Düşünce özgürlüğüne koşan darbeciler

Yargıtay eski başsavcılarından Vural Savaş, paşaların kendi aralarında gündemi konuşmalarının suç teşkil etmediğini söyledi. “Darbe yapılmadıkça suç oluşmaz!” dedi. Askerlerin bir araya gelerek durumu değerlendirmelerinin hiçbir şekilde suç teşkil etmediğini savundu, Savaş, yetkin bir hukukçu olarak da Ergenekon iddianamelerini hukuksuz ilan etti. Onun iddiasının özeti şu: “Eylem yoksa, suç yoktur!”
Darbe yapmak isteğinin bir düşünce faaliyeti olduğunu söylemiş oluyor eski ünlü savcı.
Düşüncenin suç olmayacağına dayanarak, paşaların darbe amacıyla yaptıkları etkinliklerin yargılanmaması gerektiğini ifade ediyor.
Kendisinin bu değerlendirmesine göre darbecilik eğer başarılı olamazsa düşünce düzeyinde kaldığı için suç sayılamaz. Zaten bir askeri darbe başarıya ulaşınca da meşru hale geliyor ve kendi hukukunu oluşturuyor.
Vural Savaş, kendi ifadesiyle bir ‘militan demokrat’tır. Seçimle gelmiş ve hukuki yollardan iktidar olmuş bir hükümeti devirmek için hazırlık yapmak, onun zihinsel dünyasına göre, militan demokrasinin kapsamı içine giriyor olsa gerek. Bu militan demokrasi sürecinde Genelkurmay Başkanı’nın zehirlenme korkusu içinde yemeğini evinden getirmesi de bulunuyor.  Genelkurmay Başkanı kimden korkuyor?
Kendi aralarında ‘gündemi konuşan’ bazı paşalardan, kuvvet komutanlarından. 
Paşalar aralarında gündemi nasıl konuşuyorlar: “ Biz yüzde 99 böyle istiyoruz, 1 numara ne yapabilir ki” diyor Şener Eruygur. Yüzde 99 ne amaçla harekete geçecekti? Maksat ‘militan bir demokrasi’ydi de savcılar mı anlamadı?
İddianameye göre paşaların kendi aralarında konuştukları konular içinde Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’nun (CÇG) neler yapacağı da vardı. CÇG’na özel istihbarat olanağı yaratmak amacıyla, kriptolu özel telefonları temin etmesi istenen Hakan Şanlı’ya iki büyük paşamız Şener Eruygur ve Aytaç Yalman ceplerinden, kendi hesaplarından tam 1.5 milyon dolar yatırmışlar. Kriptolu telefonlarla da
herhalde kendi aralarında sohbet edeceklerdi. Pahalıya gelmiş, ama olsun paşaların hakkıdır.
***
‘Düşünce suçu’ bu ülkenin tarihinde çok konuşulmuş ve çok insanın başını yakmış bir konudur. Savcılarımızın ve hâkimlerimizin yıllarca düşünceleri nedeniyle insanları cezaevlerine yolladıklarını biliyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun
141. ve 142. maddeleri,  insanları düşünceleri nedeniyle mahkûm etmenin gerekçesi olarak kullanılan enstrümanların en popülerleriydi.
Vural Savaş ve onun gibi ünlü hukukçuların geçmişte 141. ve 142. maddeler konusunda nasıl davrandıklarını dehşetli merak ediyorum.
İmkânım olsa incelemek isterim.
Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesini yine Vural Savaş gibi düşünen hukukçular büyük bir gayretle savundular, savunmaya devam ediyorlar. Bu konuda kendileriyle uzun tartışmalar yaptık geçmişte. Bu maddeden açılan davalar nedeniyle onlarca insan düşünceleri yüzünden mahkûm
oldular. Darbecilerin darbe yapma girişimleri ‘düşünce’ olarak kabul edilirken, Kürt sorununda eleştirileri olan insanlar yıllarca ‘terörist’ sayıldılar. Bunlardan birisi de bendim.
Vural Savaş’ın, Hrant Dink hayattayken onu hedef gösteren açıklamalar yaptığını birileri unutsa da çoğunluk unutmuyor. Hrant, düşüncelerini söylediği için mahkeme mahkeme dolaşmadı mı? Daha sonra Ergenekon davasında darbecilikle suçlananlar arasında olan bazı isimler bu mahkemelerde Hrant’ın üzerine saldırmadılar mı? Darbecilik düşünce özgürlüğü kapsamına giriyorsa, Hrant’ınki acaba hangi kapsama giriyordu?
İddianameye baktığımızda, paşalarımızın aralarında ‘nasıl darbe yaparız’ diye
konuşurlarken Hrant Dink’i unutmadıklarını, ondan da söz ettiklerini görüyoruz.
Bir paradoks içindeyiz. Yıllarca insanları düşünceleri nedeniyle hedef haline getirenler ve onlara hayatı zindan etmeye çalışanların bir kesimi darbe girişimde bulunmakla yargılanıyorlar ve birileri de darbeye yönelik düşünce üretmenin düşünce özgürlüğü kapsamında olduğunu ifade ediyor.
Militan demokrasi böyle bir şey herhalde.