Hapisteki DTP'liden mektup

29 Mart seçimlerinden sonra DTP'ye yönelik yaygın bir tutuklama kampanyası başlatıldı. Bu tutuklama furyasının Başbakan'ın ve bazı bakanların 'seçimlerde zor kullandılar' açıklamalarının hemen ardından gelmesi dikkat çekiciydi.

29 Mart seçimlerinden sonra DTP’ye yönelik yaygın bir tutuklama kampanyası başlatıldı. Bu tutuklama furyasının Başbakan’ın ve bazı bakanların ‘seçimlerde zor kullandılar’ açıklamalarının hemen ardından gelmesi dikkat çekiciydi. Tutuklananlar hakkındaki iddia basına yansıdığı kadarıyla, KCK adlı bir örgütlenme yoluyla DTP’ye egemen olmaktı. Daha açıkçası KCK, DTP içindeki PKK örgütlenmesidir deniyordu.
Bu köşede birkaç kez bu tutuklamaların yol açabileceği sonuçları tahlil etmeye çalıştık. Bölge gerçeklerini bilen birisi olarak kanaatimiz, ‘DTP içinde PKK var’ diyerek yapılacak hukuki, siyasi ve sosyal değerlendirmenin, bundan yola çıkarak yaygın tutuklamaya girişmenin ‘anlamsız’ olduğuydu.
Böyle bir uygulama, Kürt kimliğini temsil eden örgütlenmeyi meşru alanın dışına itmek sonuca varırdı ki, bundan en çok çözüm çabaları zarar görürdü.
Önümde bir mektup duruyor. 29 Mart seçimlerinin ardından tutuklanan bir DTP yöneticisinin mektubu. Gelişmeleri bir de onların tarafından görmeye yardımcı olacağını düşündüğüm bu mektubu kısaltarak yayınlıyorum:
***
“Bu mektubu Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazıyorum. Ben 14 Nisan günü, DTP’ye yönelik yapılan operasyonlarda tutuklanan çok sayıda partiliden biriyim. Bu mektubu yazmaktaki amacım hukuki dayanaklardan yoksun, tümüyle siyasal bir operasyon olan bu tutuklamaya ilişkin düşüncelerimi sizinle paylaşmaktır.
‘PKK’nin Türkiye yapılanması-Meclis üyesi ve yöneticisi’ olmakla suçlandığımdan kısaca da olsa siyasi geçmişimi yazmak istiyorum. Siyasal çalışmalara ilk olarak 1997 yılında HADEP Esenler (İstanbul) gençlik komisyonunda yer almakla başladım.
Ardından ilçe yönetimine geçtim ve 1999 yılında HADEP Esenler İlçe Başkanlığı’na seçildim.
2002 yılına kadar ilçe başkanlığı görevinde bulundum. 2002-2005 yılları arasında DEHAP İstanbul il yöneticiliği yaptım. Bu süre zarfında il başkan yardımcılığı ve kısa süre il başkan vekilliği yaptım.
DTP’nin kuruluş çalışmalarına katıldım, il yönetiminde görev aldım. DTP’nin genel merkezinde çeşitli komisyonlardaki çalışmalara bilfiil katılıyordum.
29 Mart seçimlerinde Merkezi Seçim Komisyonu’nda yer aldım ve Diyarbakır ile Batman illerindeki seçim çalışmalarını yürüttüm.
DTP, son mahalli seçimlerde 53 olan belediye sayısını 98’e çıkarmayı başaran parti olmuştur. DTP olarak, Cumhuriyet’ten günümüze varlığını koruyan Kürt sorununun demokratik barışçı yollardan çözümünü siyasal hattımızın merkezine almaktayız.
İşte bu iki nokta bize karşı ‘siyasal darbe’ niteliği taşıyan operasyonun ana kaynakları olmaktadır.
Birincisi 29 Mart yerel seçimlerinde elde ettiğimiz başarı ikincisi Kürt sorununa duyarlık.
Seçim çalışmaları süresince bize ve çalışanlarımıza dönük polisin takibi ve tahriki hiç eksik olmamıştır. Çok sayıda çalışanımız gözaltına alınmış ve tehdit edilmiştir. AKP’nin 22 Temmuz seçimleri öncesi Kürt sorununu çözeceğine dair yaratmış olduğu hava Kürtlerden destek bulmuş ve AKP’ye oy olarak gitmişti. Ancak seçimlerden sonra bu havanın tam tersine esmesi(dönmesi) nedeniyle Kürtlerden bulduğu desteği kaybetmiştir. AKP, seçimleri kaybetmenin vermiş olduğu öfkeyle üzerimize geleceğine nedenlerini kendi politikalarında aramalıdır.
Seçimlerden sonra Başbakan başta olmak üzere, çok sayıda bakan ve milletvekili ‘seçimleri tehditle aldılar’ söylemini dillendirmeye başladılar... Bilmeyen de bu ülkede emniyet ve jandarmanın DTP’nin emrinde olduğunu sanacaktır.
(...) Bu operasyonun hukuki olmaktan çok siyasi olduğunu yukarıda yazdığım satır aralarında vurguladım. AKP’nin seçimlerde elde edemediği başarıyı, böyle bir operasyonla parti çalışmalarımızı illegalize ederek elde etmeye çalıştığı şeklinde de yorumlanabilir. Bu operasyon seçimlerin üzerinden 16 gün geçtikten sonra yapılmıştır. Kamuoyu seçim sonuçlarını ‘doğru okumalı’ tartışmalarını yürütürken Emniyet böyle bir operasyon için düğmeye bastı. Gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlarımın konumları, çalıştıkları komisyonlar bu operasyonun hedefini açığa vurmaktadır.
Genel Başkan yardımcılarımız, MYK ve parti meclisi üyelerimizin yanında büyük kesimimiz merkezi seçim komisyonu üyesiyiz. Ayrıca partimizin yerel yönetim komisyonu üyelerinin tümü, geri kalan arkadaşlarımızın çoğu ise çalıştıkları illerin il seçim komisyonu üyeleridir.
(...) Operasyonun PKK’nın seçim sonuçlarından hareketle Kürt sorununun demokratik yollarla çözümüne bir şans daha tanımak için 1 Haziran’a kadar eylemsizlik kararı almasından hemen sonra yapılmış olması manidardır.
Dosyamızın gizli olmasından dolayı içeriğini tam olarak bilmemekle birlikte gerek savcı-hakimin sorduğu sorudan(bir sorudan başka soru yoktu) ve gerekse AKP’ye yakın basında çıkan haberlerde ‘KCK’ye bağlı Türkiye Meclisi’ni kurmak ve KCK adına faaliyet yürütmek’miş operasyonun gerekçesi. Buna kargalar bile güler. Partimizin program ve tüzüğünü okumuş olan herkes, parti örgütlenme modelimizin meclis tarzı örgütlenme olduğunu biliyor. Daha katılımcı, daha demokratik ve tabana dayalı örgütlenme modelidir meclis tarzı örgütlenme.
Bir diğer husus da, Türkiye’deki yapısal, siyasal-yönetim sorunlarının çözümünü parti olarak 20-25 bölgeye ayrılmış demokratik özerklik modeliyle, Türkiye’de başta Kürt sorunu olmak üzere birçok sorunun çözümünü beraberinde getireceğine inanıyoruz. Bu operasyonla hedeflenen ‘demokratik özerklik’ çözüm önerimizin kamuoyu nezdinde meşruluğunu tartıştırmaktır.
Sonuç olarak, bu operasyon sandıktan çıkan özgür iradeyi kırmak isteyen, DTP’nin muhalefet gücünü ezmeyi ve ülkemizin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklenmesini hedefleyen bir konseptin ürünüdür.
Son söz olarak AKP Kürt sorununu demokratik ve adil bir şekilde çözsün, bizler kazanmış olduğumuz 98 belediyenin tümünü ona devretmeye hazırız.
‘Bir gün bu topraklarda barış mutlaka kazanacak’ inancı ve umuduyla selam ve saygılarımı gönderiyorum.”
Lütfi Dağ, D Tipi Kapalı Cezaevi Diyarbakır.