Hasan Cemal'in Kandil söyleşisi

Hasan Cemal, haberin olduğu yere giderek, yeni ve önemli bir haberi daha gündemimize getirdi. Karayılan söyleşisi, bir gazetecilik olayı olarak ilgi görüyor.

Hasan Cemal, haberin olduğu yere giderek, yeni ve önemli bir haberi daha gündemimize getirdi. Karayılan söyleşisi, bir gazetecilik olayı olarak ilgi görüyor.
Hasan’la dostluğumuz, arkadaşlığımız 40 yıl öncesine dayanır. O okulu yeni bitirmişti, ama Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaptığımız toplantılara katılırdı. Ben ise okul okul dolaşarak 1968 yılı sonunda SBF öğrencisi olmuştum. Hasan, okulu bitirince Doğan Avcıoğlu’nun Devrim dergisinde çalışmaya başladı. Derginin Uluç Gürkan’la birlikte iki yazıişleri müdüründen birisiydi.
O yıllarda Aydınlıkçı olmuştum. Aydınlık dergisini aylık olarak çıkaran ekibin  ( Doğu Perinçek,
Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Halil Berktay, Nuri Çolakoğlu)  içindeydim.
Ankara Adakale sokaktaki Türk Hukuk Kurumu Apartmanının iki dairesinden birisinde Aydınlık dergisi, tam karşısındaki dairede de Devrim dergisi hazırlanıyordu. Birbirimize laf atar eğlenirdik.
Hasan, Devrim dergisi içinde yaşadıklarını yazdı. Askeri darbe peşinde koşarken neler düşündüklerini bütün ayrıntılarıyla ve samimiyetle anlattı. Türk solunun darbe ve darbecilerle akrabalığını hiçbir sansür uygulamaksızın okuyucularıyla paylaştı. Bu süreç içinde darbecilikle bağını kopardığını ve yaşadığı acı deneyimleri  kitaplarında, gazetedeki köşesinde dile getirdi.
Kafası sürekli belli konular üzerinde yoğunlaşır ve bu yoğunlaşmalardan yeni kitaplar çıkar. Yazdıkları tartışmaları da beraberinde getirir. Hasan’ın yaşamındaki en dramatik noktalardan birisi Genel Yayın Yönetmeni olduğu Cumhuriyet gazetesi içinde bölünmeye giden kavgadır. Bu konu Hasan’ın neredeyse yaşamının her anında bir yerden çıkıverir.
Cumhuriyet gazetesi içindeki kavgayı anlatan ‘Cumhuriyet’i çok sevmiştim’ kitabı yayımlandığında ben Cumhuriyet’te çalışıyordum. Gazetenin fanatik okurları, benim neden Hasan’ın aleyhine yazılar yazmadığımın hesabını sordular. Gazeteye egemen olan anlayıştan farklı düşünüyordum ve ters bir yazı yazmanın da anlamsız olacağını bildiğim için onun Cumhuriyet değerlendirmeleriyle ilgili bir yorumda bulunmadım. Rahmetli Ufuk Güldemir de, arada bir telefon edip “Oral abi, bu konuda bir şeyler yazmayacak mısın?” diye beni sıkıştıranlardandı.
***
Hasan, darbeci geçmişiyle hesaplaştıktan sonra farklı bir yol izlemeye başladı. Kürt’ün derdine kulak kabartan, Ermenilerin acısını paylaşan, demokrasiye yapılan müdahalelere kararlılıkla karşı çıkan, insan haklarını temel değer olarak benimseyen bir gazeteci olarak dikkat çekti.
27 Nisan 2007 tarihinde yayımlanan e-muhtıraya içimizde en kararlı karşı koyanlardan biri oldu. O noktadaki net tutumuyla kendisine eleştirel yaklaşan bazı kesimlerin de beğenisini kazanmayı başardı. “Sözde değil özde demokrat” olarak tanımlandı. Klişe bir cümleydi ama Hasan’ı doğru tanımlıyordu. Sonrasında da, demokrasiye karşı duran bütün güçlere karşı ayrım yapmaksızın eleştirilerini sürdürdü.
Tipik bir gazeteci olarak haber peşinde koşmayı sever. Bir de Galatasaray maçlarının peşinde koşar. Orada da gazetecidir ama tarafsız değildir. Özelikle Fenerbahçelilerle taraflı tartışmalara girmeyi sever. Onun gazeteciliğinin Galatasaray tarafı tartışılır, tartışmaya açıktır.
PKK’nın dışarıdaki bir numarası Murat Karayılan’la yaptığı söyleşiyi okuyoruz. Karayılan söyleşisiyle yine olumlu bir gazetecilik performansı sergiledi. Dağları, dereleri, tepeleri aştı. Kandil dağına tırmandı.
Gazetecilik-yazarlık her zaman içinde haber değeri taşıyan bir işle anlam kazanır.
Karayılan’ın söyledikleri önemli. Sorunu çözmek isteyen siyasetçiler açısından çok değerli ipuçları içeriyor. Örneğin Karayılan’ın Hasan’a söylediği ve Milliyet gazetesinin dün yan manşetinde yer alan ifadeler çok anlamlı: “Asker değişti, siyaset eksik kaldı.” Karayılan silahları devre dışı bırakabileceklerini söylerken de bir yeni duruma işaret ediyordu.
Nice haberlere Hasan diyorum...