DTP'yi kapat... Başa mı dönüyoruz?

Abdullah Öcalan'ın 11 yıla yakın yasadışı, hukuk dışı bir şekilde tek başına bir hücrede Adalet Bakanlığı'nın değil askerin denetiminde tutulmasının sona erdiğini duyduğumuzda umutlandık.

Abdullah Öcalan’ın 11 yıla yakın yasadışı, hukuk dışı bir şekilde tek başına bir hücrede Adalet Bakanlığı’nın değil askerin denetiminde tutulmasının sona erdiğini duyduğumuzda umutlandık. Yasadışı tecridin sona ermesi ‘Kürt açılımı’ için de anlamlı bir adım haline gelebilirdi. Beklenen olmadı. Alışagelmiş şeyler oldu.
Öcalan yeni nakledildiği cezaevinde 20 günlük yeni bir tecrit cezasına çarptırılmıştı. Daha küçük ve daha bunaltıcı bir hücreye nakledilmişti. Bizzat Zafer Üskül söylüyor, havalandırma 42 metreden 24 metreye düşmüştü. Deneyimli bir tutuklu olarak Adalet Bakanlığı’nın yayımlandığı fotoğraflara baktım. Tam anlamıyla bir fanus kafes görünümde. Hücrenin penceresi bir kuyu gibi olduğu anlaşılan o küçük havalandırmaya bakıyordu.
Yayınları izliyorum, hemen herkes fotoğrafları görür görmez hükmünü vermişti: Öcalan çok iyi koşullarda kalıyordu. Boş yere mızıkçılık yapıyordu. Ben ise deneyimli bir cezaevi müdavimi olarak o fotoğraflardan pek de iyi bir yer olmadığı hükmüne varıyorum.
Gazeteci meslektaşlarıma şu uyarıyı yapmayı görev biliyorum. Devletten gelen açıklamaların hemen üzerine atlamayın. Karşı tarafı da dinleyin ve devletten gelmiş daha önceki kritik açıklamaların ne kadar yanıltıcı olduğu gerçeğini de unutmayın.
19 Aralık 2001 yılında siyasi tutuklu ve mahkûmların bulunduğu 20 cezaevine vahşi operasyonlar yapılmıştı. Bu operasyonlar sırasında birçok insan yaşamını yitirmişti. O zaman operasyonları yapan devlet güçleri ne dediyse gazeteciler bunları gerçekmiş gibi yayımladılar. Ölümlerin nedeni tutukluların kendilerini yakmasıydı, silahlarla tutukluların birbirini öldürmesiydi. Aynen bunları yayımladı medya.
O günlerin gazetelerini açın görürsünüz.
Sonra anlaşıldı ki tutuklu ve mahkûmların çoğu jandarmanın açtığı ateş sonucunu yaşamını yitirmişti. Cezaevlerine jandarma tarafından atılan yanıcı gazlar da ölümlere neden olmuştu. Bilirkişi raporları, savcılık incelemeleri operasyonu yapan devlet güçlerinin yalan söylediğini ortaya çıkarmıştı. Ama olan olmuştu.
***
Bakın kritik bir süreçten daha geçiyoruz.
Hükümet ‘Kürt açılımı’ yaparak bu soruna şiddet dışında çözümler üretebilmek amacıyla harekete geçti. Zor olacağı belliydi. Muhalefet, milliyetçi tepkileri kışkırtmayı, bundan siyasi
sonuçlar çıkarmayı kendisine görev bildi.
Kürt sorunu konusunda bugüne kadar milliyetçi önyargıları kışkırtmayı kendisine görev bilen politika erbabı, sorun çözüm noktasına geldiğinde kendi ektiği tehlikeli tohumlarla yüz yüze geldi.
Bu sorun ancak Kürtlerle, özellikle Türkiyeli Kürtlerle çözülebilir. Milliyetçi baskılar da asıl olarak onların üzerinden yürüyor. Kimdir bu Kürtler: Öncelikli olarak DTP. Neden DTP? Çünkü Kürt kimliği talebinin aktif savunucusu onlar.
Yani Kürtlerin siyasi taleplerinin, sosyal taleplerinin sözcüsü durumundalar.
DTP, sorunun çözümü için önemli muhataplardan birisi. DTP’nin, PKK’nın dağdan indirilmesi sürecinde de bir imkân olarak kullanılması mümkündü.
Ne yazık ki hükümet milliyetçi tepkilerden korkarak uzun süre DTP ile görüşmedi. Başbakan bir kere konuştu, ondan sonra DTP yeniden yok sayıldı.
Bu yok sayılma ve gerginlik, son Öcalan tartışması nedeniyle yeniden tırmanışa geçti. Öcalan tartışmaları sürerken, Kürt açılımı gündemdeki yerini korurken, duyduk ki uzun süredir üstü açılmak istenmeyen DTP kapatma davası dosyası yeniden öne çıktı. Raportörün de kapatma istediği gazetelere yansıdı.
***
Yeniden başladığımız yere mi dönüyoruz? DTP kapatılacak, Öcalan tecrit cezasına çarptırılacak, militan Kürtler sokağa dökülecek, ortalık yakılıp yıkılacak. İyi mi, bu durum mutlu olacak bir durum mu?
Muhalefet, CHP ve MHP Kürt sorunu konusunda ‘şiddet’ dışındaki bütün arayışlarının önünü kesebilmek amacıyla her türlü yolu deniyorlar, en kışkırtıcı, en saldırgan ifadeleri kullanıyorlar. AK Parti hükümeti de bu basınçtan etkileniyor ve çekingen davranıyor, DTP ile daha sert bir tartışma içine giriyor.
İşte bu ortamda DTP kapatma davası gündeme geliyor.
Alın size ‘açılım’.