Ergenekon'dan neden kurtulmak istedik?

Bir alanda kararların izlenebileceği görüntülü düzen kurulabilirdi. İnsanlar orada basın açıklamalarını da yapabilirlerdi.

Yüzyıllık askeri vesayet rejimini sonlandırma konusunda önemli bir dönüm noktasına geliniyor. Ülkemizin siyasi coğrafyasının yeniden şekillenmesinde tayin edici olması beklenen Ergenekon davasının karar aşamasındayız.

Bu yazıyı okuduğunuzda, Ergenekon davasının kararları açıklanmış olabilir. Çok uzun tutukluluk sürelerinin ardından gelecek kararların, beraberlerinde yeni tartışmaları getirmeleri, (hatta belki kararlardan sonra ülkedeki gerilimin yön ve yoğunluğunun değişmesi) kaçınılmaz ve doğal. Tabii şunu da hatırlatalım: Kararlar Yargıtay’a gidecek, gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin denetiminden geçebilecek. Yani önümüzde epey uzun bir süreç olabilir.

Eski düzenin devamını isteyenler, bu davayı toplumun gözünden düşürebilmek için, ellerindeki bütün olanakları kullandılar. Karar ne şekilde çıkarsa çıksın, bu çevreler tarafından benimsenmeyecek. Onların da ‘karara karşı gelme’ hakları var. Ergenekon tutuklularının masum olduğunu savunanların (ve ‘onların taraftarları’ olarak adlandırabileceğimiz kesimlerin) ortaya çıkacak karara ilişkin tahminleri ve hazırlıklarının olduğu anlaşılıyor. Verilmesi muhtemel mahkûmiyet kararlarına karşı bir toplumsal tepki örgütlenmesi hedefleniyor. Gösterileri ülke çapına yaymayı düşündükleri söylenebilir. Bu da şiddete başvurulmadığı sürece ‘doğal’ görülebilir.

Tabii niyetlerin ‘bu tepkiyi örgütlemek’le sınırlı kalmadığına, mahkemeyi ‘kararı açıklayamaz hale getirecek’ müdahalelerde bulunmayı hesaplayanların da olduğuna kesin gözüyle bakabiliriz. Dava, ‘esas hakkındaki iddia’ aşamasına geldiğinde, aralarında ve önlerinde CHP’li milletvekillerinin de bulunduğu kalabalık bir topluluk, kararın açıklanmasını engellemek amacıyla neredeyse, mahkemeyi basacak bir tarzda müdahaleler içine girmişti.

Duruşmayı yürüten mahkeme, belli ki önceki yaşananlardan yola çıkarak, karar duruşmasına aile ve dinleyicileri almamayı kararlaştırmış. Valinin yaptığı açıklamaya göre yalnızca avukatlar, gazeteciler ve milletvekilleri, karar duruşmasını izleme imkânını elde edebilecek. Karar gününde, duruşmayı izlemeye geleceklerin hiçbirisi (aileler dahil), Silivri sınırları içine sokulmayacak.

Yanlış uygulama...
Bence mahkemenin yasak kararı da valinin gelecek topluluğu Silivri sınırları içine sokmama kararı da yanlış. En azından, tutuklu aileleri, duruşmayı izleyebilmeli. Yıllardır hayatlarını etkileyen bir davanın karar aşamasında bulunamamaları, insani açıdan ve mahkemenin açıklığı bakımından doğru değil. İkinci olarak gösteri yapmaları beklenen diğer izleyicilerin de bir alanda kararı dinleyebilmeleri sağlanabilir, basın açıklaması yapmalarına izni verilebilirdi.

Hatta (bence daha akla yatkın olanı): Bir büyük alanda, kararların da izlenebileceği bir görüntülü düzen kurulabilirdi. İnsanlar o meydanda basın açıklamalarını yapabilir, tepkilerini barışçı yollarla dile getirebilirdi.

‘Gösteri örgütleyecekleri’ gerekçesiyle bir partinin, bir gençlik örgütünün, bir yayın organının yöneticilerini, deyim yerindeyse ‘rehin tutan’ bir şekilde gözaltına almak da yanlış. Yasakçı ve engelleyici tutumun, çatışma isteyen kesimlere fırsat sağlayabileceğini görmek zor değil: ‘Ergenekon davasının kararlarını tartışmak ve değerlendirmek’ ikinci plana gidebilir, yeniden protesto gösterileri ön plana çıkabilir. Umarım, sürecin bundan sonraki kısmında, ‘bir çatışma/kutuplaşma ortamı yaratan’ yasakçı tutum yerine, tepkileri biraz olsun makul düzeye çekebilecek mantıklı ve esnek formüller ağırlık kazanır.
Biz Ergenekon’dan neden kurtulmak istemiştik?
En çok da bu tür iç çatışma tertiplerini bertaraf edebilmek için.
Ergenekon iç barışın düşmanı değil miydi?
Bu yasakçılığın, iç çatışmacı odakları hortlatması tehlikesini göz ardı edemeyiz...