Hakkâri Yüksekova yolunda

'Çözüm süreci' bir hamleyle yükselişe geçtiği nisan ayından bu yana 'Her şey altüst oldu' diyebileceğimiz gelişmelerden geçti.

Van Gölü’nün kıyısında, Sütçü Fevzi’nin kahvaltı salonundayız. Yanımızdaki masada Vanlı gıda tüccarları kahvaltı yapıyor. Geleneksel cuma sabahları buluşması olduğunu söylediler. Tabii, onları görür görmez, “Nedir durumlar?” diye sormaktan kendimi alamadım.
Veysel Dikici, Van Gıdacılar ve İşadamları Derneği Başkanı. “Ümidimizi koruyoruz” diye söze başladı. “Aslolan güven ortamı” diyerek konuşmasını sürdürdü. Bölgede yatırım talep ve imkânı büyümüş. Ancak ‘çözüm süreci’ndeki duraklamalar, tereddütler işadamlarını kaygılandırıyor.
Sohbet başlar başlamaz, iki farklı yaklaşımı hemen fark edebiliyoruz: Bir kesim, yapılan yatırımlara, deprem sonrası TOKİ’nin inşa ettiği 20 bin konuta dikkat çekiyor. Diğer yaklaşımdakiler, ‘demokratikleşme paketlerinin yolunda gitmediği’ endişesini dile getiriyorlar. Tahmin edilebilecek bir tablo. Bunun yanı sıra Van’da ciddi bir değişim yaşanıyor. Yatırımlar artmış, yeni ve lüks oteller yapılmış.
Gözler, zaman zaman tırmanan gerginlik ve gelgitlere çevrilmiş: “Barış kalıcı olsun. Bakın Kuzey Irak nasıl gelişti. Oralarda ticaret yapıyoruz, zenginliğinden yararlanabiliyoruz. Aynı şeyin burada da olmasını istiyoruz.” İlk izlenimler bunlar.
‘Çözüm süreci’nde toplumun nabzını tutmak amacıyla düzenlenen toplantılarda benim şansıma düşen bölge olan Karadeniz, sürece ‘endişeli’ bakan bölgelerin neredeyse başında geliyordu. Beklenenler olmadı, Karadeniz’de iki aya yayılan ve 18 ili kapsayan toplantılar, ufak tefek protestolar dışında olumlu geçti. Destekleyenler, karşı çıkanlardan çok fazlaydı.
Doğu ve Güneydoğu’ya giden gruplar, en şanslı olanlardı. ‘Çözüm’e en çok destek bu bölgelerden geliyordu. En çok acı çeken, en çok kayıp veren, çatışmalarla altüst olan bu bölgenin insanları, kaçınılmaz olarak, çözümü de en fazla arzu edenlerin başında geliyordu.
‘Âkiller’ gezisi nisanda başladı, hazirana kadar sürdü. Toplumun önemli bir kesimi, meseleyi iki aydan fazla bir dönem boyunca enine boyuna tartıştı. Kamuoyu, atılacak yeni adımlara, yapılacak yeni düzenlemelere daha hazır bir hale geldi.
Bu dönemden sonra, Türkiye ve çevre ülkelerde, olağanüstü gelişmeler birbirini izledi. Mayıs sonu haziran başında Taksim Gezi Parkı nedeniyle başlayan protesto gösterileri, siyasetin kimyasını altüst etti.
Kuzey Suriye’de (Batı Kürdistan) de önemli gelişmeler yaşandı. ‘PKK’ya yakın’ kabul edilen PYD, Suriye Kürdistanı’nın egemen siyasi aktörü olarak öne çıktı. Kürt gruplarıyla İslamcı ‘El Nusra’ arasındaki çatışmalar, Türkiye sınırlarındaki gerginliği arttırdı. Bölgeden yeni Kürt göçü başladı.
Mısır’daki darbe, Türkiye’yi ve dünyayı etkileyen yeni bir siyasi durum olarak, ‘gündemi belirler’ konuma geldi. Onu, Suriye’deki kimyasal silah saldırısı izledi... Şimdi Batı’nın Suriye’ye yönelik ‘cezalandırma saldırısı’ tartışılıyor.
‘Çözüm süreci’ bir hamleyle yükselişe geçtiği nisan ayından bu yana, “Her şey altüst oldu” diyebileceğimiz gelişmelerden geçti. Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla, siyasetteki belirsizliğin yarattığı basınç iyice arttı.
Gözler çözümün aktörlerinde
Uzun bir aradan sonra, Kürt sorununun Türkiye içinde en yoğun yaşandığı Van-Hakkâri-Yüksekova bölgesindeyim. Dört gün boyunca bölgenin yeni havasını, çözüme ilişkin düşünceleri, eğilimleri paylaşmaya çalışacağım.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Konrad-Adenauer Vakfı’yla birlikte düzenlediği ‘Yerel gazetecilikte meslek içi eğitim semineri’ nedeniyle Hakkâri’nin Yüksekova ilçesine gidiyoruz.
Evet, ‘çözüm süreci’nde neredeyiz? BDP’nin yüzde 80’lerin üzerinde oylara ulaştığı bu yerlerde yeni durum nasıl değerlendiriliyor, çözüme ilişkin umutlar nasıl bir boyutta?
Aynı oranda merak edilense, çözümün iki önemli aktörü Erdoğan ve Öcalan’ın süreç içinde nasıl bir pozisyon alacakları... Gerçekten Öcalan, süreçten çekilebilir mi? Peki, Erdoğan, ‘reform paketi’nden vazgeçebilir mi?
Ne olursa olsun, Yüksekova ve Hakkâri’yi on yıllık aradan sonra yeniden görmek benim açımdan heyecan verici.