Gezi'den 'yeniden doğuş' beklemek

Yeni dönemde imtiyazlarını kaybettiğini düşünenlerle özgürlüklerini tehdit altında hissedenler, kendilerini aynı cephe içinde buldu.

Gezi eylemleri, kendini solda gören bazı çevreler ve hükümet karşısında kendini yenik hissedenlerce, bir ‘yeniden doğuş’ fırsatı olarak algılandı. Başlangıçtaki katılım enerjisi, tepkilerin haklılığı böyle düşünenlere cesaret verdi.

Gezi, ilk haftalarda, önemli bir kamuoyu tarafından, ‘yeni direniş’ biçimi olarak değerlendirildi. Uluslararası alanda ve Batı siyasi çevrelerinde de bu kavrayış başlarda ağır bastı. Alman solunun etkili gazetesi TAZ, Gezi’de Avrupa Birliği’ni aşan bir demokrasi kültürünün oluştuğundan söz edecek kadar ileri yorumlarda bulundu.

Eylemin başlangıcına damgasını vuran, yeni dönem gençliğinin, kendi hayatına, kimliğine, varoluşuna yönelik bir tehdit algılaması ve sosyal-ekonomik hiyerarşi içindeki konumunu tehlikede görmesiydi.

10 yıldan fazla süren bir iktidarın, var olan düzeni altüst eden girişimleri, bir yeniliği ifade ettiği gibi, aynı zamanda alt sınıfların, kendini dışlanmış hisseden toplumsal grupların ve hükümet içindeki tutucu damarın dayatmalarını içeriyor. Yenilik ve ‘dayatmacılık’ birbirine karışmış durumda. Simetrik şekilde; Gezi tepkilerinin içinde de, yeni dönemde imtiyazlarını kaybettiğini düşünenlerle özgürlüklerini tehdit altında hissedenler, kendilerini aynı cephe içinde buldu.

Gezi’yi bir iktidar mücadelesi imkânı olarak değerlendirenler oldu. Hükümet ortaya çıkan krizi kötü yönetti. Geleneksel devletin otoriter alışkanlıkları, süreçteki farklılıkları bir torbaya koyan hükümetin ana çizgisine temel oluşturdu.
Yaşamlarını, mekânlarını tehdit altında gören, genellikle elit kesim kökenli ve/veya alternatif bir yaşam algısı olan gençler (başlarda eylemin zihinsel çekirdeğini oluşturmuşlardı); olayların başka bir mecraya döküldüğünü hissettikleri anda, düşünsel olarak tepkilerini önemli bir ölçüde korusalar da, fiziksel olarak Gezi eylemlerinden çekildiler.

Fakat Gezi eylemleri devam etti, ediyor... Bazı kesimler, eylemleri sürdürmeye niyetli görünüyor. CHP milletvekillerinin eylemlerin aktif aktörleri olarak kadrajın içine girdikleri söylenebilir. İkinci önemli güç ise geleneksel radikal söylemi olan ‘solcu’lar. Tabii iktidara öfke duyan Alevilerin çocuklarının varlığını da göstericilerin hanesine eklemek gerekiyor.

Oya Baydar T24’teki yazısında gelinen noktayı şöyle değerlendiriyor: “Nihayet, mevcut iktidarı antidemokratik yollardan düşürmek için cuntacı darbeci heveslerinden hâlâ vazgeçmemiş kod adı Ergenekon olan birileri (...) yine sol çakarak, bölge halkının muhalefetini kendi kuyruklarına takmaya çalışıyorlar. Öldürülen çocuklarımızdan birinin acılı annesi (...) oğlunu bu ‘davada’ şehit verdiğini söyleyip gençleri onun yoluna çağırıyor. Benim kanım donuyor, çünkü benzer sözleri defalarca işitmişliğim var, çünkü ne olduğu bilinmeyen ve çoğunlukla iktidar mücadelesinin tarafları arasındaki mücadelenin adı olan bu davalar uğruna daha ne kadar çocuğumuzu kurban edeceğimizi düşünüyorum. O anne ile birlikte oğlu için (...) ağlarken, gençliğin en güzel duygularını (...) kendi planları için kullananlara lanet ediyorum.”
Baydar’ın yorumları şöyle devam ediyor: “Şimdi acilen durup düşünmeli, cinnet ortamından çıkıp sükûnet bulmalıyız. (...) Çözümün yasakta, şiddette, çatışmada değil hak ve özgürlüklerde, barış ve uzlaşmada olduğunu çok geç kalmadan hatırlamalıyız.”
Benzer duygular içindeki Orhan Kemal Cengiz, Radikal’de şunları belirtiyor:

“Kimden gelirse gelsin, şiddetin hemen daima daha fazla şiddeti doğuracağı (...) konusunda anlaşamıyoruz. (...) Barışçıl bir gösteriyi dağıtmanın da gösteri yapıyorum diye Başbakan’ın evini, ofisini basmaya gitmenin de çok çirkin, çok kaba olduğu konusunda anlaşamıyoruz.”
Gezi’den, ‘yeniden doğuş’ çıkarma beklentisinin geldiği nokta dikkat çekici... Şimdi bunu düşünmenin zamanı...