Güzin abla: Medyadaki 'yan hasar'

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin içinden yolladığı anlaşılan son CD bizim mesleğe, yani gazeteciliğe ilişkin. Darbeci askerler gazeteleri nasıl kullanacaklarını planlamışlar.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinden yollandığı anlaşılan son CD bizim mesleğe, yani gazeteciliğe ilişkin. Darbeci askerler gazeteleri nasıl kullanacaklarını planlamışlar. Bu amaçlarına da ulaşmış gibi görünüyorlar. Çünkü askerin talepleriyle gazetelerin haberleri arasında gerçekten de bir paralellik söz konusu.

‘Bunların hepsi doğru mu?’, ‘Gazeteler tam olarak askerlerin taleplerini yerine getirmişler mi’ şeklinde sorular sorulabilir. Her şeyin tam olarak kanıtlaması elbette mümkün değil. Ama gazetecilerin her zaman için askerleri iktidarın kuvvetli ayaklarından birisi olarak gördüklerini ve onların dileklerini, taleplerini her zaman için göz önünde bulundurduklarını biliyoruz.

Hatta durumun zaman zaman ‘göz önünde bulundurma’nın ötesine geçtiğini ve “emir alma” boyutuna ulaştığını gözlemliyoruz. Askerin güçlü olduğu, darbe yaptığı, müdahaleye kalkıştığı dönemde “Mehmetçik” gazeteci tipi artış göstermiştir. Onlarla baş etmek kolay değildir. Çünkü, arkalarındaki güce güvenerek diğer gazeteleri ve gazetecileri korkutmak konusunda beceriklidirler.

Bu ülkenin yakın tarihi gazeteci cinayetleriyle doludur. Bu cinayetlerin önemli bir kısmı, askeri darbe ortamı yaratmak amacıyla gerçekleştirilmiş olan cinayetler. Örneğin Abdi İpekçi’yi öldürenlerin sadece bir avuç ülkücü tetikçi olduğuna inanmak pek mümkün değil. ‘Tetikçilere yeşil pasaportları kim verdi? Askeri darbe döneminde en iyi korunan cezaevinden Mehmet Ali Ağca nasıl kaçtı?’ gibi sorular sormaktan çekinmezseniz, olayların farklı boyutlarını ortaya çıkarabilirsiniz.

***

Yok etme/öldürme boyutu, asker-gazeteci ilişkisinin sadece bir boyutudur. Asıl önemli boyut, “tehdit” ve “taltif”tir. Askerin siyasete müdahalesine karşı çıktığınız zaman değişik şekillerde uyarılar alırsınız. Askeri binalar size kapatılır. Hakkınızda “andıçlar” yazılır. İşinizden gücünüzden olursunuz.

Askerin “taltif”ini elde etmek mesleki kariyer açısından önemlidir. Gazeteciler bunu bilirler. Bu nedenle, bazı gazeteciler, haberlerini/ yorumlarını söz konusu “taltif”i ‘hak edecek’ şekilde sunarlar. Bu gerçeği görmek için gazetelerdeki haber ve yorumları çok derinlemesine bir değerlendirmeye tabii tutmak bile gerekmez. Darbecilerin köşeye sıkıştığı anlarda mehmetçik tipi gazeteciler hemen devreye girerler, “stratejik” yorumlarıyla, kamuoyunda oluşması muhtemel kötü imajın silinmesini sağlamaya çalışırlar.

Tabii bu ilişkilerin bizim bilmediğimiz boyutları da var. Gazetelerin değişik kademelerine gazeteciler yerleştiriliyor. Bunların kim olduğunu anlamak her zaman için o kadar da kolay olmayabiliyor.

***

Örneğin “Güzin abla”ya “örtünmeye zorlanan kız” mektubu yazdırılır. Bu tür ‘içerik’lerin gazetelerin manşetlerine çıkarılmasına özen gösterilir. “En çok askere güveniliyor” şeklinde sonuçlanan “özel“ anketler de, kendilerine genelde manşetlerde yer bulurlar. İşin içinde bir bit yeniği olduğunu düşünenler, seslerini çıkartmaya çoğu zaman cesaret edemezler.

Gazetecilik, gene çok ciddi bir itibar yıpranmasıyla karşı karşıya. Belki bu itibar yıpranmasının doğuracağı tartışmalarla birlikte, daha sağlıklı bir gazeteciliğin temellerinin atılması olasılığı doğabilir.

Değişim eğilimlerinin belirginleştiği bir dönemdeyiz... “Soğuk savaş dönemi” siyasetçiliğinin sonunun geldiğini görüyoruz. Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği “çözümsüzlük” siyasetinin geçmişe takılı kalan bir siyaset olduğunu görebilen gazetecilerin sayısı artıyor. ‘Tarihimizi gözden geçirelim’ anlayışını benimseyen gazetecilerin sayısı artıyor. Onur Öymen’in ateşlemesinin de etkisiyle, tarihimizi daha az “sansür”lü bir şekilde tartışabiliyoruz. Tarihle yüzleşmek için yeni adımlar atabiliyoruz. Soğuk savaş dönemi gazeteciliğinin de sonlarındayız.


Gazetecilik mesleğinin bundan sonra gideceği yön konusunda iyimser olmak istiyoruz, ama tedavi gerektiren ‘gazeteci hastalıkları’nın çokluğu moral bozuyor. Yalan Güzin abla haberleri üretme, cezaevi operasyonlarında katliamcıların haberlerini servis etme, yıllardır “şeriat geliyor” korkusu yaratmak amacıyla darbecilerin istediği şekilde yalan ve yönlendirici haber imal etme alışkanlıkları ve gelenekleri ne olacak? İktidarların hatalarını örtbas etme geleneği ne olacak? Bu tarz kökleşmiş ‘gazeteci alışkanlıkları’ndan bir anda uzaklaşılmasını beklemek gerçekçi değil.

Ahmet Türk, Meclisteki konuşmasında “Hakikatleri Araştırma Komisyonu” kurulmasını önerdi. Yakın tarihimizin en kötü oyuncularından olan gazetecilerin de böyle bir komisyona ihtiyaç duyduklarını görmek zor değil. ‘Gazeteciler nelere alet oldular?’, ‘En kritik zamanlarda meslek etiğini nasıl ayaklar altına alındı?’ gibi soruların üstüne gitmekten korkmamak gerekiyor.

Türkiye değişiyor, dünya değişiyor, darbeciler bu değişim nedeniyle zorlanıyorlar. Darbeci, militarist ruhlu gazeteciliği masaya yatırmanın zamanı çoktan gelmiş durumda.