DTP ne yapabilir, ne yapamaz?

DTP'nin 1 Eylül'de Diyarbakır'da düzenlediği 'Barış mitingi' kafalarda soru işaretleri doğurdu. Çünkü DTP yöneticileri İmralı ve Kandil'i, daha net bir ifadeyle Öcalan'la PKK'yı sorunun çözümünde yok saymanın mümkün olmadığını ifade ettiler.

DTP’nin 1 Eylül’de Diyarbakır’da düzenlediği ‘Barış mitingi’ kafalarda soru işaretleri doğurdu. Çünkü DTP yöneticileri İmralı ve Kandil’i, daha net bir ifadeyle Öcalan’la PKK’yı sorunun çözümünde yok saymanın mümkün olmadığını ifade ettiler. Hatta bazıları daha da ileri giderek gerçek muhatabın Öcalan olduğunu söylediler.
Tabii bu sözler, tartışmaları da beraberinde getirdi. ‘DTP bağımsız bir parti değil mi?’ ‘DTP, PKK’nın egemenliğinden kurtulursa o zaman kimlik sahibi olabilir.’ Bu fikrin Türkiye’nin Batısı’nda oldukça yaygın olduğunu biliyoruz. Bu nedenle yıllarca Kürt kimliğine dayalı yasal partilerin PKK’ya bağımlılığı gündeme getirildi. Bu partiler PKK ile ilişkileri gerekçesiyle kapatıldılar.
Diyarbakır’a gittiğiniz zaman PKK’nın Kürtler üzerindeki etkisini daha net görüyorsunuz. Çünkü, Kürt kimliği siyasetinin kapatılamayan tek partisi hep PKK oldu. Yasal alanda var olmaya çalışan bütün partiler kapatıldılar. Yöneticileri hapse atıldı, siyaseten yasaklandı, öldürüldü, iş hayatı bitirildi, var olma yolları tıkandı. Tabii böyle olunca kurulan her yasal parti bir öncekine kıyasla daha fazla PKK varlığının gölgesinde siyaset yapmaya zorlandı. Çünkü varlığını koruyabilen tek örgütlü güç yasadışı PKK’ydı.
Bugün geldiğimiz noktada, Kürt sorununun Türkiye’deki en etkili ve kuvvetli temsilcisi olarak PKK ayakta kaldı. Bunun asıl nedeni ise Kürtlerin demokratik olarak haklarını savunabilecekleri bütün kanalların kapatılmış olmasıydı. Şimdi şu değerlendirme yapılıyor: “Kardeşim işte yasal partileri var, belediyeleri kazandılar, dillerini konuşuyorlar, daha ne istiyorlar?”
DTP’den önce kaç parti kapatıldı? Onları saymakta bile güçlük çekiyoruz. Yasal Parti yöneticilerinden öldürenlerin sayısını hesaplamak bile mümkün değildir. Milletvekili öldürüldü, il başkanı öldürüldü, sayısız ilçe yöneticisi öldürüldü.Onları kim öldürdü? Bakın hemen her gün Kürtlerin yaşadığı bölgelerden cesetler çıkıyor. Onların çoğu yasal olanaklarını kullanmak isteyen Kürtlerdi. Bütün bu tablo PKK’nın Kürtler içindeki varlık nedenini güçlendirdi.
***
“Tamam bugüne kadar böyle oldu ama şimdi devlet tutumunu değiştiriyor, onlar da PKK’ya bağımlılıktan kurtulsunlar” diyenler çıkabilir. Bir kere devletin tutumun ne kadar değiştiği, demokratikleşme alanında hangi adımların atıldığı tartışılabilir. Şu anda bir niyet beyanıyla yüz yüzeyiz. AK Parti hükümeti, Kürt sorununun çözümü için adımlar atmak istediğini söylüyor. Henüz dikkate değer bir şey yapılmamış bile olsa yaratılan hava olumlu bir iklime neden oluyor. Çözüm için ilk kez umutlardan söz edebiliyoruz.
Kürtlerin, bu gelişmelerden mutlu, umutlu ve endişeli olduklarını söyleyebiliriz. Mutlulular, ilk kez devlet düzeyinde Kürt kimliğine ilişkin olumlu bir yaklaşım görüyorlar. Umutlular, tarihi açıdan bir dönüm noktasına gelindiğini fark ediyorlar. Endişeliler, çünkü 25 yıllık bir savaşın yarattığı militarist havanın, milliyetçi tahribatın izlerinin kolay silinemeyeceğini biliyorlar.
DTP işte böyle bir ruh halini temsil ediyor. Şurası bir gerçek ki, bugün konuşulan ilk önemli konu, atılacak ilk adım PKK’nın dağdan nasıl indirileceğidir. DTP, böyle bir süreci tek başına omuzlayamaz, dağdakileri temsil edemez. Dağa çıkanlar DTP’liler değil. Dağda PKK var. Onların dağdan nasıl indirileceğine ilişkin program ister istemez PKK’yla en azından dolaylı yoldan bir temas kurulmadan bir anlam ifade etmez.
Devlet bunu biliyor, DTP’liler de biliyor. Bu nedenle özellikle PKK’nın dağdan indirilmesi programının hayata geçebilmesi için Öcalan’ın ağırlığına dikkat çekiyorlar. PKK’yı dağa çıkaran Öcalan’dı, bugün de dağdan indirilmesi konusundaki en etkili isim olarak öne çıkıyor.
Tabii ki devletin, hükümetin yasadışı bir gücü ‘muhatap’ diye kabul etmesi beklenemez. DTP’liler de bunu biliyorlar. Ancak bunun bir pazarlık süreci olduğu da ayrı bir gerçek. Koşullar elverişli hale geldikçe, çıkış yolları da bulunacaktır. Bu çıkış yollarının belirlenmesinde DTP önemli bir rol oynayacaktır.
***
Diyarbakır’daki mitingde yapılan konuşmalarda, devlet operasyonlarının durdurulması öne çıkan taleplerden birisiydi. Bunun bir anlamı olduğu belli. Çünkü, PKK kendilerine yönelik askeri operasyonlar sürerse buna karşılık vereceğini söylüyor. PKK operasyonlarda kayıp verdikçe karşı saldırıya başvuracağını açıklıyor. DTP de bunu biliyor ve kamuoyuna duyuruyor.
Kürt kimliğini esas alan siyasi hareketin çoğulculaşması, PKK’nın tekelinden çıkması, birileri öyle istiyor diye olacak bir şey değildir. DTP’liler isteseler bile bugünkü koşullarda bu tekelin kırılması mümkün olamaz. Bunun için önce demokrasiye, sonra da zamana ihtiyaç var. Devlete egemen olan anlayış, sorunu bir asayiş sorunu olarak görüp, silahlı çözüm ısrarını sürdürürse, Kürt tarafına da silahlı olan kumanda edecektir. DTP içinde iki eğilim olduğunu görüyoruz. Bu iki eğilimin zaman zaman benzer, zaman zaman ayrı mesajlar verdiğine tanık oluyoruz. Daha demokratik bir ortam sağlanabilirse Kürtler arasındaki farklı yaklaşımlar daha rahat ortaya çıkacaktır.
Kürt sorununun silahtan arındırılması zorlu bir yolculuktur. Çoğulculaşma talebi, silahtan arındırıldıktan sonra, daha anlamlı bir talep haline dönüşebilir.