Doğan Grubu'na verilen cezanın sonuçları

Bir yayın grubu ile bir iktidar partisi arasında gerginlikler çıkması şaşırtıcı değildir. Bu medya-iktidar ilişkisinin karakterinin bir parçasıdır. Hükümet medya ilişkisi sorunlu bir ilişkidir.

Bir yayın grubu ile bir iktidar partisi arasında gerginlikler çıkması şaşırtıcı değildir. Bu medya-iktidar ilişkisinin karakterinin bir parçasıdır. Hükümet medya ilişkisi sorunlu bir ilişkidir. Muhalefetten, özellikle de muhalif yayınlardan hoşlanmamak, hükümetin doğasıyla çelişen bir olgu değil, tam tersine, hükümetin doğasının geleneksel bir parçasıdır. Türkiye gibi demokratik gelenekleri zayıf olan ülkelerde bu durum çok daha belirgindir.
Olayı yalnızca hükümetlerin tahammülsüzlüğüne bağlarsak gerçeğin bir yanını ifade etmiş oluruz. Klasik medya-iktidar çatışmasıyla da, hükümetin tahammülsüzlüğüyle de tam olarak açıklanması zor olan boyutta bir gerginlikle karşı karşıyayız. Medyanın da mesleki görevlerinin ve sorumluluklarının çok ötesinde siyasete müdahil olduğu gerçeğin başka bir boyutu.
Askeri darbelerden arta kalmış bir siyasi sistemin içindeyiz. Bu sistem kapsamında hükümet olan siyasi partiler, ‘iktidarın asıl sahibi benim’ diyen güçlerle bir dargın, bir barışık şekilde yürüyerek varlıklarını korumak isterler. Yargı, ordu, İstanbul burjuvazisi merkezi iktidarın ana güçleridir. Seçimle gelmiş hükümetler bu iktidar üçgeni içinde kendilerine bir yer edinmeye çalışırlar.
İktidar üçgeninin en önemli araçlarından birisi de basındır, medyadır. Medya, hem iktidar gücü; aynı zamanda da iktidar kavgasının mağduru olabilen bir güç merkezidir. Bütün iktidar güçlerinin medyayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istemeleri, medyanın kimseyi memnun edemeyen bir niteliğe bürünmesine neden oluyor.
***
Doğan Yayın Grubu’ndaki genel eğilimi oluşturan siyasi tercihleri beğenmeyebilirsiniz. Doğan Grubu’nu geleneksel iktidar bloğunun önemli ayaklarından birisi olarak da görebilirsiniz. Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümete yakın çevreler, bu grubun yayın çizgisinin değişime ve demokratik bir yapılanmaya direnmekle, 27 Nisan askeri muhtırasını desteklemekle, Cumhurbaşkanı seçiminde taraf olmakla suçluyorlar, eleştiriyorlar.
Başbakan’ın ve hükümetin eleştirilerini, tartışmaya değer eleştiriler olarak görenlerdenim. Bu nedenle bu yönde yayıncılık yapanları da eleştirebiliriz. İzlenen çizgiyi grubun içinde haklı olarak eleştirenler de oldu. Örneğin grup içindeki bazı yazarlar, gruptaki genel eğilimin tersine 27 Nisan muhtırasına ve Cumhurbaşkanı seçimindeki demokrasi dışı yöntemlere başvurulmasına kararlılıkla karşı çıktı.
Bütün bunlar ancak siyasi tartışma konusu olarak bir anlam ifade edebilirler. Doğan Grubu’na etkin olan yayın tercihlerini veya bir başka yayın grubunu siyasi tercihlerini eleştirebilirsiniz, yaptıklarının hatalı olduğunu, demok-ratikleşmeye zarar verdiğini söyleyebilirsiniz. Başbakan’ın ve hükümetin medyaya yönelik eleştirileri de Türkiye’nin kendine özgü koşulları nedeniyle çok şaşırtıcı bulunmayabilir. Buraya kadar tamam.
Tehlikeli olansa bu siyasi gerginliğin bir ölüm kalım kavgasına dönüşmesidir. Türkiye’deki sert kutuplaşma medyayı da, hükümeti de yayıncılık ilkelerinin, siyasi demokrasi ölçütlerinin çok uzağına savuruyor.
***
Doğan Grubu’na verilen ölçüsüz para cezası konuya biraz olsun objektif bakabilen kesimler tarafından, bu çatışmanın bir parçası olarak değerlendiriliyor. ‘Bu ceza hukuki midir, değil midir’, ‘Vergi usullerine uygun mudur, değil midir’, sorularının şu durumda bir anlamı kalmadı. Çünkü bir yayın grubunun varlığını ortadan kaldırmaya yol açacak bir para cezası ne hukuki olabilir ne de vergi usullerine uygun.
Daha önceki cezayla yeni cezayı birleştirdiğimizde ortaya 3 milyar dolar gibi akıl almaz bir ceza çıkıyor. Bu ceza ödenebilecek bir ceza değildir. O zaman hangi usul, hangi yönetmelik, hangi kanun, bir şirketin mal varlığını bile aşan bir cezaya imkan tanıyabilir? Bir ülkenin vergi sistemi, o ülke ekonomisinin gelişip büyümesi için düzenlenir. Siz 20 binin üstünde çalışanı olan, vergisini ödeyebilen, kendi içinde bir mali denge kurmuş olan bir holdingi bütünüyle işlevsiz hale getirecek bir cezaya hükmederseniz, bu ülke ekonomisini de zedeleyecek bir karara imza atıyorsunuz demektir.
Bu koşullar içinde Doğan Yayın Grubu’nun çizgisini ve tercihlerini tartışmanın da bir anlamı kalmıyor. Grubun yaşaması, varlığını sürdürebilmesi ülkemizdeki düşünce ve ifade özgürlüğünü de yakından ilgilendiren bir mesele haline dönüşüyor.
Medyanın bu şekilde ‘yeniden yapılandırılacağı’nı sanmak gerçekçi değildir. Bu yolla olsa olsa daha sinik, daha kişiliksiz bir medya yaratılabilir.