Ergenekon Davası ve Cemaat

Ergenekon davaları ağır yanlışlarına rağmen, vesayetin bitirilmesi ve bir eşiğin aşılması bakımından önemli bir sonuç yarattı. Tartışılması gereken bir çok olumsuzluğa rağmen, askerin siyasete karışamayacak noktaya gelmesi bir tarihi değişimin ifadesidir.

Ergenekon davasını, askeri vesayet sistemini tasfiye açısından özü itibariyle olumlu bulanlardanım. Askerin siyasete yöne vermeye kalkışması, ülkemizin toplumsal yapısını, siyasetin normalleşmesini engelliyordu. Daha da ötesi, darbeler ve müdahalelerle, kaotik bir siyasi ortam oluşuyor, toplumun huzuru, ekonomik refahı baskı altına alınıyordu.

Ergenekon davasında siyasi iradenin de desteğiyle, polis ve yargı harekete geçti ve benim gibi askeri darbelerin muhatabı ve mağduru olan kuşaklar açısından hayal bile edemeyeceğimiz şekilde askerler, yargı önünde hesaba çekildiler.

HAKSIZLIKLARA RAĞMEN

Yargılamaları özü itibariyle "olumlu" bulmakla birlikte, her türden suçlamanın, her türden şüphelinin bir torba içine doldurulması ister istemez kafalarda soru işaretlerine yol açıyordu. Veli Küçük'le, Mustafa Balbay'ın aynı dosya içine konması bir gariplikti. Yazı yazmak, radikal bazı muhalefet çabaları içine girmek, askeri darbe suçlamasıyla, aynı kefeye konuyordu.

Örneğin, İlker Başbuğ gibi, darbe girişimlerine karşı çıkan komutanlar olduğunu Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek'in günlüklerinde okuduk. Ancak darbeye karşı çıkan komutanlar da darbe suçlamasıyla tutuklandılar. Olumsuz örnekleri ve iddiaları çoğaltabiliriz.

Aynı dönemde açılmış ve aynı yöntemle yürütülen soruşturma ve davalarda da benzer "sorunlu" durumları gözlüyorduk.

DEĞİŞİK YAKLAŞIMLAR

1. O dönemde bu davalara değişik yaklaşımlar vardı. Bir yaklaşım, bu dava ve benzeri davaların tamamen düzmece olduğu şeklindeydi. Bu savunmayı yapan kesim, zaten darbeciliği de pek zararlı görmüyordu.

2. Bir başka kesim ise; bu davalar asıl olarak yanlış açılıyor, bazı gerçekler olsa bile, iddiaların çoğunluğu inandırıcı değil yaklaşımı içindeydi. Bu nedenle, "bu davalar düzmecedir" noktasına yakın duruyorlardı.

3. Üçüncü kesim; "Darbelere karşıyız, bu soruşturmalarda suçlananlar arasında bazı darbeciler olabilir, ancak açılan davalar gerçekler üzerine kurulmadı, çok büyük haksızlıklar yapıldı düşüncesindeyiz" diyorlardı. Soruşturmalardaki haksızlıkların üzerinde daha çok duranlar Ahmet Şık, Nedim Şener, Hanefi Avcı davalarını örnek gösteriyordu.

4. Dördüncü kesim: Davalar asıl olarak olumlu. Türkiye'nin siyasi kaderi değişiyor. Evet bu davanın içinde değişik aşamalarda Cemaat mensupları güçlü bir şekilde yer alıyorlar. Bu davalarda ve soruşturmalarda elde ettikleri güçle, kendilerine rakip ya da zararlı gördükleri insanları da hedef alıyorlar. (Hanefi Avcı, Nedim Şener vb.) Bunlar doğru ama, davaların esası askeri vesayetin sonlandırılması açısından önemli bir işlev yerine getiriyor. Bu anlayışla Cemaatin polis ve yargıçlarının eksileri olduğu kadar artıları olduğunu da gözden uzak tutmayalım diyorlardı.

5. Beşinci kesim: Yapılanlar tamamen doğrudur. "Söz konusu vesayetin bitirilmesiyse, gerisi teferruattır" görüşündeydi.

CEMAAT'LE ÇATIŞMANIN ANLAMI

7 Şubat 2012 MİT operasyonuyla durum ve cepheleşmede bir farklılaşma yaşandı. Hükümet, Cemaatle ilk kez göğüs göğüse geldi. Ancak, hükümete yönelik bu operasyona rağmen Cemaat geri adım atmadı. Nedim Şener, geçenlerde bir TV programında bu noktaya işaret etti: Erdoğan,"Bu, bana karşı yapılmış bir darbe" demesine rağmen, o dönemde polis ve yargıdaki bu yapıya karşı pek de bir şey yapamadı. Belli oldu ki, Paralel Yapı, devlet içinde, hükümetin başedemeyeceği kadar bir kuvvet biriktirmişti. Ciddi ve başa çıkılması zor bir yapılanmayla karşı karşıya kalındığı ortadaydı.

Bu tespitin de ışığında, 17-25 Aralık operasyonlarının hedefinin Tayyip Erdoğan olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor. Paralel Yapı, onu devirebileceğine inanmış ve harekete geçmişti. Ergenekon davaları nedeniyle elde ettiği enerjiyle, devlet kurumları içindeki birikimle bunu başarabileceğini düşünmüştü.

'YESİNLER BİRBİRİNİ' DEMEK...

Bu nedenle, "geçmişte beraberdiler, yesinler birbirlerini" demek, çok gerçekçi değil. Ortada, 1985 yılında başlayarak ve giderek büyüyen bir devlet içi yapılanma var. Bu yapılanma, elindeki olanakları istismar ederek oluşturduğu merkezi örgütlenme ve ekiple iktidarı değiştirmek istedi. Başvurduğu yöntem elbette yasadışıydı. Hükümetin geçmişte Cemaatle işbirliği yapmış olması, şimdiki çatışmaya karşı seyirci olmayı haklı çıkarmaz.

Son olarak, Ergenekon davaları ağır yanlışlarına rağmen, vesayetin bitirilmesi ve bir eşiğin aşılması bakımından önemli bir sonuç yarattı. Tartışılması gereken bir çok olumsuzluğa rağmen, askerin siyasete karışamayacak noktaya gelmesi bir tarihi değişimin ifadesidir. Zaten gelinen noktadan geriye dönüş de mümkün değildir.

Şimdi yapılması gereken, bu davalardaki haksızlıkların, yargı tarafından düzeltmesidir. Bu adalet arayışı, haksızlığı yapanların devlet içinden tasfiye edilmesi açısından da bir imkandır.