Generallerin toplu fotoğrafı

Orgeneral İlker Başbuğ'un arkasına bütün generalleri toplayarak düzenlediği basın toplantısındaki militer görüntü, değişimin zorunluluk haline geldiği düşüncesini güçlendiriyor.

Orgeneral İlker Başbuğ’un arkasına bütün generalleri toplayarak düzenlediği basın toplantısındaki militer görüntü, değişimin zorunluluk haline geldiği düşüncesini güçlendiriyor.
Tartışmanın, ‘belge’ ile sınırlı olmayan bir tartışma olduğu da aşikâr. Bu baştan beri belliydi. Başbuğ’un konuşması, tartışmanın boyutlarının ne kadar derin olduğunu gözler önüne serdi. Dünya değişiyor. Türkiye değişiyor. Bu değişim ülkemizdeki iktidar ilişkilerini altüst ediyor.
“Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden kendinizi siyasi tanımlama çabasından vazgeçiniz. TSK üzerinde medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekât yürütmekten vazgeçiniz.”
Başbuğ kendilerine yönelik bir yıpratma mücadelesi yapıldığını düşündüğüne göre, ‘Bunlar kim ve onlara ne yapmak istiyorlar?’ sorusuyla yüz yüze geliyoruz. ‘Birtakım siyasi hedefleri olduğu’ da ifade edilmiş olan bu mücadelenin içeriğinin ne olduğunu merak ediyoruz. Polisiye bir roman gibi tasvir edilmekte olan bu gizemli dünyayı çözümleme isteği duyuyoruz.
Bu savaşı hükümetin yürüttüğü mü düşünülüyor? Bu soruya hem evet, hem hayır şeklinde cevap verilebilir. Genelkurmay Başkanı ile görüşen Başbakan, ‘TSK ile aralarına fesat sokulmak’ istendiğini söyleyerek bir uzlaşma havası sergilemeye çalıştı. Ancak Başbuğ’un basın toplantısının ardından Başbakan’ın yaptığı açıklama ve Meclis’ten askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını açıklığa kavuşturmak amacıyla çıkarılan kanun  hükümetin bu hesaplaşmada geri durmayacağının kanıtı sayılabilir. Başbuğ hükümetin dışında birilerine de kast ediyor olabilir. O zaman kim bunlar? Mesela ‘o cemaat’ mi?
Bir cemaatin tek başına bu kadar etkili olduğunu düşünmek, gerçekçilikten uzak. Bu yaklaşımın, ‘açıklanamayan’ her şeyi bir şeytana yükleme alışkanlığından kaynaklandığı da söylenebilir. 
Türkiye’nin demokratikleşmesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyaset içindeki yeri arasındaki çelişme, meselenin gerçek temelini oluşturuyor.  Genelkurmay Başkanı’nın basın toplantısındaki üslubu, dili, olaylara yaklaşımı, demokratik bir ülkede tasavvur edilebilecek olan çerçevelerin tamamen dışında. Böylesine militer görünüşlü bir fotoğrafı hangi tür rejimle yönetilen ülkelerde görebileceğimiz sorusu, ayrı bir konu olarak bir kenarda bulunsun.
Orgeneral Başbuğ son konuşmasıyla siyasetin merkezinde oturmakta olduklarını ve oradan geriye çekilmek istemediklerini ortaya koymuş oldu. Askeri mahkemelerin statüsünü savunurken kullandığı üslup ve mahkemeyi yorumlama biçimi ısrarla geçmişe tutunma gayreti içinde olduğunu ortaya koyuyor.
Başbuğ’un söylediklerinden yola çıkarak, değişik eleştiriler yapılabilir. Ancak tek tek iddialar üzerinden polemik yapmanın çok da bir yararı olduğunu sanmıyorum. Ortaya çıkan zihniyetin bütününü yorumlamak daha yerinde olacak. Bu bütün hakkında şunu söyleyebiliyoruz: Türkiye’nin geleneksel iktidar bloku, demokratikleşme taleplerinin ve değişen Türkiye’nin zorlamasıyla eski yerinde durmakta zorlanıyor. Direniyor.
***
TSK yönetiminin verdiği mesajların sınıfsal bir gönderme içerdiğini de söyleyebiliriz. Türkiye bugüne kadar Meclis’in dışında oluşan bir iktidar bloku tarafından yönetildi. Bu blok, İstanbul büyük burjuvazisi, yargı-bürokrasi ve ordu olarak tanımlanabilir. Seçimle işbaşına gelmiş hükümetler, meclisler bu güç blokuyla olan ilişkilerine göre varlıklarını sürdürebildiler ya da tasfiye edildiler.
Yakın tarihimiz kavgalarla geçti. Her seferinde, hükümet edenler, sözünü ettiğimiz gerçek iktidar bloğu karşısında pes ettiler. 28 Şubat bu hamlelerden yalnızca bir tanesi. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller de benzer askeri müdahalelerin muhatabı olmuşlardı. Onlar hakkında da askeri bildiriler çıkarılmıştı.
Bu kez geleneksel güç odakları iktidar etmekte zorlanıyor. Artık ordunun siyaset içindeki yeri medyada, toplumda açık açık tartışılıyor ve eleştiri konusu olabiliyor. Herkes ‘açıklama’ gördüğünde hazırola geçmiyor. Türkiye demokrasi yönünde ilerliyor. Askerin değişen dünyada, AB üyeliğine aday bir Türkiye’de, bugün bulunduğu yerde durmasının güçlüğü ortada. Sıkıntı bundan kaynaklanıyor. Bütün ‘AB İlerleme Raporları’nda askerin siyasete müdahalesi eleştiri konusu oluyor. Evrensel demokrasi ölçüleri içinde değerlendirildiğinde, süregelmekte olan ilişki biçimi kabul edilemez görünüyor.
Zaten çaresi yok. Sivil yargı işliyor. Seçimle gelmiş hükümetlerin, Meclis’in gücü artıyor. Bu gerginlik ve tartışmanın AK Parti ile asker arasındaki özel bir gerginlik olduğu düşünülüyorsa, bu çok gerçekçi değil. Bugün hükümette hangi parti olursa olsun, TSK ile bir gerginlik yaşaması kaçınılmaz. Çünkü TSK’nın siyaset içindeki ağırlığı kabul edilemez bir noktada.
Türkiye, bu zorluğu da aşacak. Gerginlik sürer, yolculuk devam eder.