri böyle düşünüyorlardı... İkircikli olanlar, bazen ümide kapılıyorlar, bazen endişeye. Başbakanın son açıklaması onları ciddi olarak kaygılandırmış. Kuzey Irak’a operasyon yapılması ve bölgenin bombalanması durumunda, yöre insanının sürece destek vermesinin söz konusu olamayacağını net bir şekilde dile getiriyorlar.  Bu yöntemlerle PKK’nın dağdan indirilmesinin kesinlikle mümkün olamayacağını da özellikle vurguluyorlar.
***
Kısacası, Kürt tarafında endişeli bir bekleyiş söz konusu. Hükümetin başlattığı sürecin nasıl gelişeceğini kestiremiyorlar. “Bir şeyler yapabilirlerse öpüp başımıza koyarız” dedikten
sonra ‘ama’yı ekliyorlar, “bunu yapmaları o kadar zor ki. İşte görüyoruz Hülya Avşar’a bile dayanamadılar” diyorlar.
Türkiye’nin batısında da başka türlü endişelerin geliştiğine tanık oluyoruz. Orada da kaygılar şöyle özetlenebilir: “Sorun Kürtçe’nin öğretilmesi, Kürtlerin dillerini ve kültürlerini geliştirmeleri
değil, bunların bu isteklerinin sonu gelmeyecek ve bu gidişle adım adım Türkiye’den kopacaklar.”
Bunlar belki uç görüşler olarak kabul edilebilir, genel eğilimin daha iyimser olduğu söylenebilir.
Yine de çok kırılgan bir durum olduğunu kabul etmeliyiz. İyimserlik, çözüm beklentisi bir anda
en derin bir güvensizliğe dönüşebilecek potansiyeli içinde barındırıyor. 
Hükümet, işte bu ikilem içinde, artık zamanı gelmiş olan çözüm imkânını kullanmak, tarihi fırsattan yararlanmak istiyor. Bu fırsat nasıl kullanılacak? Süreç nasıl işleyecek? Bu noktada
AK Parti Hükümeti’ni de zorlayan direnişler ve tepkiler gündeme geliyor.
Her ne kadar Milli Güvenlik Kurulu’nda ‘Açılım konusunda bir mutabakat var’ dense de, işin aslının böyle olmadığı yönünde gelişmelere de tanık olunuyor. Genelkurmay Başkanlığı, ‘Son terörist temizlenene kadar operasyonlar sürecek’ diyerek sürecin neresinde durduğuna ilişkin mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor.
Kandil’in sürekli bombalanmasının PKK’nın dağdan inmesini sağlayabileceği düşüncesi
gerçekçi değil. Kürt sorununda demokratik adımlar atmadan, demokratik açılımlar yapmadan, dağdakilerin normal hayata dönüşüyle ilgili gerçekçi projeler geliştirmeden PKK’nın dağdan indirilebileceği yönündeki yaklaşım gerçekçi değil. ABD’nin PKK’nın dağdan indirilmesi konusunda sağlayacağı desteğin hangi koşullara bağlı olduğunu da tam olarak bilmiyoruz.
***
Açılım bir birlik projesi olarak anlam taşıyor. Kürtlerin kimliklerine yönelik taleplerinin yerine getirilmesi, bu alanda evrensel standartlara uygun açılımlar yapılması, birlik eğilimini güçlendirir. Ancak, bu süreç bazı çevrelerin de bastırmasıyla yeni çatışmaları kışkırtırsa, geçmişten daha derin bir kırılma, parçalanma gündeme gelebilir. Güneydoğu’daki karamsarlıktaki artış eğilimi bu bağlamda kaygı verici bir eğilim olarak görülmeli.
Güneydoğu’da Kürtlerin ezici bir çoğunluğunun ‘birlik’ten yana olduğunu son dönemlere kadar gözlemledim, bu köşede de bu yöndeki  izlenimlerimi defalarca dile getirdim. Halen bu eğilimin egemen eğilim olduğunu söylemek mümkün. Ancak, çözümsüzlük toplum içindeki endişeleri, ruhi kopuşları hızlandıran bir etki yapabilir.
Yörede her şey bıçak sırtında gidiyor gibi. ‘Açılım’ zamanlama olarak işte bu ruhi kopuşun önüne geçmek için önemli bir olanak. Görünen o ki, demokratikleşme ve ‘çözüm’ olanağının ortaya çıkması, demokrasi karşıtı güçleri de harekete geçirmiş, canlandırmış durumda.
Bu noktada en önemli unsur, iki tarafın kamuoyu. İşte olumlu kamuoyunu geliştirmek, canlı tutmak, savaş ve ölüm yerine, barışı ve çözümü koyabilmek önem kazanıyor.
İki tarafın kamuoyunu yönlendiren çevrelerin de özenli davranması gerekiyor. Bu özenin ne kadar gösterildiği üzerinde de ayrıca düşünülmesi gerekiyor.