Gülüyorlardı, tanık 'Gülmeyin lan' dedi

"'Geber Ermeni', 'Geber Ermeni' diye bağırıyordu kurşunları sıkarken." Hrant Dink cinayetinin en yakın tanığı M.H isimli kadın, suikast sırasında Ogün Samast'ın...

“‘Geber Ermeni’, ‘Geber Ermeni’ diye bağırıyordu kurşunları sıkarken.” Hrant Dink cinayetinin en yakın tanığı M.H isimli kadın, suikast sırasında Ogün Samast’ın böyle bağırdığını anlattı dünkü duruşmada. 18 yaşındaki bir kişinin tanımadığı bir insana sırf kimliği nedeniyle bu kadar öfke duymasını neyle açıklamalı?
Ogün Samast’ı bu kadar kinle bağırtan, kurşun sıktıran anlayış, asıl analiz etmemiz gereken. Dünkü duruşmada, Ogün Samast’ın arkasında oturan ve onunla birlikte gülüşen Yasin Hayal’e dikkatle
baktım. Mahkeme onların yargılanmasını gerçekleştiriyor. Cezalarını da verecek. Sonuçta
onlar birer tetikçiydi. Bildiğimiz türden...
Tetikçileri bu cinayete kimlerin hazırladığını da biliyoruz. Adalet olsa, onların kısa sürede
mahkemeye çıkarılıp mahkum edilmesi işten bile değil. Dünkü duruşmadaki hâkimin halini, mahkemenin temposunu ve devlet kurumlarının davaya olan ilgisizliğini gördükten sonra, bunların hiçbirinin kolay kolay gerçekleşmeyeceğini algılayabiliyorum.
Davanın siyasi olarak tıkanması  bir yana, teknik olarak da, bu tempoyla ve bu yargılama anlayışıyla adaletin tecelli etmesinin olanaksızlığı ortada. Yasin Hayal ve Ogün Samast gülüşüp duruyor olmaları şaşırtmıyor... Onlara ‘geber Ermeni’ dedirten anlayışın hâlâ son derece etkin ve yetkin bir durumda olduğunu biliyor, hissediyorlar.
Beşiktaş Meydanı’nda ‘Hrant’ın arkadaşları’ adına konuşan sinemacı Süreyya Sırrı Önder, bu davayı kastederek ‘belge’ tartışmasına gönderme yaptı: “Madem Türkiye’nin baş meselesi ‘belge’dir, buyurun, size belgenin dik alasını sunuyoruz. Evet bir bakıma fotokopi. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, 1 Mayıs 1977’den Kahramanmaraş katliamına, çok tanıdığımız bildiğimiz bir sürü olayın benzeri. Bir yandan da esas evrak. Altında imzalar var. Islak”
Bu tür davaların en eski tanıklarından olan Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi de meydanda konuşmayı dinliyordu. Yaşamı cinayetlerin devlet içindeki bağlantılarının nasıl yok edildiğini izlemekle geçmiş bir tanık olarak aramızdaydı.
Tanık M.H insanı bunaltan duruşma salonunda konuşuyor: “Cinayeti işleyenin yanında biri vardı. Sonra birlikte kaçtılar.” Ogün Samast, Yasin Hayal’le fısıldaşıyor. Samast bu iddiayı reddetmek için ayağa fırlıyor. “Doğru değil” demek gereğini duyuyor.
14.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak, ‘belge’ şüphelisi Dursun Çiçek davasına son
anda katılarak tahliyesi yönünde oy kullanmıştı.
Bu kez onu daha dikkatli şekilde ve kafamda daha fazla soru işaretiyle izledim. 
Yüzlerce duruşmada bulunmuş kıdemli bir mahkeme müdavimi ve sanığı olarak, Hrant Dink davasındaki yargılama temposundan umutlu olduğumu söyleyemem. Bu tür yargılamalardan alışık olduğumuz klasik manzarada bir değişiklik yok. Devlet kurumlarına sorulan sorulara, aradan iki ay geçtiği halde, doğru dürüst bir cevap gelmiyor. 
Müdahil avukatlar, aile bireyleri, Hrant’ın adalet isteyen dostları, Kafka’nın ‘Dava’ romanında olduğu gibi, bürokrasinin labirentleri arasında dolaştıkları his-sine kapılıyorlar. Adalet mekanizması böyle işleyen bir ülkede demokrasi, sivilleşme gibi şeylerin gerçekleşme-sinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha algılıyor insan.
Salonda Brüksel Barosu Başkanı  oturuyordu.
İstanbul Barosu, onların duruşmalarda bulunmasını istemediğini açıklamıştı. ‘İçişlerimize karıştıkları’ inancındaydılar. İstanbul Barosu’nun neden böyle düşündüğü konusuna gelmeden önce, İstanbul Barosu’nun kendisinin bu dava konusunda ne kadar aktif ve duyarlı davrandığının tartışılmasında yarar var.
***
Hâkimlerin arkasında yer alan geleneksel adalet sloganı bir değişime uğramış. Artık orada ‘Adalet mülkün temelidir’ değil ‘Adalet devletin temeli’ yazısı yer alıyor. Belki de bu slogan değişeli çok olmuştur, ben yeni görmüşümdür, bilemiyorum.
‘Mülk’ün devlet olduğu, böylece devlet kararıyla da kaydedilmiş bulunuyor. Devletin ‘temel’i olduğu
söylenen adaletin Hrant Dink davasında ne kadar gerçekleştiğinin sorulması durumunda, ‘olumlu’ bir
cevap verilmesi mümkün değil.
Dünkü duruşmanın belki de başından beri en çarpıcı sahnesi tanık M.H’nin Ogün Samast ve Yasin Hayal’e söyledikleriydi.: ‘Gülmeyin lan.’ 
Sıradan bir yurttaşın, hiçbir önyargısı, ön kaygısı  olmadan söylediği sözlerdi bunlar.
Çünkü gülüyorlardı.