DTP'lilerin zorla ifadesini almak

DTP'li milletvekillerinin savcılık tarafından ifadelerinin alınmak istenmesi belki de başlangıçta bir hukuki sorun olarak kabul edilebilirdi.

DTP’li milletvekillerinin savcılık tarafından ifadelerinin alınmak istenmesi belki de başlangıçta bir hukuki sorun olarak kabul edilebilirdi. Savcıların, yasalarda ve Anayasa’da iddia edildiği gibi bazı uygun maddeleri bulduklarını ve bugüne kadar uygulanmamış bir yöntemle DTP’li milletvekillerini sorgulamak istedikleri, mahkemeye çıkarmak istedikleri düşünülebilirdi.
Onların kişisel olarak ne niyetle hareket ettiklerini kestiremesek de bugüne kadarki uygulamalardan anladığımız şeyler var: Türkiye’deki hukuk sistemi, DTP’lilere karşı, iddia edilenin, son dönemde çokça vurgulanın tersine sert işliyor. DTP’nin merkez, il ve ilçe yöneticileri, eski ve yeni birçok belediye başkanı, başkan yardımcısı ‘PKK ile ilişkileri’ olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Bu tutuklamalar aralıksız olarak sürdürülüyor. Bu sürecin sonunda milletvekilleri dışındaki DTP yöneticilerinin tamamı tutuklanacak gibi görünüyor.
‘Bu süreci, bir hukuk süreci olarak adlandırabilir miyiz?’ sorusunu soruyorum kendime. Diyarbakır’dan yeni döndüm. Orada yaşayanlar bu süreci hiçbir şekilde hukuki olarak görmüyorlar. DTP’ye son yerel seçimlerde 2 milyondan fazla oy çıktı. Bu oyların büyük çoğunluğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaşmış durumda. Yani bölgenin insanların ezici bir çoğunluğu kendi seçtiklerine yönelik uygulamayı hukuki değil siyasi olarak görüyorlar. Bunu kendilerine yönelik bir baskı olara kabul ediyorlar.
Gazetelerdeki köşe yazılarına bakıyorum, ‘Bu bir hukuki süreçtir’ diyen çokça yoruma rastlıyorum. Bunların samimi olduklarına inanıyorum. Ancak, Güneydoğu’da yaşayanlar, yani Kürtlerin önemli bir çoğunluğu bu görüşte değiller.
***
Hukuk, bir toplumsal düzeni meşru kurallarla yönetmenin en önemli aracı olarak tanımlanabilir. Yani insanlar haklarını, hukuklarını, şikâyetlerini o ülkenin yargı sistemine güvenerek dile getirirler... Türkiye’de yargıya egemen olan temel anlayış, milliyetçidir, devletçidir. ‘Hukuku değil, devletin âli çıkarlarını düşünerek karar veririm’ diyen yargıçların ve savcıların egemen olduğu bir ülkede yaşadığımızı belirtmeye bile gerek yok. Araştırmalar bu düşüncelerimizi doğruluyor.
Şimdi, bizler kendimizi DTP’lilerin ve Kürtlerin yerine koyalım. Daha önce Meclis’e gönderdikleri temsilcileri enselerinden bastırılarak gözaltına alındılar, tutuklandılar, siyasi hakları ellerinden alındı. Devletin kurduğu JİTEM isimli yasadışı bir güç tarafından milletvekilleri öldürüldü, il ve ilçe başkanları kaçırıldı, işkence edildi ve öldürüldü. Bunların hiçbirinin hesabı sorulmadı, sorulamadı.
Binlerce Kürt muhalif, devlet güçleri tarafından baskı altına alındı, kaçırıldı, kayıp edildi, yargısız infazlara, faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bu konuda tereddüdü olanların bölgeye bir ziyaret yapmalarını, oradaki insanları dinlemelerini öneririm. Örneğin eski TİP milletvekili doktor Tarık Ziya Ekinci’yle konuşsunlar. Ekinci’den avukat kardeşinin Ankara’da kaçırılarak kurşuna dizilmesinin öyküsünü dinlesinler. Bunları kimin veya kimlerin yapmış olduğuna ilişkin bir izlenim edinsinler.
***
Güneydoğu’da yaşayan bir Kürt olsaydınız ve Hülya Avşar’ın son derece insani kaygılardan yola çıkarak duyarlıklarını dile getirdiği apaçık belli olan barışçı çözüm yönündeki çağrısının savcılar tarafından bir suçmuş gibi soruşturulduğunu görseydiniz ne düşünürdünüz? Bu girişimin hukuki duyarlıkların harekete geçmesi, adaletin yerini bulmasını isteyen savcıların demokrasiyi koruma girişimi olduğuna inanır mıydınız?
DTP’liler hakkındaki soruşturmanın, hukuki bir olay olarak başlamış olduğunu varsaysak da, bu konu hukuki bir sorun olmaktan çıkmış, tamamen siyasi bir nitelik kazanmıştır. Bunu siyasi hale getiren DTP’liler midir, yoksa bugüne kadar onlara yönelik uygulamalar mıdır? Bu soruya farklı cevapların verilmesi mümkündür, ama ne olursa olsun bu konu artık siyasidir. DTP’liler de kendilerince haklı olarak ifade vermeye gitmeyecekler.
Götürülmeye kalkılırlarsa gelişecek olayların ulaşacağı boyutları kestirmek zor. Ama kesin olan şu ki, Güneydoğu’da, milyonlarca insan bu uygulamayı kendilerine yönelik bir haksızlık algılayacak ve tepki gösterecektir. Haklı olup olmadıklarının da artık eskisi kadar büyük bir önemi kalmadı. Çünkü, onlar bu uygulamaların adaleti yerine getirmek için değil, kendilerini susturmak için yapıldığını düşünüyorlar. Böyle inanıyorlar.
Siz ne derseniz deyin...