Doğulu iş insanları: "Bize şüpheyle yaklaşmayın"

Bölgenin iş insanları, bölge dışındaki iş dünyasını destek için çağırdıklarını, ancak bundan hiç bir sonuç elde edemediklerini de ifade ettiler.

PODEM'in (Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları) düzenlediği "Barış süreci ve iş dünyası" başlıklı yuvarlak masa toplantısındayız. Diyarbakır'ın, Şırnak'ın, Van'ın, Batman'ın, Gaziantep'in, yani Güneydoğu'nun önde gelen iş insanlarını dinliyoruz.

Bir yönüyle baktığımız zaman belki “anlattıklarının bizler için sürpriz bir tarafı yok” diyebiliriz. En azından bölgede neler yaşandığını az çok tahmin edebilecek konumdayız.

Başka bir cepheden bakınca ise, konuşmalardan çıkan izlenim; durumun giderek umutsuzluğa doğru yol aldığı ve bunun yeni bir durum haline dönüşmesi tehlikesinin oluştuğu yönünde.

Söylediklerini özetle ve madde madde sıralarsak ortaya çıkan tablo şu:

-Genç yaşta önümüzü göremiyoruz. Çatışma ortamı içinde geleceğimizin ne olacağına ilişkin ciddi endişelerimiz var. 1985 yılında bölgede 1 milyon 100 bin küçük baş hayvan vardı. Şimdi bu rakam 100 bine düştü.

- Bölgeye yatırım yapıldığından söz ediyorsunuz. Biz bunu görmüyoruz bile. Bölgenin en gelişmiş kenti Diyarbakır, ülke çapındaki illerin zenginlik sıralamasında 67. duruma düşmüş bulunuyor.

-Devlet, Suriye'deki Kürt varlığını görmezden geliyor, ya da düşmanca bakıyor. Onlar bizim akrabalarımız. Nasıl zamanında Kuzey Irak'ı düşmanlaştırmak hatalıysa ve bundan dönüldüyse, aynı hata Suriyeli Kürtlere karşı da yapılıyor. Bu siyaseti endişe ile izliyoruz.

- Çözüm sürecinin sona ermesi, bölgede tam bir yıkıma neden olmuş durumda. Örneğin Diyarbakır'da açılan şirket sayısı yüzde 25 azaldı. Organize sanayi bölgesinde hiç yeni işyeri açılmadı.

-Bizler birer iş insanı olmamıza rağmen gündelik hayatımız özellikle çatışma ortamının da etkisiyle siyasi faaliyetlerle geçiyor.Sabah kalkıyoruz, Valiliğe gidiyoruz. Oradan çıkıp HDP binalarına gidiyoruz. Oradan sokaklarına mayın döşenmiş, barikat kurulmuş mahallelerdeki durumu gözlemeye ve tansiyonun düşürülmesine çabalıyoruz. Bu bölgelerde dükkanlar açılmıyor, alışveriş, üretim tamamen durmuş vaziyette.

-Çatışmalar yüzünden bölgedeki bir çok faaliyetin durmasının yanında TIR'lar ve kamyoncular da çalışmıyor. Kamyonlar yakılıyor. Kamyonlarımız gergin ortam yüzünden Batı şehirlerinde de çalışamıyorlar. İllerimizin plaka numaralarını taşıyan araçlara yapılan saldırılar yüzünden kamyonlarımız Batı'ya da gidemiyorlar ve çürümeye terk ediliyorlar.

-Van-Hakkari-Bitlis'in, bu üç ilimizin kişi başına yıllık gelir ortalaması 3500 dolarla Türkiye'deki en düşük gelir düzeyini oluşturuyor. Böylesine ağır yoksulluk ve işsizlik, bir çok genci umutsuzluğa ve öfkeye sürüklüyor.

-Bölgede doğru dürüst bir yatırım yok. Varolan yatırımcılar da çatışma nedeniyle buraları bırakıp gittiler. Bizler, Batı'da üretilen malların pazarlamacısı olmanın ötesine geçemedik.

RUHSAL KOPUŞ İŞARETLERİ

Bunlar, anlatılanın sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bölgenin iş insanları ("bölge" sözünden de hoşlanmadıklarını belirterek, Kürdistan sözcüğünün hala kullanılmayışını, bir şikayet olarak dile getirdiler) bölge dışındaki iş dünyasını destek için çağırdıklarını, ancak bundan hiç bir sonuç elde edemediklerini de ifade ettiler.

Tabii, bütün dinlediklerimiz içinde en etkili olan nokta, bir ruhsal kopuşun ilk izlerini görmekti... Bölge insanı açıkça söylemese de bir tepki içinde. Kimliklerinin yok sayıldığını, devlete güvenmekte zorlandıklarını, çekinmeksizin dile getiriyorlar.

Çözüm sürecinden yola çıkarak söylenen şu cümle çok dikkat çekiciydi: "Tek başına siyasi cömertlik yetmez." Bununla siyasette bazı olumlu adımlar gördüklerini, ancak bunun ekonomik alana yansımadığını söylemek istiyorlardı.

"BİZE ŞÜPHEYLE YAKLAŞMAYIN"

Yuvarlak masa etrafındaki Güneydoğulu iş insanlarımızın dile getirdiği, üzerinde durulması ve düşünülmesi gerektiğini düşündüğüm en önemli şikayet, “karşılıklı güvensizlik” olarak tanımlanabilir... Devlete güvenmiyorlar, ya da daha yumuşak bir ifadeyle güvenleri sarsılmış durumda, devletin de kendilerine güvenmediğine inanıyorlar. Sokağa çıkma yasağının, birçok sonucu olduğu gibi, bir ekonomik felakete de dönüştüğü açık.

Genel izlenimim şu: İş insanları dahil olmak üzere, bölgede ciddi bir ruhsal kopuşun işaretleri artıyor. Güven boşluğu ve güven açığı büyüyor. Bürokrasinin ve devletin değişmediği fikri giderek yaygınlaşıyor.

Sonuç olarak, 7 Haziran seçimlerinin ardından bölgede oluşan çatışmalı ortam değişik tepkilere neden oluyor. Tek tek konuştuğunuz zaman, PKK'nın yaptıklarından da şikayet ediyorlar. Ancak toplum önünde asıl eleştirilerini devlete yönetiyor, asıl olarak devletin durumu değiştirmesi gerektiğine inanıyorlar.

Gelişmelerin değerlendirilme biçimi, hiç de ülkenin batısından görüldüğü ve anlaşıldığı gibi değil. Özellikle Türkiye'nin Suriye Kürtlerine yönelik yaklaşımını tepkiyle karşılıyorlar. Türkiye'nin batısındaki tepkileri “Türk milliyetçiliğinin yükselişi” olarak yorumluyorlar.

Tek umutları ve beklentileri, çözüm sürecine yeniden dönülmesi. PKK’nin ilan ettiği çatışmasızlığı da bir imkan olarak görüyorlar. Değerlendirilmesini bekliyorlar.

Doğu'daki algı, hiç Batı'dan göründüğü gibi değil.

Daha ciddi analizlere ve karşılıklı daha fazla temasa ihtiyaç var.