DTP'liler neden hedef haline geldi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin son yıllarda yaşadığı en büyük skandal, DEP milletvekillerinin 15 yıl önce Meclis'in kapısında polis tarafından yaka paça edilerek, ite kaka emniyete götürülmesi ve daha sonra da tutuklanmalarıydı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin son yıllarda yaşadığı en büyük skandal, DEP milletvekillerinin 15 yıl önce Meclis’in kapısında polis tarafından yaka paça edilerek, ite kaka emniyete götürülmesi ve daha sonra da tutuklanmalarıydı. Leyla Zana ve arkadaşlarının yıllarca hapishanede yatması bir hukuki mesele miydi, yoksa siyasi mesele miydi?
Siyasiydi, çünkü onları hapse atabilmek ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla mümkündü. Bu sağlandı. Siyasi nedenlerle suçlanan milletvekillerini, Meclis’in çoğunluğunu oluşturan diğer milletvekilleri hapse göndermekte bir sakınca görmediler.
Aradan 15 sene geçtikten sonra benzer bir senaryo yeniden sahneye konmak mı isteniyor? Türkiye, Leyla Zana’ların siyasi amaçla tutuklanıp yıllarca hapiste yatmasından ne kazandı? Onlara yapılanları makûl sayabilecek kimse kaldı mı?
DEP’lilerin başına gelenler için birisi kalkıp da ‘Bu bir hukuki uygulamadır’ demesin. Zana’ların tutuklanması bir siyasi kampanyanın ardından gelmişti. Ayrıca TBMM isteseydi onların dokunulmazlıklarını korurdu ve bu tablo ortaya çıkmazdı.
***
Şimdi de DTP’li milletvekillerini karakola çekip sorgulamak ve mahkeme önüne çıkarmak isteğiyle karşı karşıyayız. Bu istek hukuki bir istek midir, siyasi bir istek mi?
Bu soruyu sorduktan sonra, siyasi alandaki gelişmelere bakalım. Başbakan yerel seçim kampanyası boyunca en sert ifadeleri DTP’liler için kullandı. Onların ‘kimlik siyaseti’ yapmalarını eleştirinin de ötesinde hedef alan değerlendirmelerde bulundu. DTP’lilerin ellerini sıkmamayı bir gelenek haline getirdi.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, DTP’liler Meclis’te olduğu için Meclis’e gitmediklerini ve bundan böyle de gitmeyeceklerini söylemekten çekinmedi. Demokratik bir rejimde 2,5 milyona yakın oy almış, Meclis’te grubu olan bir partiyi ‘gayrimeşru’ olarak görmeye bir devlet görevlisinin hakkı olabilir mi? Böyle bir açıklama demokratik bir ülkede yapılabilir mi?
Tabii Başbakan böyle konuşunca, Türk Silahlı Kuvvetleri böyle bir tutumun meşru olduğunu
söylemek hakkını kendinde görünce polis de, yargı da DTP’li milletvekillerinin peşine düşer. Çünkü Türkiye’de hukuku otoriter mantıkla kullanmanın bir sakıncası yoktur. Hatta böyle davranan yargıçlar ve savcılar himaye görür, kariyer yapar.
Şimdi de böyle bir tabloyla yüz yüzeyiz. Yerel seçimlerin ardından DTP’ye yönelik yaygın şekilde gözaltına alma ve tutuklama operasyonları yapıldı. Onlarca DTP yöneticisi şu anda hapiste. Böyle giderse DTP bir süre sonra siyaset yapamayacak hale gelecek.
Şimdi bu gelişmelere bakarak insan ister istemez soruyor: Cumhurbaşkanı, Kürt sorununu kastederek “Bu yıl iyi şeyler olacak, tarihi bir fırsatla karşı karşıyayız” diyor. Cumhurbaşkanı Gül, bu konuda devlet kurumları arasında çok iyi bir uyum olduğunu da vurgulamayı ihmal etmiyor.
DTP’lilere yönelik operasyonları ve baskı girişimlerini nasıl yorumlayacağız? Bu da mı Cumhurbaşkanı’nın sözünü ettiği ‘uyum’ kapsamına giriyor? Umuyorum ki, Cumhurbaşkanı bu gelişmelerden mutlu değildir. Umuyorum ki, Başbakan Erdoğan, DTP’lileri yok
sayma tutumunu değiştirecektir.
Yoksa ne mi olur? Daha önce yaşadıklarımız, bundan sonra da neler olabileceğinin göstergesidir. ‘Kürt sorunu’nu bir terör sorununa indirgeyen ve bütün uygulamalarını da bunun üzerine kuran bir siyaset bu ülkeye yıllarca egemen oldu. Sonuç ortada.
Şimdi artık bu siyasetleri değiştirmenin zamanı geldiğini görüyoruz. Kiminle konuşsanız, bu gerçeği kabul ediyor. Peki o zaman bu uygulamalar neyin nesi?
Türkiye’ye egemen olan ve yöneten bir akıl yok mu? Çünkü akıl, mantık, DTP’yi gayri meşru alana itme eğiliminin, yaratacağı sonuçları biliyor ve görüyor.
Türkiye’ye aklın, mantığın hakim olması bu kadar zor mu? Kürt sorununda akıl ne zaman öne geçecek? Mantık ne zaman işleyecek?
AKParti’nin Diyarbakır milletvekili İhsan Aslan’ın açıklaması, o bölgedeki sağduyunun sesiydi. Aslan, Güneydoğu’da dağlara taşlara ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazmanın bu sorunu çözmeye yaramadığını, DTP’lileri bu sürece katmadan çözüm olamayacağını dile getirdi.
Bunu söyleyen AKP’nin en deneyimli siyasetçilerden birisi.
Başbakan’ın Ak Parti’nin Kürt milletvekillerini sakin bir zamanda uzun boylu dinlemesini öneriyorum.
O zaman DTP’yi yok etme girişiminin yol açacağı sonuçları daha derinlemesine tahlil edebilir.
Zaman çok geçmeden.