Dr. Tarık Ziya Ekinci'nin Kürtçe acısı

Doktor Tarık Ziya Ekinci, ülkemizin tanınmış siyasetçilerinden. 85 yaşında. Liceli olan Tarık Ziya, 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi'nden Diyarbakır milletvekili seçildi... Kardeşi Yusuf Ekinci, Ankara'nın tazminat...

Doktor Tarık Ziya Ekinci, ülkemizin tanınmış siyasetçilerinden. 85 yaşında. Liceli olan Tarık Ziya, 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden Diyarbakır milletvekili seçildi... Kardeşi Yusuf Ekinci, Ankara’nın tazminat davalarıyla ünlenen avukatıydı. 25 Şubat 1994’te bürosundan evine dönerken kaçırılmış, ertesi sabah Ankara Gölbaşı’nda ölü bulunmuştu. Dava dosyası, faili meçhul raflarında hâlâ açık. Ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde...
Tarık Ziya Ekinci’nin yaşamının önemli bir bölümü cezaevinde ve sürgünlerde geçti. Tarık Ziya Ekinci, bir sosyalist olarak Kürtlerle Türklerin barış içinde birlikte yaşamasını savunanlardan. Siyasette şiddeti hiçbir zaman onaylamadı. Son dönemde ‘Kürt açılımı’ diye adlandırılan gelişmeleri ise heyecanla izlediğini biliyorum.
Ekinci’nin, yaşamının acısı olarak ifade ettiği Kürtçe okuyup yazamamayı ele alan kısa mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Ekinci’nin duygularının Kürtçe’nin Kürtler için ne anlama geldiğini
kavramamıza yardımcı olacağına inanıyorum:
“Değerli dostum.
Senin İzmirli okurun ‘Kürtlerin Kürtçe konuşmalarında bir engel yok, daha ne istiyorlar’ diyor. Ona senin aracılığınla şu yanıtı vermek istiyorum: Hiçbir dil eğitimsiz öğrenilemez. Evde ya da sokakta öğrenilen 200-300 kelime ile aile içi konuşmaları sürdürmek mümkündür. Ama, oturup kuralına uygun bir yazı yazmak, ya da ciddi bir edebi eseri okumak mümkün değildir. Ben anadili Kürtçe olan ve meslek hayatımda da hastalarımla hep Kürtçe konuşan eğitimli bir kişiyim. Rutin konuşmada Kürtçeyi iyi kullandığım söylenir. Gel gör ki, Kürtçe hiçbir eğitim almadığım için yazım kurallarını bilmiyor ve doğru dürüst bir Kürtçe metni kaleme alamıyorum. Keza elime aldığım bir edebi ya da siyasi eseri okuyup anlayamıyorum. Yaşım 85 ve anadilim Kürtçe olduğu halde Kürt dilinde ümmiyim. Bu, hayatım boyunca bana acı çektiren ve her vesileyle beni onur kırıcı duruma düşüren hazin bir durumdur. İşte Kürtlerin istedikleri, Türk kardeşleri gibi kendi dillerini kolayca okuyup yazma olanağına kavuşmaktır. Bunu anlamayacak kadar tecahülü arifane gösterenleri hayret ve dehşetle karşılıyorum. Bize ‘anadilinizi kullanmanıza kimse karışmıyor’ diyenlere sesleniyorum: Kendilerini bir dağ köyünde yetişen ve okur-yazar olmayan bir Türk’le karşılaştırmalarını tavsiye ederim. Bu insanın bir şehirde yaşamak zorunda kaldığında çekeceği acıyı ve içine düşeceği onur kırıcı durumu düşünsünler de öyle konuşsunlar. Empati yapmadan başka insanların sorunlarını anlamak mümkün değildir.
Sevgi ve saygılarımla.
***
Tarık Ziya Ekinci’nin mektubu, bugünlerde sinemalarda gösterilen ‘İki dil bir bavul’ filmiyle daha da anlamlı hale geliyor. Film, Denizlili bir Türk öğretmenin, bir Kürt köyündeki bir yılını anlatıyor. Öğretmen Kürtçe bilmiyor, çocuklar ise Türkçe. Öğretmen ilk kez gördüğü bu coğrafyada, bir yılını çocuklara Türkçe öğretmekle geçiriyor.
Öğretmenin bir yıl boyunca farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime, bilmedikleri bir dilde öğretim görmelerinin zorluklarına tanık oluyoruz. Bu süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini
yavaş yavaş tanımaya ve anlamaya başlıyorlar.
Özgür Doğan’ın yönetmenliğini yaptığı filmi izlerken, bir çocuğun bilmediği bir dilde eğitime başlamasının, anadilinin önüne bir engel olarak dikilmesinin ne anlama geldiğini gözlüyoruz. “Türkçe öğrensinler, Kürtçeye ne ihtiyaçları olacak ki” demek kolay. Anadili konuşamamanın nasıl bir hastalık olduğunu yaşamadan bilmek zor.
***
Kürtçe’nin bir yazı dili olarak geliştirilmesi için gereken koşulların önündeki engellerin kaldırılmasını talep etmek, Kürtlerin en doğal hakkı. Kürtler de bu devlet için vergi veriyorlar, askerlik yapıyorlar. Kürt dilini, kültürünü korumak ve geliştirmek, bu nedenle devletin görevleri arasında olmak zorundadır. Kaldı ki, bir insanın kendi ana dilinde iletişim kurabilmesi gibi (nefes alma hakkı kadar vazgeçilmez) bir hakkın kullanılabilmesi, vergi vermek, askerlik yapmak vb. koşullara bile bağlanamaz. Ana dili kullanma hakkı, herhangi bir koşula, kurala, sebebe, sonuca bağlanması mümkün olamayacak bir hayatiyettedir.
Kürtlerin dilinin ve varlığının inkarı, Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Türk devletinin Kürt politikaları, sadece Kürtlere değil Türklere ve Türklerin kültürel yapılarına da zarar verdi. Türkiye’nin sadece doğusunda değil batısında da kültürel yaşamın hâlâ istenilen düzeye ulaşamıyor oluşunun nedenlerinden biri, Kürtçe dahil bütün farklı dillere kültürlere yönelik engellemelerdir.
Hayata ve ülkemiz gerçeklerine tamamen aykırı zorla göçertme ve asimilasyon siyaseti, iflas etmiş durumda...
Şimdi Kürtleri anlama, haklarını tanıma ve kardeşçe kucaklaşma zamanı...