Güler Zere'yi ölüme terk eden sistem...

Güler Zere'nin kim olduğunu ölüme yaklaştığı dönemde öğrendik. Güler Zere, öğrendiğimize göre 14 yıldır hapiste. Ağır bir kanser hastalığına tutulduğunu ve geri dönülemeyecek bir durumda bulunduğunu biliyoruz. Doktorlar ömrünün sınırlı olduğunu defalarca dile getirdiler.

Güler Zere’nin kim olduğunu ölüme yaklaştığı dönemde öğrendik. Güler Zere, öğrendiğimize göre 14 yıldır hapiste. Ağır bir kanser hastalığına tutulduğunu ve geri dönülemeyecek bir durumda bulunduğunu biliyoruz. Doktorlar ömrünün sınırlı olduğunu defalarca dile getirdiler.
Yasalar, artık yaşama umudu kalmamış mahkûmun serbest bırakılmasını gerektiriyor. Onu tedavi etmeye çalışan doktorlar, tahliye edilmesi gereken bir hastalıkla yüz yüze bulunduğu yönünde raporlar yazdılar. İnsan ‘normal sürecin izlenmesi ve serbest bırakılması gerekir’ diye düşünüyor. Siz öyle düşünüyor olabilirsiniz, ama Güler Zere ölüme her gün biraz daha yaklaşmasına rağmen serbest kalmıyor.
Güler Zere örneği ilk örnek değil. Bu gidişle son da olmayacak. Sorup soruşturduğumuz vakit görüyoruz ki, ünlü Adli Tıp Kurumumuz Zere konusunu ele almaya bir türlü zaman bulamıyor. Belli ki işleri başından aşkın... Hem bir ‘terörist’ ölse ne olacak ki onlar için?
Dün televizyonda CNN Türk Haber Müdürü Rıdvan Akar, Güler Zere’nin babasına ona bakan doktorun, ‘İyi ki içeridesin, dışarıda olsaydın belki birilerini öldürürdün’ demiş olup olmadığını sordu. Güler Zere’nin babası “Evet böyle bir şey söylemiş” dedi.
Bu ülkenin yargı sistemi ve bürokratik sistemi gibi sağlık sistemi de otoriter bir refleks üzerinde inşa edilmiş durumdadır. Bu bağlamda, doktorun yaptığı değerlendirmenin sürpriz sayılamayacağını söyleyebiliriz. 
‘Adli Tıp’çı da muhtemelen o doktor gibi düşündüğü için konuya karşı duyarsız kalabiliyor. Yasalar herkese eşit uygulanmadığı, insanlara siyasi tercihlerine göre muamele yapıldığı sürece, demokratik bir ülkeden söz edilmesi mümkün olamaz.
Adalet Bakanı neden bu konuya duyarsız?
Adli Tıp Kurumu neden Güler Zere ve benzeri hükümlülerin cezaevlerinde ölebileceği şeklinde bir kanaate eğilim gösterebiliyor? Bütün bunlara verilebilecek tek bir yanıt var aslında: Hukuk, ihtiyaca göre harekete geçirilir.
Hrant Dink hakkındaki cinayet planlarını öğrenen bazı devlet görevlilerin bu bilgileri neden sümen altı ettiği sorusuna cevap arayanlar, ‘Şimdi ben bir Ermeni’yi mi korumuş olacağım’ cümlesinin üzerinde durmalılar.
Bu ülkede hukuk keyfilik içinde uygulanır. Hep böyle olmuştur ve bu anlayışla yetişen sistemin değişik parçaları da hukuku ‘sadece gerektiğinde’ uygulanan bir kurallar bütün olarak kabul ederler.
***
Güler Zere gibi birçok genç olumsuz cezaevi koşullarında ölüme terk edilmiş durumda. Daha vahimi de şu: Bunu doğal kabul eden bir sistemin içinde yaşıyoruz.
19 Aralık 2000 tarihinde bu ülkede 20 cezaevine birden gece baskını yapıldı. Operasyon sırasında 30’un üzerinde tutuklu ve hükümlü öldürüldü. Operasyoncular, tutuklu ve mahkûmların ölenleri zorla yakarak ölüme yolladıklarını iddia ettiler. Gazetelerimiz ve televizyonlarımız da sağ olsunlar bu yalanı gerçekmiş gibi yansıttılar.
Tabii sonrasında bilirkişi raporları ve savcıların tutanakları bunların yalan olduğunu ortaya çıkardı. Çıkardı da ne oldu? Yasadışı, insanlık dışı, vahşi operasyonu yapanlar cezalandırıldılar mı? Tam tersine... Örneğin bu operasyon olduğunda Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü yapan bürokrat Cumhurbaşkanlığı madalyası kazandı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğine seçildi.
***
Türkiye, bir paradokslar ülkesi. Avrupa Birliği üyesi olmak istiyor. Bölgesinde barış ve istikrarın sağlanması için aktif bir dış politika geliştiriyor. Kürt sorununu çözmek için gayret gösteriyor.
İşin diğer yüzünden baktığınız zaman ise bu girişimlerine tamamen ters bir sistemin hâlâ aynı şekilde işlediğine tanık oluyoruz. Güler Zere’yi ölüme terk eden bir sistem, bölgede barışı geliştirecek bir dış politikayı istikrarlı bir şekilde yürütemez.
Güler Zere orada ölüp giderken, Ermenistan’la olan yüzyıllık sorunumuzu çözüme ulaştıracak düzeyde bir esnekliğin dış siyasete egemen olmasını beklemek pek de gerçekçi görünmüyor.
İçerisiyle, dışarısı arasında bir uyum olmalıdır... İçeride insan hakları ihlalleri tüm hızıyla devam etmekteyen, bölgesel çapta ‘adil siyaset oyuncusu’ olunamaz.