Gülen haberi, meğer 9 yıllıkmış

Hükümet dershane konusunda haklı noktadan hareket etse de başka saikler olduğu kaygısını ciddi bulan geniş bir kesim var.

Hürriyet’ten Uğur Ergan, MGK’daki ‘Gülen Cemaati’ haberine ilişkin, önceki gece bir tweet attı: “Baransu yazmış da... 9 yıl önce de şöyle bir şey yazmışız. Arşiv söylüyor...”

Uğur Ergan, kendi haberinin linkini de vermiş. Arşive girerek merakla okudum. 25 Haziran 2004 tarihli Hürriyet’teki Uğur Ergan imzalı haberin başlığı: Askerler ve Sezer istedi Gülen MGK’da gündeme geldi.  

Haber şu şekilde sürüyor: “Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) dünkü haziran ayı olağan toplantısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve askerlerin istemi üzerine Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetleri gündeme geldi.

Asker kanadın Gülen cemaatinin devlet kadrolarına sızma girişimlerine ilişkin hazırladığı detaylı raporun kurul üyelerine sunulduğu öğrenildi. Toplantı sonrası yayımlanan bildiride, ‘Ülke genelindeki güvenlik ve asayiş durumu ile irticai ve bölücü faaliyetler gözden geçirilmiştir’ denildi.”

Askerlerin ve Cumhurbaşkanı’nın ‘Gülen Cemaatinin faaliyetlerini’ gündeme getirmeleri, ‘rutin’ bir haber gibi verilmiş. “İrticai ve bölücü faaliyetler gözden geçirilmiştir” ifadesi de gösteriyor ki, Gülen Cemaati, ‘irticai faaliyet’ kapsamı içinde değerlendirilmiş. Gazeteler ve kamuoyunun, bu saptamayı, tamamen normal karşılamış olduğu bir gerçek.

Tabii, o dönemde, şimdiki Başbakan Tayyip Erdoğan, o zaman da Başbakan, günümüzün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Dışişleri Bakanı. Onların da MGK kararlarının altında imzası var. Metni ‘gönüllü’ olarak imzaladıklarını düşünmek ya da iddia etmek, hakkaniyete uymaz. Ancak bugünün ölçüleriyle bakarsak, “Keşke direnselerdi” gibi ilkesel bir temenni, anlamlı olabilir.

Şu da ayrı bir gerçek: Bugün ‘tazelenen’ o rapor, o dönemde de gazetelere haber olmuş. Raporun hâlâ ‘ilginç’ olmasının (hatta bazı kesimlerde ‘vay be’ tepkisine yol açmasının) sebebiyse, zamanın ruhundaki değişime ışık tutması.
Raporun ortaya serilmesinin, gazete manşetlerine taşınmasının siyasi mantığını tartışmayı bir yana bırakıyorum. ‘Genel tablo’ya ve dershane konusuna dönelim…

Dershanelerin böylesine bir çatışmanın vesilesi olacağını, birkaç hafta öncesine kadar, neredeyse kimse öngöremezdi. Ancak, tablo ortada: Her iki taraf da dershaneler konusu üzerinden bir ‘meydan hesaplaşması’ yapma kararlılığını sürdürüyor.
Tırmanışın durması, kolay görünmüyor. Tabii, her an her şeyin yeniden şekillenebildiği, sürprizlerle dolu bir zeminde hareket ettiğimizi unutmamak gerekiyor.

Dokuz yıl önceki tabloya kıyasla ne kadar çok şeyin değiştiğini kavrayabildiğimiz oranda, şu an bizi bekleyen dönüşümün boyutlarına dair fikir edinebiliriz.

Dershane tartışması şunu da bir kez daha kanıtladı: Türkiye’de uygar veya nesnel bir ‘tartışma kültürü’nden söz etmek hâlâ imkânsıza yakın.

Her mesele kolayca siyah ve beyaz haline dönüşüyor. Çok kısa süreler içinde sert bloklar oluşuyor. Her blok ‘gündem’in sadece doğrudan kendisini etkileyen kısmını görüyor. Farklılıkların yan yana yaşamasına alışık olmamaktan doğan bir ‘yok etme’ psikolojisi içinde, çatışma ve sürprizler birbirini izliyor. Kavga etmenin, tartışmaya oranla, daha az emek ve birikim gerektirdiği kesin.

Görülebildiği kadarıyla, hükümet; cemaatin yetiştirdiği, örgütlediği, ekonomi ve eğitim dünyasında yoğunlaştırdığı gücünü, siyasi amaçlarla kullandığını düşünüyor.

“Buralar, militan yetiştirmek için kullanılıyor” saptaması, geçmişten beri dillendiriliyordu, şimdi iyice vurgulanır hale geldi. Cemaat ise “Kendi düşünce iklimimize uygun insanlar yetiştirmenin ne sakıncası var” diye soruyor. Hükümet, dershaneler konusunda haklı bir noktadan hareket etse bile; başka siyasi saikler, sebepler olduğu yönündeki kaygıları ciddiye alan geniş bir kamuoyu var.
Sonuç olarak, cemaat, bir siyasi parti değil. Ancak güçlü siyasi figürler üretmeye başladı. Ergenekon davaları sırasında oluşan ittifak, bu gücün bir yansımasıydı.

Şimdi, yeni bir döneme geçiyoruz. ‘Güç alanları’ için rekabet eden değişik aktörlerin varlığı, normal. Ancak hesaplaşmanın bu kadar kısa sürede böylesine sertleşmesini, herhalde kimse beklemiyordu.