HDP'ye bombadan, Suriyeli ırkçılığına...

Seçim meydanlarında partilerin birbirlerinin aleyhine değerlendirmelerde bulunmaları, birbirlerini suçlamaları; beklenen bir olgu. Dilin zaman zaman sertleşmesi, belki doğal da karşılanabilir. Ancak, "şiddet dili"nden kaçınmak, önem taşıyor.

Seçim, bir “ölüm kalım savaşı” değil. Seçim, demokratik sistemlerin olmazsa olmazı.

Yönetenler, iktidara aday olanlar; halkın, seçmenin ayağına gidiyorlar. Onları memnun ederek oy alabileceklerini görüyorlar. Vaatlerde bulunuyor, çözüm önerileri geliştirmeye çalışıyorlar.

Seçimlerin, hoş ve keyifli tarafları olduğu kadar; bazen, hesap edilmeyen sonuçları da olabiliyor. Türkiye, çok partili rejime, maalesef bir türlü alışamadı. 60 yılı aşkın deneyime rağmen; taşlar yerine oturamıyor, siyaset bir türlü normalleşmiyor. Askeri darbelerin birikimi, bu tabloya yol açan etkenlerden biri.

Son yıllarda bazı adımlar atıldı, bazı engeller aşıldı. Siyaset üzerindeki askeri vesayet geriletildi. Askerin gölgesi olmayan bir seçim yarışması bu... Ancak, askeri vesayetin sonlanması, “sorunların bitmesi” anlamına gelmiyor.

SİYASETTE ŞİDDET

Seçim meydanlarında partilerin birbirlerinin aleyhine değerlendirmelerde bulunmaları, birbirlerini suçlamaları; beklenen bir olgu. Dilin zaman zaman sertleşmesi, belki doğal da karşılanabilir.

Ancak, “şiddet dili”nden kaçınmak, önem taşıyor. Bir silahlı kalkışmanın sonlandırılmasına çalışılan bir dönemden geçiyoruz sonuçta.

HDP binalarının bombalanması, şiddet dilinin kışkırttığı ortamın bir ürünü. Zaten, geçmişten beri, Kürt siyasi hareketine karşı, “aşırı milliyetçi bir saldırganlık” ve “şiddet eğilimi”, hep var olmuştur. Çok acı tecrübeler yaşadık.

Son günlerdeki saldırılar; genel toplumsal eğilimi yansıtmasa da, seçimlerin havasını zehirleyebiliyor. Karşılıklı suçlamaların, taraftarları aşırı tahrik edici bir havaya bürünmemesine; partilerin, liderlerin, daha fazla özen göstermesi gerekiyor.

Adana ve Mersin, Kürt göçünü en çok alan illerimiz arasında. Bu kentlerde, bir kıvılcım, ortalığı ateşleyebiliyor. Provokatif yaklaşımları, tahmin etmek zor değil. Fotoğrafı analiz etmek ve duyarlılık göstermek, önemli.

SURİYELİ DÜŞMANLIĞI ÜZERİNE

Seçim kampanyasının en şanssız söylemlerinden birisi de; iç savaş nedeniyle ülkelerini terk edip, yaban ellerde yaşamaya mecbur kalmış Suriyelilere yönelik “dışlayıcı dil”... CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, "Suriyelileri geri göndereceğiz" sözlerinin üzerinden zaman geçmeden, " Bak bu hükümet Suriyelilere çalışma izni veriyor" şeklindeki suçlamalara yönelmesi, üzüntü vericiydi.

Kılıçdaroğlu'nun kendisi de, "ötekileştirilmiş" bir kimliğin sahibi. Suriyelilere yönelik dışlayıcı dil gerçekten tuhaf duruyor. Eğer bu dilin kendisine oy kazandıracağını hesaplıyorsa, bence, yanlış bir değerlendirme içinde.

ÇÖZÜM SÜRECİNİ GERİLİME SOKMAK

Seçim kampanyalarının tatsız yönlerinden birisini de, “çözüm sürecine yönelik olumsuz tavırlar” oluşturuyor. Hükümetle, HDP ve Öcalan arasında Nisan’da sağlanan mutabakat ve PKK'nin silah bırakmasına ilişkin olumlu hava; seçim ortamında bozuldu. PKK'liler, "Süreç bitmiştir" sözlerini tekrarlarken; Cumhurbaşkanı Erdoğan , “İzleme Komisyonu”nu reddediyordu. Dolmabahçe uzlaşmasını doğru bulmadığını söyleyen Erdoğan, “ilerleyen sürecin kırılmasına yol açacak” bir yerden konuşuyordu.

Seçimlere yaklaştığımız oranda, değişik alanlardaki gerilimlerin tırmanma potansiyeli giderek artıyor.

13 yıldır seçim kaybeden muhalefetin de, “başkanlık sistemini ille de geçireceğim” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da, barajı aşma geriliminin kıskacındaki HDP'nin de; tırmanışa katkıları var.

Seçim, kimse için “dünyanın sonu” değildir. Seçim, “halkın tercihlerinin sandığa yansıması”dır. Birileri kazanır, birileri kaybeder. Demokrasi, sonuçlara herkesin saygı göstermesi, başarısız olanların başarısızlıklarını kabul etmeleri(ve gerekli görürlerse istifa etmeleri)dir. Seçim geçer, hayat devam eder.

Mesele, bu gerçekleri tam anlamıyla içselleştiren bir siyasi kültüre ulaşabilmek...