Dul kadınlarla evlenmek!..

Gazetelerin internet sitelerinde dolaşırken Zaman gazetesinin ?Haftanın öne çıkan haberleri? başlığına gözüm takıldı. Bunlardan Ahmet Kurucan?ın 25 Aralık 2008 tarihli ?dul...

Gazetelerin internet sitelerinde dolaşırken Zaman gazetesinin ‘Haftanın öne çıkan haberleri’ başlığına gözüm takıldı. Bunlardan Ahmet Kurucan’ın 25 Aralık 2008 tarihli ‘dul bayanlarla evlilik’ yazısı dikkatimi çekti.
Kurucan’ın yazısı şöyle başlıyordu: “Aşağıda okuyacağınız yazı, aynı başlıkla bundan bir yıl
önce yayınlanan yazının devamıdır.
O yazıda İslam’dan onay almayan örf ve âdetten hareketle anne-babaların ilk evliliklerini yapacak erkek çocuklarının çocuklu veya çocuksuz dul bayanla evlenmelerine mani olduğunu anlatmış, bu kanaatin dini açıdan yanlışlığını delilleri ile arza çalışmıştık. Konu ile alakalı aldığımız soruların çokluğu konuyu başka bir perspektiften yeniden ele almayı zaruri kıldı.”
Kurucan bu konuda aldığı mektuplarda, evlenmeye karar veren bir erkekle bir dul kadının ailelerinin rızasını almak için başvurduklarında karşılaştıkları tepkiyi şöyle özetliyor: “Genelde dul bayanın ebeveyni buna bir şey dememek, hatta sevinmekle birlikte erkeğin ebeveyni, ‘sütümü/hakkımı helal etmem, ben çevreye ne derim, ömür boyu konuşmam, evlatlıktan reddederim vb.’sözlerle evliliğe karşı çıkıyorlar. Genelleme yapmıyorum ama böyle anne-babaların çokluğu tartışma götürmez.”
Zaman yazarı, Peygamber’den örnekler vererek böyle davranmalarının yanlış olduğunu anlatmaya gayret ediyor. Kadının ailesinin yerine kendilerini koymalarını söyleyerek onları empatiye davet ediyor: “Diyelim ki özellikle kocasından kaynaklanan geçimsizlikle boşanmış ve çok genç yaşta dul kalmış bayan, kendi kızları olsaydı nasıl düşünürlerdi? Boşanma sonrası evlerinin bir köşesinde birlikte hayat sürdükleri, mazlum, mağdur olan kızlarını helal süt emmiş birisi ile yeniden evlendirme düşüncesi içinde olmazlar mıydı acaba? Hatta bu konuda gerekli çaba ve gayreti sarf etmezler miydi?”
Eleştirilerini devam ettiren Kurucan bu kez İslami kesimin dışındaki eğilimlerin onları etkilemiş olabile-ceği gibi bir gerekçe öne sürüyor , “İnanan insanlar olarak, ‘her şey madde ve fayda ekseninde dönüyor’ diye eleştirdiğimiz materyalist ve pragmatist düşünce-nin bizi de etkisi altına aldığının göstergesidir bu.”
***
Toplumumuzun geri kesimlerinde ve İslamcı çevrelerde yaygın şekilde savunulduğu ve
uygulandığı belli olan bu âdetin ilkel bir ‘erkek egemen’ söylem olduğunu görmeliyiz.
Yazar Ahmet Kurucan, aileleri ikna edebilmek amacıyla bol bol Hz. Muhammed’den örnekler veriyor. Bunu onları etkilemek için yaptığı belli. Anlıyorum. Olumlu da görüyorum. Belli ki bu alanda ciddi bir çabaya gerek bulunuyor.
Ancak bu yaklaşımın sorunlu olduğunu da unutmamalıyız. Hz. Muhammed’in yaşadığı çağın âdetleri ve anlayışları çok farklıydı. 1400 yıl önce dünyada ve Arabistan’da erkek egemen düzen çok daha güçlüydü. Bu nedenle erkekler dört kadınla evlenmeyi bir hak olarak görüyorlardı. Hâlâ da İslam dünyasında Peygamber dönemini örnek göstererek, Kuran’daki bazı ayetlere dayanarak çok kadınla evliliği yaygın şekilde savunan
ve uygulayanlara tanık oluyoruz.
Dindar olmayan çevrelerde de ‘bakire kız’ tercihinin çok yüksek olduğunu araştırmalardan biliyoruz. Erkek egemen kültürün gücü, kadınların toplum hayatının dışına itilmesi, toplumsal gerilik gibi etkenler bu geleneğin sürdürülmesine yol açıyor.
Ahmet Kurucan’ın din üzerinden bir etki yapmaya çalışmasını bir olanak olarak görmekle birlikte, bu konuyu bir inanç konusu olarak değil, bir hak konusu olarak ele almanın daha kalıcı olacağını düşünüyorum. Çünkü, erkek egemen görüşleri dini inançlar üzerinden eleştirmeye çalışırsanız, ‘dul kadınla evlenmeye karşı çıkanlar’, ‘çok kadınla evlenmeyi’ savunanlar da kendilerine destek olarak dini referansları öne sürebilirler.
Bu nedenle kadının haklarını, geleneklerin kadını köşeye sıkıştırmaya çalışan köklerini, evrensel hak ve eşitlik alanına taşıyarak savunmalıyız. Bu işin dinle imanla değil, insanın vazgeçilmez haklarının bir parçası olarak anlatılması ve çözümün bu temelde aranması gerekir. Diğer geri tepebilir.
Erkeğin hakkı varsa, kadının da hakkı vardır.
Bu hak hiçbir kutsal gerekçenin arkasına sığınarak meşru gösterilemez. Hele de ‘maddiyatçılar’ böyle yapıyor diyerek, çağdaş dünyayı olumsuz referans göstererek hiç olmaz...